insanın birine sadece bakması değil, onu kendi iç dünyasında bir yere yerleştirmesidir. bazen bir insanı, bazen bir şehri, bazen bir sesi, bazen de artık geri gelmeyecek bir anı kalbinin içinde yaşatmaktır. sevmek, aklın “gerek yok” dediği yerde bile kalbin usulca “biraz daha” demesidir.
sevmek, birini kusursuz sanmak değil; kusurlarını görüp yine de ondan vazgeçememektir. bazen yanında olunca huzur bulmak, bazen uzağında kalınca eksilmektir. insan sevince sadece karşısındakini düşünmez; onun iyi olup olmadığını, neye güldüğünü, neye üzüldüğünü, hangi kelimeye kırıldığını da düşünür. yani sevmek, bir insanın varlığını kendi hayatının sessiz alışkanlığı haline getirmektir.
sevmek bazen sahiplenmek sanılır ama aslında en zor tarafı özgür bırakabilmektir. çünkü gerçek sevgi, “benim ol” demekten çok, “iyi ol” diyebilmektir. insan sevdiğini kaybetmekten korkar ama onu boğmamak için de kendi korkusuyla savaşır. bu yüzden sevmek sadece güzel bir his değil, aynı zamanda ağır bir sorumluluktur. insanın egosuyla kalbi arasında kurulan ince bir köprüdür.
sevmek, bazen dünyanın en basit şeyi gibidir; bir mesaj beklemek, bir ses duymak, kalabalıkta onu aramak, adı geçince istemsizce susmak gibi. bazen de dünyanın en karmaşık şeyidir; gururla özlem arasında kalmak, gitmek isterken kalmak, unutmak isterken daha çok hatırlamak gibi.
kısacası sevmek; bir insanın başka bir insanda kendine ait olmayan bir yurt bulmasıdır. bazen iyileştirir, bazen yaralar. bazen insanı çoğaltır, bazen eksiltir. ama gerçekse, insanın içinden kolay kolay sökülüp atılamaz; çünkü sevmek, kalbin birine “sen geçtin ama izin kaldı” deme biçimidir.