Zaman zaman çokça yapmak isterim. Ama kimseyi kendimle yoramam.
Birine içini dökmek çoğu zaman insanı hafifleten basit bir şey gibi görülür ama aslında o anın içinde daha karanlık, daha çıplak bir taraf vardır. Çünkü insan başkalarının arasında yaşarken kendine bir yüz seçer. Güçlü görünür, toparlanmış görünür, her şeyi kontrol ediyormuş gibi davranır. Nietzsche’nin Apolloncu maske dediği şey de biraz budur. Düzenli, ölçülü ve katlanılabilir bir görüntü. içini dökmek ise o maskenin bir anda çatlamasıdır.
insan o an içinde sakladığı karmaşayı, akla sığdıramadığı acıları, bastırdığı korkuları ve adını koyamadığı boşluğu dışarı bırakır. Karşısındakine aslında şunu göstermiş olur: Dışarıdan gördüğün o sakin insanın altında sandığından çok daha dağınık, kırılgan ve karanlık bir yer var. Bu yüzden içini açmak, sadece konuşmak değildir. Kendi zihninin bodrumuna birini indirmektir.
Freud’un tekinsiz dediği şeye benzeyen tarafı da burada başlar. insanın içinde gizli kalması gereken şeyler kelimelere dökülür ve artık yalnızca ona ait olmaktan çıkar. Havada asılı duran o cümleler hem anlatanı hem dinleyeni tuhaf bir sessizliğin içine çeker. Dinleyen kişi de bir başkasının içindeki uçuruma bakmış olur ve bu bakış bazen insanı rahatsız edecek kadar derindir.
Felsefi olarak bakınca iç dökmek, insanın kendini savunmasız bırakmasıdır. Karşındaki kişiye seni incitebileceği yerleri kendi ellerinle gösterirsin ve onun bunu yapmayacağına inanmak zorunda kalırsın. Birine içini dökmek, biraz da celladına kılıcı nereden tutacağını öğretmek gibidir. Karanlık tarafı da tam burada durur. insan hem anlaşılmak ister hem de anlaşılmama ihtimalinden korkar. Hem teslim olur hem de bu teslimiyetin onu yaralayabileceğini bilir. Üstelik bütün bunların üstünde bir de dilin eksikliği vardır.
Wittgenstein’ın söylediği gibi, dilimizin sınırları dünyamızın sınırlarıdır. içindeki o büyük, isimsiz ve ağır acıyı kelimelere dökmeye çalıştığında, o acı ister istemez değişir. Anlatırsın ama anlattığın şey, yaşadığın şeyin birebir kendisi değildir. Sadece gölgesidir. Karşındaki insan seni ne kadar dikkatle dinlerse dinlesin, senin cehennemini kendi penceresinden görür.
Bu yüzden birine içini dökmek, ruhun karanlık odalarından çıkıp bir yabancının zihnine doğru atılmış tehlikeli bir adımdır. insan o an biraz eksilir, karşısındakinin dünyasını biraz genişletir ve anlaşılma umuduyla yalnızlığını iki kişilik büyük bir sessizliğe çevirir.