kökenleri mezopotamya'nın bataklıklarına ve (bkz: akarsu) kültüne dayanan, ancak derinliğine indikçe karşınıza (bkz: platon)’un idealar dünyasını ve (bkz: pisagor)’un kürelerin müziğini çıkaran o devasa gnostik okyanus. öncelikle şu (bkz: hazreti muhammed) meselesine bir netlik getirelim; kureyşli müşriklerin ona ve ilk müslümanlara "sâbiîleşti" (saba'a) demesi sadece bir hakaret değil, aslında bir "etiketleme" çabasıydı. zira o dönemde putları reddeden, temizliğe (abdest/gusül) ve tek tanrıya vurgu yapan her mistik hareket, halkın gözünde "atalarının dininden dönenler" yani sâbiîler ile bir tutuluyordu. ancak mandeizm, islam'ın aksine ruhun bu dünyaya "düşüşünü" bir trajedi olarak görür. işte burada (bkz: platonizm) ile olan o muazzam bağı devreye girer; platon nasıl ki bedeni ruhun hapishanesi (soma sema) olarak tanımladıysa, sâbiîler de maddeyi (tibil) ruhun ışık aleminden kopup hapsolduğu karanlık bir zindan olarak görürler.
bu hapis hayatından kurtuluş ise sadece kuru bir inançla değil, (bkz: gnosis) yani sezgisel bilgi ile mümkündür. ruh, bedenden ayrıldığı an o meşhur (bkz: yedi kat gök) yolculuğuna başlar ki bu tam bir (bkz: ezoterizm) şölenidir. her gezegen bir "gümrük kapısı" (matarta) gibidir ve ruhun oradan geçmesi için doğru parolaları ve bilgiyi bilmesi gerekir. yolculuğun en tepesinde, o en ağır ve en karanlık bekçi olarak (bkz: kiwan) yani satürnbekler. satürn, sâbiî kozmolojisinde zamanın ve maddenin son sınırıdır; orayı geçemeyen ruh, tekrar bu karanlık dünyaya (bkz: tenasüh) benzeri bir döngüyle geri itilir. pisagor’un gezegenlerin dizilimi ve sayıların kutsallığı üzerine kurduğu o matematiksel evren tasarımı, sâbiîlerin (bkz: ginza raba) kitabındaki o karmaşık ışık-karanlık hiyerarşisinde adeta vücut bulur.
onlar için (bkz: vaftizci yahya) son ve gerçek peygamberdir çünkü o, ışığın yeryüzündeki yansıması olan akarsuyu (yardna) ruhun arınma anahtarı olarak sunmuştur. ne yahudilerin (bkz: adunay) dedikleri tanrıya, ne de hristiyanların çarmıh sembolüne değer verirler; onlar için kurtuluş sadece hayatın bilgisi (manda d-hayye) ile mümkündür. bugün isveç’ten avustralya’ya kadar dağılmış olan bu son gnostikler, hala her pazar beyaz elbiseleri (bkz: rasta) içinde suya girerken, aslında binlerce yıl öncesinin o sümer, babil ve yunan felsefesinin harmanlandığı o büyük sırrı sırtlarında taşıyorlar. (bkz: hermetik felsefe) ile olan akrabalıkları ise başlı başına bir entry konusudur ama özetle; sâbiîlik, ruhun evine dönüş biletidir ve o biletin en ağır damgasını her zaman (bkz: kiwan) vurur.