çok kötü bir kahve markası getirde görürseniz almayın. çok yüksek asiditesi var sanırım. aroması çok geride. kahve tadını vermediği gibi canımı sıktı lezzetsizliği, iştahım kaçtı.
kedilerin çenelerinde dökülen siyah noktalar ve kızarıklık şeklinde ortaya çıkan bu rahatsızlığı kedi hiç problem etmedi ancak üç haftadır benim uykularım kaçtı. anlatayım da bu sorunla karşılaşan ve karşılaşabilecek olan kedi sahiplerinin haberi olsun; çok çabaladım siz çabalamayın.
içeriğinde "klorheksidin" etken maddesi bulunan antiseptiklerin akneyi geçirdiğini araştıramalarım sonucunda öğrendim. kedi sahipleri eczanelerde satılan "kloroben ve klorhex" gibi ağız gargaralarını kullanarak bu sorundan kurtulmuşlar. hemen aldım iki üç gün bu gargarayı pamuğa dökerek ceku 'nun çenesini temizledim. bu arada normal pamuk silerken çok su bırakıyor makyaj temizleme pedleri kedilerin kulağını çenesini temizlemek için en iyisi. tabii söylendiği kadar kolay da olmadı.
bir gerileme olmayınca gittik veterinere "hiç korkma normal bir şey." dedi "acısı kaşıntısı olmaz aknedir geçer gargarayı bırak al sana cyristalin -hayvanlarda kullanılan bir antiseptik- bununla sil." diyince yine bir hafta boyunca sabah akşam kedi kovalamacayla temizliğe devam ettik. yine olmadı, hiçbir düzelme yok; çenede siyah noktalar yayılıyor. bu arada kedim benden çok makyaj temizleme pamuğu kullanmaya devam ediyor.
tekrar veterinere gittik dedi ki "bu ilerlemiş antibiyotikli krem vereyim, yazdığım iki tane kremi aynı oranda karıştır sabah akşam masaj yaparak sür." masaj yapacağım, sabah akşam, krem... tırmalanmadık yerim kaldı mı bilmiyorum. üstüne bir de yalamasın dedi. kedi ne demek yalamasın?
üç gün dayanabildim, kendi yaşadığım sinir harbini geçtim, yavrumun sabah akşam antibiyotikli krem yalamasına gönlüm razı gelmedi.
sirkeli suyla silmeyi denedim ve bingo! bir gün içinde akne gerilemeye başladı, birkaç günde neredeyse bitti.
sirkeli suyla yıkanan ve her sabah sirkeli limonlu su içen bir insan olarak bu nasıl daha önce aklıma gelmedi hayretler ediyorum. denediğim yöntemler doğruydu ama sıralaması yanlıştı. siz siz olun önce en zararsız olan sirkeli suyu deneyin. -mutlaka sirkeyi seyreltin direkt sürmeyin, keskin sirke kediye zarar.- daha sonra cyristalin, kloroben, antibiyotikli krem seçeneklerine herhangi bir gerileme olmazsa geçebilirsiniz. her yöntem her kediye yaramıyor.
bütün bu yazı boyunca aknenin sebebini ve engelleme yöntemlerini söylemeyi unuttum: kedilerin çenesini yeterince yalayıp temizleyememesi, mama kaplarının plastik olması ana sebepleri. mutlaka cam, porselen, seramik ya da çelik mama, su kabı kullanılmalı. kaplar özellikle akne sürecinde her gün değişmeli, temizlenmeli.
temiz çeneler dilerim...
kendisiyle aramızdaki mesajlaşmaların paylaşılmasının sorun teşkil etmediğini teşekkürleriyle belirten yazar. mesajlar da görseller kısmında hala duruyor.
yirmi sekiz yaşındayım bir kere akp ye oy vermedim bunun gibi yüz tane daha tacizcinin kışkırtmalarına maruz kalsam yine vermem ama bu yapılan edepsizliktir, tacizdir. siyasi görüşünüz sizi üst insan yapmıyor. insanları salak yerine koyarak, başörtülüyse ya fetöcüdür ya akplidir diye kalıba sokmaya çalışarak hiçbir yere varamazsınız. rezil olan sizsiniz farkında da değilsiniz maalesef.
Yılmaz Odabaşı'nın ilk baskısı öteki yayınevinden çıkan "cehennem bileti" adlı kitabından bir şiir. tanımımı yaptım ama sözlük formatının yine ezberimde olan seksen altıncı maddesi gereği, direkt olarak şiirin adıyla açtığım bu başlığa tanım yapma zorunluğum yoktur. tamamen gönlümden koptu da yaptım.
-av. medet serhat'ın anısına-
ömrümüz derin suların özetidir
aşıktır
yabandır
asidir
ömrümüz bukağısı kilitli esaretin sesidir
tekindir;
çünkü tekildir
ve kapılarımızdaki
devriyelerin nöbetleridir
ruhlarımızdaki
devrilmelerin metnidir
yanımız yöremiz kuş iskeletleridir
ömrümüz dolaşır o diyar bu yâr
memleket neresidir?
bu bilginin kaynağını öğrenebilir miyiz? bildiğim kadarıyla köpek coronasının aşısı zaten vardı. kedilerde ve köpeklerde aynı aşının kullanılabilmesi de mümkün değil.
gerçekten kedi koronasına çare bulunduysa ona göre sevineceğim.
yeni bir anketi hizmetinize sunmanın gururunu taşıyorum;
okumanızın üzerinden yıllar geçse de, kitaplıkta hep elinizin gittiği, satırları durmadan kafanızda dönen kitaplardır.
sabaha karşı akıllarda yankı bulması mümkün bir şiir dizesi. sonuna bir ünlem gerekir. hatırlayanlara da doğan günü telaşa kapılmadan doldurabilmek için bir arzu...
istemeden büyümüş bir ağaçtan bahsediyorum istemeye istemeye büyüyen ağaçlardan
toprağı güneşi ve suyu istemeden
ve kuşu ve rüzgârı
bazı yerleri hiç olmayan bir ağaç
bazı yerleri olması gerektiğinden fazla
doğrusu
bir yerine kadar güzeldi hayatım
ne zaman kötü bir şey olsa
allah büyüktür diyordu babam
ve genişliyordu her şey
bir ovadaydı aklım
kalbim bir dağı küçültüyordu
kalbim bir dağı kırıp kırıp içime atıyordu
zaten giderim diye bakıyorken her şeye uğurlanıyorken
on dördünde ilk tenezzül ile ufalandım
ferahladı gövdem
veda ettiğim her şeyin tam ortasında kaldım
sana bakarken sözcük demeyi de
iki tane aynı harfin yan yana geldiği sözcükleri de seviyordum
allah tenezzül ve tereddüt
ve şehrin dışındaki evleri
seni o yüzden
o kadar ve öyle seveceğimi o zaman anladım
bir gün dedim ki kendime bir gün
bir gün dedim ki babama
kendimin ağacı oldum ben
kendi kendine bir ağaç nasıl oluyorsa
öyle
allah zaten büyüktü
ama babam allah büyüktür dedikçe
yalnızız sözcüğü geliyordu gözlerimin önüne
evimiz eğimliydi
kavmimiz eğimliydi
tekini kaybetmiş bir şey gibi
her yerden bir şey gibi çıkıyordum dışarıya
insan nasıl en son bir kere hiç dönmüyorsa
öyle
babam
neden bana bakıp allah büyüktür diyordu herkese
ne istediğini bilmekten
ve her şeyi isteyerek yapmaktan bahsediyordu herkes
oysa artık hiçbir şeyi isteyerek yapmayan
gününü değil
kökünden sökülmeyi bekleyen bir ağaçtım
bir ağaçtım ve diyordum
elbette yalnızlık kapacak ormandan ayrılanı
elbette bitmeyecek hiçbir şey
elbette ortasında kalacağız her yerin
ama istemeye istemeye büyümüş bir ağaç daha ağaçtır
biri beni bulsun diye beklemediğim yeryüzü
daha yeryüzü
ya yalnızların bazı yerleri hiç yoktu
ya bazı yerlerinin bir teki daha büyüktü diğerinden bir gözü diğer gözünden
bir eli diğer elinden
gittikçe yakınlaşan
hem gidip hem yakınlaşan şeylerin yalnızlığıyla
bazen hiç
bazen günlerce
bir boy aynasından
sen bana bakıyormuşsun gibi baktım kendime
istemeyerek kaldığım o pazartesi salı temmuz günleri
istemeyerek baktığım o dağ deniz ova yerleri gövdemde bir çağ değişiyormuş gibi sesler
başımı tutup artık geçsin diyordum
artık geçsin
bu benim seninle gidip diğeriyle döndüğüm çağ
bu benim sana durup kendimle yürüdüğüm yeryüzü
bu benim seninle uyuyup başkasıyla uyandığım dünya
artık geçsin
devam eden bir fotoğrafın içinde
olmaya olmaya büyüyen bir ağaçtım
eskiden sadece birinin her şeyi
şimdi manzaranın herhangi bir yeri
atlarla tayların beraber ağladığı o sabah
atların ağlayan yüzü gibi oradaydım
ben sana yaşken eğildim dediğim o andan
ben sana taş kesildim dediğim o yere kadar
içimde dokundukça dağılan
kurcalanırken kırılmış bir şeyin yepyeni üzüntüsü
eskiden her yere uzak evlere benzeyen bir yüzün vardı
bir yüzün
ama o sabah artık şehrin ortasında kalmış diğer evler gibi
sanki insan
en son bir kere de
bulamamak için gidiyormuş gibi bazı yerlere
görememek için
ben de çok geldim
ben de çok bulamadım seni
ağaçların altında çekilmiş fotoğrafların dağılma anı gibi
sonra herkes gidiyor
ağaçlar kalıyor tek
konuşurken kendi sesini duyduğu şeyleri anlatmamalı insan
artık olmasam da olur dediğim o sabah
bir ağaç kendini nereden nereye bırakabilir diye herkesin yüzünün tam ortasına baktım
yalnızlar ve daha yalnızlar
ve daha yalnızlar vardı
her şeyi daha az yapmak
her şeyi daha az duymak
her şeyi daha az görmek için
bir ağaç nasıl kendinin olur
neresinden diye diye
kendini omzundan nasıl öperse bir ağaç
sana öyle uzanıp
kendimi omzumdan öptüm
tekini kaybetmiş bir şey gibi
tek ama yepyeni kaldım
"türkçeyi bindirdiler sala verdiler sele."
lisedeyken yavuz bülent bakiler bizim okula gelmişti. bir saat konuştu herkesi tokatladı sonunda nereden geldim buraya diye kendine kızmıştı. o konuşmada söyledi bunu dün gibi hatırlıyorum.
editto: nazmiyecim senle ilgisi yok beğendim "fenasal" güzel kelime olmuş. sadece aklıma geldi.
gülmek eyleminin ikinci çoğul kişide gerçekleşmediğini anlatan söz.
bütün entrylerimi editleyip altına yazmak istiyorum ama onun yerine başlık açayım dedim. ne kadar da yersiz bi o kadar haklı.
nilüfer turizmin yiyecek sağlayıcısı olan şirket.
kiminin çok sevdiği kiminin nefret ettiği bir kekleri vardır. ben hastasıyım o kekin reçetesini deneye yanıla buldum. evreka ulan!
unutmamak için buraya yazıyorum. kek tarifi vermek de varmış.
180 gr margarin
100 gr pudra şekeri (1 su bardağından biraz fazla)
ikisini krema kıvamına gelene kadar çırp
4 yumurta tek tek eklenecek
üç kaşık yoğurt oda sıcaklığında bekletilmiş ve suyu süzülmüş
250 gr un (iki su bardağından az fazla)
kabartma tozu
karbonat silme 1 çay kaşığı
(kuruları karıştır)
sıvı karışımla kuru karışımı sadece homojen olana kadar çırp.
çeyrek su bardağı su ekle.
emir kipiyle yazdım tarifi yol yordam bilmezler gibi. mmhh.
ben bunu kendim anlayayım diye yazdım gerçekten benim tarifimle bu keki deneyecek olan olursa ayrıntı veririm.
afiyet olsun.
güzel insanların atlara eziyeti durdurmak için yaptığı eylem.
ve artık istanbul faytonsuz. beklenen hayvan hakları yasasıyla da tüm türkiye de atlı fayton yasaklanacak. günün en iyi haberi.