bugün

hiç biri birbirine benzemeyen kokudur
bebeklerin tenindeki koku hiçbi yerde yoktur. nedendir bilinmez, öpünce mis gibi süt kokar.
insan evlatlarının en doğal ve en mükemmel kokusu.parfümmüş deodorantmış yanında hikaye kalır..
karşı cinsi çekmeye ya da itmeye yarayan,kişinin parfüm,ter,deodorant gibi şeylerden arındırılmış öz kokusudur.
insanları birbirinden ayırır.
(bkz: dolce & gabbana)
bazen vazgeçemediğiniz insanlardaki eşsiz ayrıntı..
(bkz: kadın kokusu)
bu aralar askin merakla karistigi ozlem kokusu.
sevgiliye aitse, insanı yoran kokudur. yaş ilerleyip de sevgililer biriktiğinde ten kokuları birbirine karışır, özlenilir, ancak daha sonradan ne mutlu ki(!) insanın duyu ve duygu gözenekleri tıkandığından dolayı durum kolaylıkla atlatılır.
on doların kokusu.
napolyon savastan gelmeden bir hafta öncesinden esine hep haber salardi... "sakin yikanma ve üstünü degisme, bir haftaya geliyorum, kokunu cok özledim" diye...
esinin kokusunu doyasiya almak icin yikanmamasini istiyordu...

birde analarimizin kokusu vardir, sadece cocuklarina o sekilde kokarlar diye düsünüyorum...
hicbir yerde yoktur, anneye sarilinca doyasiya icimize cekeriz o kokuyu, doyulmayan hos bir parfum misali kokar...

(bkz: ana kokusu)
(bkz: avon)
(bkz: perceive)*
en güzeli bebek teninin kokusudur..bu kokuyu doyasıya içinize çekmek için derin bir nefes alırsınız, akabinde kaçınılmaz kokuyla karşılaşırsınız.
(bkz: bok kokusu)
aşk olmadan tam olarak anlaşılamayacak kokudur.
gün olur sevdiğinin ter kokusu bile dünyanın en güzel kokusu gibi gelebilir.. hele onun teninin kokusuna alıştıktan sonra başka koku almaz olur o burun, lanet burun, lanet pinokyo.
patrick suskind'in yakın zamanda filmi de çevrilen koku* adlı romanı ne de güzel anlatır bunu.
hayvanlar çiftleşmeden önce birbirlerinin sidiklerini koklarlar. ben köyde bunu dikkatle inceledim. koç koyunun arkasına gitti bayan koç ta bunun suratına bi güzel işedi. tabi bu onların arasındaki bi iletişim. böyle kabul edicez onları. işte koyun koça işeyince seninki burnunu kıvırdı alt dişleri gözüktü böyle "öff aq öldürdün lan densiz karı" der gibi garip bi ifadeye büründü koç. aa birde ne göreyim. koçla koyun çiftleşimeye başladı. çok heyecanlanmıştım o an. işte buradan hareketle insanların da kendine has bir kokusu vardır diyorum. erkek ve dişi arkadaşlar kokularını hissedip beğenirse ten uyumu dediğimiz hadise ortaya çıkar ve erkeklerinin suratına işemeye gerek kalmadan birbirleri ile güzel bir ilişkiye başlayabilirler. illa ten kokusunu çok merak eden varsa gidin arkdaşlarınızın sürekli kullandıkları yastıkları koklayın. kendi öz kokularını buradan duyabilirsiniz. yanlız yakalanmayın derim. hiç bişiy açıklayamazsınız rezil olursunuz valla.
küçüklüğümden beri kendiminkini merak ettiğim kokudur.
hep sorarım kimse tanımlayamaz...
aidiyet duygusunu körükleyen baş döndürücü bir uyuşturucudur. sevgilinin kokusunu bütün gece içe çekip uyumak zaten başlı başına olağanüstü bir hissiyat.

hele o yatağa sinen muazzam koku yok mudur! insan yatağı yorganı yenilemek istemez.
senin tenin sıcak
benim içimde bir kedi
yumdu gözlerini:işte aşk dedi
(bkz: ezginin günlüğü) ve (bkz: teninle konuşmanın zamanı)
kişiyi hissetmeni, onu dinlemeni, onu hissetmeni sağlayan dilden öte duygusal iletişim aracıdır ten kokusu. gözlerini kapatır ve ten sıcaklığının, ten kokusundan içine akışını hissetmeye odaklanırsın. söylenen tüm yalanlar yalan olur o zaman. sadece gerçekler vardır o an. anlatılmaya çalışılanları yanlış anlamadan iletişime geçtiğin, en yoğun duyguların en anlaşma dolu iletişimini yaşatır sana. o koku hep aynıdır aslında, ama her farklı duygusal dalışta farklı hissettirir kendini sana. iletişimin en anlaşma yanlısı duygusallığı olduğu için yaşanılan ten kokuları unutulmaz bir daha. kaybolmaz ruhunun derinliklerinden. güzel anıların yadigarıdırlar, paylaşmışlıklarda yaşatırlar insanı. içine akıttığı sıcaklığa ihtiyaç duyarak titrersin yokluklarında...
asla unutulmayacak, insanın başını döndüren müthiş koku.
Ten kokusu...
Uygun değilmiş bana zaten...
Göğsüme yaslandı derslerin bittiği gün, ağacın gölgesine oturduğumuzda. Altımızda çimenler, etrafımızda sınıftan kişiler...
Güzel, ılık bir Mayıs, öğle yemeği sonrası. Ilk günlerde aşka dönüşmekten çok uzak bir şekilde başlayan arkadaşlığımız son gün göğsüme yaslanmasıyla son buluyordu.
Karnım inip çıkıyordu nazik nazik, rahatsız etmesin diye onun küçük vücudunu. Ara ara saçlari değiyordu yüzüme. Başbaşa konuşuyorduk bazen kalabalıktan sıyrılıp. Onun içten içe beni arzuladığını hissedebiliyordum. Haftalar sonra ayrılacağı sevgilisinden daha yakışıklıydım kuşkusuz, daha modern, daha kendinden emin... Elim belindeydi, ara ara okşuyordum hafif hafif, belki hissetmiyordu bile.
Kolunu dizime dayadı. Aşkın ilk vuku bulma kuralı yerine gelmişti, ten tene değdi, ama kokular birbirini reddetti...
aslında sanıldığından daha da önemli olan kokudur. zira sevgilinin * ten kokusuna alışılamazsa insan çiftler arasında anlaşmazlık bile olabilir*.

(bkz: sonra çok önemli tenimizin uyumu) *
aşk denen kimyasal uyuşumun en önemli sebebidir. içinize çektiğinizde yerinizde duramadığınız halde huzuru da bulduğunuz bir ten kokusu varsa aşk kesin ordadır.