adam fawer'in türkçe'de empati ismiyle yayınlanan kitabı. almanca ve japoncası da bu isimledir ve bu isim o denli popülerleşmiştir ki orijinal isminden daha bilinir olmuştur kitabın.
2015 yılında yayımlanan spectral lore'a ait 5 şarkıdan oluşan bir extended play. Toplamda 50 dakikalık e.p. mi olur dememek lazım, oluyormuş meğer. Yunan ezgilerini sevenler bir de black metal ile olan sentezine kulak versinler derim.
ne yaparsanız yapın asla yılanı, karanlığı, şeytanı seçmeyin. sizi birçok maddi arzuyla ayartmaya çalışacak; insanları açgözlülükle delirtip yoldan çıkaran şey,
en başından bir bedenden diğerine sıçrayan bu şeytani varlıkmış.
maddi bedeninize bi ceset gibi davranın,
bırakın insanlar sizi azarlasın,
sessiz kalın,
sükut edin,
asla tepki vermeyin,
sık sık gülmeyin ve tebessüm etmeyin,
egonuzu, kibrinizi tamamen öldürün,
ölümü dahi kabul ederek.
ve ardından iki tane varlığın yanınıza yaklaştığını göreceksiniz.
karanlık-gnosis ve aydınlık-gnosis.
gnostizme dair entry'lerimi okurken dikkatli olun lütfen. psişik olarak, ezoterik kavramları algılamaya başladığınızda, ve kendinizi maddi dünyadan soyutladığınızda iki ayrı psişik güçle karşılaşacaksınız!!! bu tamamen gerçek ve hakikat! tüm sevdiklerim üzerine yemin ediyorum.
gerekirse kollarınızı koparsınlar, size deli desinler, her gün küfür ve hakarete maruz kalın, aşağılanın, hor görülün, asla savunmaya geçmeyin!!!!
yunanca kökenli bu kelime düpedüz “bilgi” anlamına geliyor fakat burada bahsedilen bildiğiniz türden, kitaptan okunup ezberlenen, okulda öğretilen episteme falan değil ha. gnosis, sezgiyle, içsel bir deneyimle, ansızın gelen bir aydınlanmayla ulaşılan, kişiyi dönüştüren, ruhsal bir kavrayış hali. ne sadece akılla, ne de sadece imanla sınırlı. ikisinin ötesinde, doğrudan “bilmek” ve o bilmeyle bir olmak gibi bi şey.
bu düşünceye göre içinde yaşadığımız maddi evren, kusurlu bir yaratıcı demiurgos tarafından yapılmış bi tür alan gibi görülüyor; asıl yüce kaynak ise çok ötede, pleroma denen tamlık ve ışık aleminde. insan ruhu ise bu alemde hapsolmuş ilahi bir kıvılcım taşıyor ve kurtuluş, dışarıdan dayatılan ritüellerle ya da körü körüne inançla değil, tam da bu gnosis sayesinde gerçekleşiyor. kendi özünü, evrenin perde arkasını ve ilahi kökenini içten içe bilmekle.
antik yunan felsefesinden hermetizme, zerdüşt etkilerinden erken hristiyan tarikatlara kadar pek çok gelenekte izleri var. kimileri bunu en saf mistik yol olarak görmüş, kimileri de tarih içinde farklı yorumlara tabi tutulmuş. tarafsız bir bakışla söylemek gerekirse, insanlığın “gerçekten bilmek nedir, neden buradayız, asıl benliğimize nasıl döneriz” sorularına verdiği en içsel ve en kişisel cevaplardan biri olarak duruyor orada.
ruhum hafif ferahladı bu konuyu düşünürken, çünkü ne kadar eski olursa olsun hâlâ güncelliğini koruyan, insanı düşündüren bir mevzu.
Her türlü düşünmeden daha yüce olan tanrısal ilk varlığın, “dile getirilemeyen, adı konulamayan, sükût içinde yakalanan”ın tam zıddı ise maddedir. Madde bütün kötülüklerin temelidir, ama aynı zamanda var olmayandır. Madde, heykeltıraşın ya da Demiourgos'un, yani Tanrı'nın göz yumduğu, alt sırada yer alan bir tinin, kötü ama tövbekâr bir varlığın eseridir.
Demek ki dünya bir tür karşı yaratılış ve aynı zamanda görünüşte yaratılıştır. Bunu fark etmiş olmak, Tanrı'ya geri dönüş anlamına gelir. Bunu bilmek bile, ama yalnızca bu bilgi, insanı kurtarır. Gnosis olmadan insan lanetlenmiş durumdadır.
Var olmamış, görünmeyen, kavranamayan Tanrı'dan Demiourgos'un da haberi yoktu; ama bu Tanrı kendisini isa'ya ve onun aracılığıyla gnosis'in lütfuna ortak olanlara göstermişti.