"iddia"ya göre bu ergenekon terör örgütü, türkiye cumhuriyeti hükümetini yıkmak için kurulmuş. diğer tüm sağ, sol, dinci vs. terör örgütlerinden çok çok önemli bir farkı var. bütün terör örgütleri "türkiye cumhuriyeti devletini (devletin altı çizili) yıkmak/bölmek için varolmuşken, ergenekon "hükümeti" yıkmak/çalışamaz hale getirmek için varmış. allah allah! chp'de bunu istiyor, mhp hatta bdp, bütün diğer partiler, sendikalar, muhalif dernekler de bunu istiyor. ben de benim gibi milyonlar da akp hükümetini alaşağı etmek istiyor.
işte ergenekon'un şifresi; a.k. partisine öyle ya da böyle muhalif her kişi/kurum/örgütlü-örgütsüz toplum potansiyel ergenekon üyesi.
mesela iddianamede şöyle bir suçlama var: örgüt üyesi olmaksızın, bilerek ya da bilmeden örgütün çıkarlarına hizmet etmek. şaka değil! ileri demokrasi, yetmez ama evet. yahu örgütün liderlerinden olduğu iddia edilen ilhan selçuk için, "cep telefonu kullanmadığı tespit edilmiş, bu durum onun ne kadar gizli davrandığının kanıtıdır." deniyor. hepimizi manyak yerine koyuyorlar, tiyatroda espri niyetine yazılsa komik ama bu hiç komik değil. dahası despotluk, diktatörlük.
bu nedenle bilsek de bilmesek de, akp'li değilsek, onun iktidardan gitmesini istiyorsak, potasiyel yahut gizli hepimiz ergenekoncuyuz!
"ergenekon terör örgütü-etö" ve "ergenekon silahlı terör örgütü-estö" diye.
yetmiyor, "kanlı örgüt" diye de yaftalıyorlar.
neyi?
ergenekon'u...
ergenekon'u kanlı örgüt, bir terör örgütü olarak lanse ediyor, kayıtlara geçiriyorlar...
çocuklarımız ergenekon'u hafızalarına bu şekilde yerleştiriyor.
bir türk destanı olarak değil, silahlı ve eli kanlı bir terör örgütü olarak.
istenilen de bu zaten ergenekon tertibinde.
çocuklarımızın hafızasından ergenekon ile günümüz arasındaki tarihsel bağı kesmek, varoluş destanımızı unutmak ve milli bilinçi köreltip çıkış yolumuzu kapatmak...
türk milleti tarihi boyunca en sıkıntılı dönemlerinde bile bir çıkış yolu bulmuş ve bu yeniden diriliş süreçleri ergenekon örneğinde olduğu gibi destansallaşmıştır.
işte tertiplenen bu soruşturmaya ergenekon ismi verilerek amaçlanan da işte bu destanlaşan milli bilincin ortadan kaldırılıp türk milleti'nin milli benliğinden uzaklaştırılması amaçlanmıştır.
bu örgüte ergenekon adını ilk kim verdi?
erol mütercimler.
90'lı yıllarda.
bu ismi kimlerden duyduğunu da söyledi. ama verdiği o isimler şu an hayatta değil. dolayısıyla erol mütercimler'in iddiaları ıspatlanamaz.
bir diğer isim tuncay güney...
bu şahıs hakkında kelam etmeye gerek bile yok kanaatimce.
bu soruşturmaya "ergenekon" ismini koyan, bu adı dosyaya sokan kişi ise dönemin emniyet istihbarat daire başkanı olan ramazan akyürek'tir.
hani şu trabzon'da içinde çocuklar varken bombalanan mcdonalds saldırısını yapan yasin hayal'in terör örgütü bağlantısı olmadığına karar verip o'nu mahkemeye dahi sevk etmeyen emniyet müdürü.
o gün ramazan akyürek yasin hayal ve çetesinin üzerine gitmiş olsaydı, bugün hrant dink suikastı olmamış olacaktı belki de.
ama ne yazık ki hrant dink suikasti bile ergenekon'la ilintilendirildi.
böyle bir tertiptir ergenekon.
işin komiği emniyet genel müdürlüğü'nün adli suç soruşturmalarına kod adı vermek gibi bir yetkisi de yoktur. ülkemizdeki adli teamüller, sıklıkla görülse de böyle bir uygulamaya müsaade etmemektedir zira.
ama tüm bunlara rağmen bu soruşturmaya "ergenekon" ismi, savcılık tarafından değil, emniyet teşkilatı tarafından verilmiştir.
bu soruşturma ümraniye'de ele geçen 27 el bombasıyla başladı. ama şimdi bu el bombalarının sözünü eden bile yok...zira soruşturma şekil değiştirdi. bombalarla yola çıkan soruşturma "ergenekon ve ergenekon lobi" yazılı kağıt parçalarının bulunmasıyla(!) sözde bir terör örgütüne yöneldi, terör örgütüne yönelik yapıldığı iddia edilen bu soruşturma ortaya atılan ve sahibi çıkmayan "darbe günlükleri ve planları" ile önce emekli generalleri, ardından ülke aydınlarını, oradan da muvazzaf subayları içine alan bir siyasi darbe ve hesaplaşmaya dönüştürüldü.
faili meçhulleri çözmek adıyla soruşturmaya karanlık renkler verildi, kazılar yapıldı, bulunan kemikler üzerinden insanlar tutuklandı. bulunan silah ve mühimmatlarla kamuoyunun iyice gözü boyandı, insanlar gerçeği göremez hale getirildi.
işin en anlamsız tarafı ise, bir terör örgütünden bahsediliyor ama ortada bir terör örgütü yok, bu örgütün lideri yok, kadrosu yok, siyasi kol ve kanadı yok, cephanesi yok, eylemleri yok, hepsi sadece iddia...
bir örgüt yargılanıyor, ama olmayan bu örgüt üzerinden türk ordusu hedef alınıyor, hedef gösteriliyor,
türk'ün varoluş destanı şike gibi saçma soruşturmalara katılıyor, cübbeli ahmet'ler ile ilintilendiriliyor...kısacası iktidar ve gülen cemaatine muhalif olan, daha ötesi muhalif olabilme şüphesi olan herkes bu sözde örgüt ile yaftalanıyor...
hukuk ve adalet işlemiyor...vicdanlar rahatsız...
hukuksuzluk yaparak adaleti sağlamaya çalışmak.
ne diyeyim. adalet bir gün bu hukuksuzluğa imza atanlara da lazım olacak elbet.
ergonekon denen olayın aslında olmamasıdır. şimdi şöyle bir düşünürsek mesela ergenekon adı altında tutuklamalar ne zaman başladı ve nezamandır devam ediyor. ilk tutuklama yaklaşık olarak 3 yıl önce olmuştur. 3 yıl geçmesine rağmen halen daha bazı belgeler bulunması çok saçmadır. eğer gerçekten böyle bir örgüt varsa ve 3 yıl önce deşifre olmuşsa neden bu komutanlar o belgelere yok etmemiştirler. bizlerin güvenliklerini saglamakla sorumlu olan bu askeri personelın demek ki hepsi birer gerizekalı. öyle değilmi eğer bu adamlar geri zekalı değilseler bağlı oldukları örgüte ait belgeleri yok etmeleri gerekiyor ama bakıyorsun hergün yeni darbe planları cıkıyor.
velhasılıkelam söylemek istediğim iktidar kendini sağlama için böyle birşey uydurmuştur ve bunun adı altında karşısına kim çıkarasa içeri almaktadır. dikkat edilirse içeriye alınan gazatecilen neredeyse hepsi bir şekilde cemaat ve fetullah gülen hakkında kitap yazmışdır. hatta hanefi avcı kitabında içeri alınacağını yazmıştı. bütün bunlar yoksa bi tesadüf mü?
eğer ergenekonun ne olduğunu öğrenmek istiyorsan ittihat ve terakki yi, teşkilat-ı mahsusa yı araştırmalısın. eğer kürt meselesi ve pkk nın nasıl devlet tarafından örgütlendiğini, devletin nasıl terörist ve terör oluşturduğunu öğrenmek istiyorsan cumhuriyetin ilk yıllarına ve 12 eylül askeri darbesine bakmalısın. 12 eylül askeri darbesinde diyarbakır cezaevinde kalanlara generallerin dışkılarını yedirdiğini, deterjanlı sular içirerek ''içlerini temizledik'' sözlerini göreceksin ve şok olacaksın. unutma! 12 eylül darbesini yapan amerika, türk ve kürt kardeşliğini bozmak için iki adet küçük örgütle bu işi bitirdi.
yapılan soruşturma kapsamında gün itibariyle iddianame kabul edilmiş olup, aralarında ahmet şık, nedim şener ve hanefi avcı nın da bulunduğu on dört tutuklu hakkında on beş yıla kadar hapis isteniyor.
liderleri ermeni,yahudi ve rum dönmesi olan bir örgütün:"vatansever görünelim ve hepimiz farklı kimliklere bürünelim. alevileri öldürüp sünnilere,sünnileri öldürüp alevilere,ülkücüleri öldürüp solculara,solcuları öldürüp ülkücülere,kemalistleri öldürüp dindarlara,askerleri öldürüp kürtlere,kürtleri öldürüp askere ermeni ve hristiyanları öldürüp milliyetçilere atalım ki herkes birbirine düşman olsun ve türkiye ilerlemesin" şeytani planıyla hareket etmesidir.
okuduğunu anlamaktan aciz kimselerle tartışılamayacak destan... şöyle ki:
--spoiler--
ahmet vefik paşa gibi türk milletinin yetiştirdiği en önemli devlet adamı, aydın ve türklüğün varlığını borçlu olduğu kişiye hiçbir kanıta sahip olmadan "sabetayist" demek arsızlığın ötesine geçmez. gerçi sen ne tanırsın ahmet vefik paşa'yı
--spoiler--
ahmet vefik paşa'ya "sabetayist" diyen ben miyim? değil. kim? araştırmacı ilhami yangın... ilhami yangın kim? türkeş'in yakınlarından biri; eski yeni düşünce genel koordinatörü... türkeş kim? "türk dünyasının doğal lideri"... peki burada bok niye bana atılıyor? çünkü ilhami yangın'ın ve türkeş "safkan" olduklarına göre, olsa olsa benim kanımda bir bozukluk vardır.
ahmet vefik paşa için, bir başka "soyu temiz" olan ferruh sezgin misyoner okulları kitabında ne diyor? aklımda kaldığı kadarıyla:
- batı işbirlikçisi... misyoner aşığı... robert koleji onun sayesinde açıldı. ıı. abdülhamid bu ihaneti hiçbir zaman unutmadı ve öldüğünde onu "kıyamete kadar çan sesi dinlesin" diyerek kolej'in yakınlarındaki kayalar kabristanı'na gömdürdü.
.....
son olarak: türklüğün değil, türkçülüğün -ideolojik- düşmanıyım. neden? çünkü: (#12007850)
Türkle, Gayri-Türk arasındaki farkı gösteren destandır. Moğol destanı, moğol destanı deyip, üzerine Dünyanın en önemli Türk tarihçilerinden biri Zeki Velidi Togan'ın tarihi saptamalarını sanki bir tarihçi yapmamış gibi yansıtıp, .açık ve seçik şekilde Destanın geçtiği çağlarda Moğol diye bir toplum olmadığı anlatılınca emercensi valfinin devreye girdiği hidrolik sistemi gibi "Tarihçilere bırakalım biz dedik yeaavvv" diye anırılan destandır. Oğlum bu işler internet üzerinden 3. 5. 10. el bilgiyle yürümüyor. Ciddi işler bunlar, çamur at izi kalsın mantığı ve nicesi kişinin kanının bozukluğunun ve türk olmadığının göstergesidir ki Gürcü Tayyip modasının yegane belirtisidir. Tamam utanabilirsin soyundan, anandan babandan o yüzden işine geldiği zaman Türk olmak gelmediği zaman Türk olmamak yani sinsice davranmak yakışmaz. Özellikle de Ahmet Vefik Paşa gibi Türk milletinin yetiştirdiği en önemli devlet adamı, aydın ve Türklüğün varlığını borçlu olduğu kişiye hiçbir kanıta sahip olmadan "Sabetayist" demek arsızlığın ötesine geçmez. Gerçi sen ne tanırsın Ahmet Vefik Paşa'yı, keşke internet olmasaydı da normal hayatta eline kitap almayacak kadar cahil adamlar üç-beş tümce ondan bundan okuyup gaza gelmeselerdi. Ama ne yapalım bunları da çekeceğiz, umarız ki birgün kitap okumaya, gerçekten okumaya başlarlar da enazından zekalarını soylarının vatansızlığına neden olmasının aksine geliştirerek işe yaramaz eşleşemeyecek düşman olarak değil de adam gibi bir düşman olarak Türklüğün karşısına çıkarlar.
türklerin mi, yoksa moğolların mı olduğu konusunu tarihçilere bırakalım denecek destandır. ben orada tarihi gelişimini anlattım sadece, hüküm vermedim. ama bu;
--spoiler--
kanı bozuk köpeklerin yapacağı işten başka birşey değildir.
--spoiler-
diye nitelendiriliyor. küfüre küfürle karşılık vermenin doğallığına sığınmayacağım ilk defa olarak. çünkü konunun kendisi küfür gibi zaten.
diyelim ki, benim kanımda bi bozukluk var. dedelerimden biri, türk olmayan bir dilbere vurulmuş, almış onu, karıştırmış kanı. artık rum mudur, ermeni midir, çerkes midir, arnavut mudur bilmem kimlerle...
iyi de yavrucuum, senin kanın çok mu "saf". lan resmen kurtla ilişkiye girmiş senin deden, kurttan gelmiş soyunuz... hatta destanı bile var: ergenekon diye... benim dedenin almış olabileceği türk olmayan hatun, benim kanımı bozdu da, senin dedenin atladığı kır kurdu seni çok mu asil yaptı?
onu da geçtim. türk'ü moğol'u bırakalım da, türkçülerin soyuna bakalım bir de: (#12007850)
daha çok örnek var bende gerçi. cahun'a, vambery'ye, mustafa celaleddin paşa'ya (kahretsin, bu da nazım'ın dedesi!) falan sıra gelmedi daha...
Çengiz Kaan öncesinde Moğol diye bir ulus olmadığını bilmeyen aptallar tarafından moğol destanı diye saçmalanan destandır. Özellikle de Çengiz Kaan öncesi ve sonrasında aynı Kaanlara, şahlara, sultanlara baş eğmiş bugün moğol veya Türklüğü oluşturmuş kabilelerin tarihlerinin hemen hemen aynı olduğunu bilmemek daha da bir aptallıktır. daha toparlamak gerekirse bugün Moğol adı verilen ulusu oluşturan kabilelerin Ataları Türklerin de olduğu gibi Göktürklerdir, keza Hunlardır da, hunlar öncesi iskitlerdir. haliyle ortada daha Moğol ayrımı yokken oluşmuş bir destanı "Moğol destanı" diye kati bir suretle sınırlarını çizmek art niyetlilikten öteye geçmeyen kanı bozuk köpeklerin yapacağı işten başka birşey değildir.
Bununla beraber Zeki velidi togan dünyanın gördüğü en önemli türk tarihçilerinden biridir. aynı zamanda önemli bir komutandır da yani kanı bozuk itler ardından ancak havlar durur. Zaten havlamaktan öteye birşey yapsalardı Türk devletinde yaşamak yerine kendi özgür devletlerinde yaşarlardı.
ayrıca Farsi bir destanı, farsilerin en ilkel kolu olan Kürtlere tamamiyle mal etmeye çalışmak da aynen Türk destanını türklerin bir kolu sayılabilecek en doğudaki temsilcilerinin ayrışımları bile birkaç yüzyıl öncesine dayanan Moğol kardeşlerimize mal etmekle aynı hesaptır, aynı tutarsızlıktır.
uzun lafın kısası Türk Tarihi hakkında kanı bozukların işe yaramaz dezenformasyonları devam edecek, böylelikle kendi tarihlerinin yetersizliğini, kendi ırklarının aşağılığını kapattıklarını sanacaklardır. E bir de bunun üzerine karılarının, kızlarının savaş zamanı bol bol cariye edildiğini düşünürsek bu ezikliğin, erkeklerinin yetersizliğinin, piçliklerinin nereden ortaya çıktıklarını rahatlıkla anlayabiliriz.
14. yy'da yahudi asıllı ünlü moğol tarihçisi reşideddin'in "moğolların tarihi" olarak anlattığı efsane... ondan 300 yıl sonra ebulgazi bahadır han almış, o da aynı şekilde moğol tarihi olarak anlatmış, türkçe'ye çevirmiş. efsane 19 yy'ın türkçülük akımı başlayıncaya kadar hep moğollara ait bilinmiş. daha kötüsü de, türklerin / tatarların kılıcı altında yok olmaktan kurtulan moğolların hikayesi...
1863 yılında ahmet vefik paşa, efsaneyi istanbul türkçesine çevirince, kıyamet kopmuş. "bu bizim efsanemizdir, başkasının olamaz". ziya gökalp, ömer seyfeddin, yakup kadri, rıza nur, zeki velidi togan gibi ünlü türkçüler, hemen oturup efsaneyi yeni baştan yazmışlar, yeniden yorumlamışlar ve efsane olmuş türk efsanesi...
ama bence bundan daha kötüsü de var: efsaneyi okuyunca, iran mitolojisinin demirci kawa efsanesiyle arasında temel motifleri bakımından benzerlikler de göze çarpıyor. orada da arap kralı zalim dahhak iranlıları yerken, bir bakıyorsunuz, kürt lider demirci kawa ortaya çıkıyor ve zalimi deviriyor. gerçi efsanenin iran versiyonunda bir bozkurt yok, karnında yeni fars soyunu taşıyacak ama, sonuçta nevruz (newroz) kimin bayramı tartışmasının kökeni buraya dayanıyor.
odatv aramalarında bulunan bilgisayar dökümanlarının virüs yoluyla gönderildiği bilirkişi tarafından açıklanmıştır. artık belgeleri nasıl bilgisayarlara yüklediklerinide öğrenmiş olduk.
doğu perinçek'in yaptığı müthiş savunmalarından bir tanesi aşağıdadır;
Sayın Başkan, Sayın Yargıçlar, işçi Partisi Genel Başkanı ve yöneticileri hakkında karanlık kalan tek nokta bırakmayacağız. Suçlamalarla ilgili aydınlatılmayan, çürütülmeyen, eksik kalan, bulanık kalan tek bir nokta görürseniz, lütfen sorunuz. iddia kürsüsünde oturanlar da sorsunlar. Ceza Yargılaması Hukuku'na aykırı sorular da sorsunlar. Avukatlarıma rica ediyorum itiraz etmeyecekler. iddia sahipleri, yasadışı kanıtlarını da toplasın getirsinler. Gizli dinlemelerini, sinsi gözlemlerini, gelmiş geçmiş bütün raporlarını getirsinler. Hepsi, onların suçunu kanıtlayacaktır. Zaten tepeden tırnağa yasadışılığa ve suça batmış durumdalar. Halkın önünde her şeyi açıklamaya hazırız. Bu Ergenekon tertibini bütün boyutlarıyla, Türkiyemizi hedef alan bütün derinliğiyle kulağından tutup kamuoyunun önüne çıkaracağız. Tertibin suçlularını yargılayacağız burada! Sorgumun sonunda soruları bekliyorum. Sorun ve bu işi burada bitireceğiz! Ertelenmesi, Türkiye'ye karşı suç olur.
TUNCAY GÜNEY YOKSA ÖRGÜT DE YOK
Bu davanın iskeletini, omurgasını, çekirdeğini Tuncay Güney kurmuştur. Bu davaya ille bir isim takılacaksa, "Tuncay Güney Davası" demek yerinde olurdu.
iddianamenin omurgasını, 1. Tuncay Güney ile 2001 yılında yapılan Mülakat, 2. Tuncay Güney'in Mülakatı'na dayanılarak yapılan şema, 3. Tuncay Güney'in polise verdiği belge çuvalı oluşturmaktadır.
Çekin bu omurgayı, iddianame bir et yığını gibi yığılır kalır. Tuncay Güney'i çıkartınız bu dava dosyasından Örgüt kalmaz! Örgütü kuran, temeli atan, çekirdeğini tayin eden, yöneticilerini atayan, bağlantıları ören, olayları imal eden, özetle senaryoyu kurgulayan, televizyon ekranlarına baktığınız zaman, hep Tuncay Güney. Bu iddianame'de Tuncay Güney'in adı 487 kez geçiyor. Rakipsiz bir numara!
Meczup yok! Oval ofis var! Tuncay Güney, görünüşte "Asrın Örgütü"nü kurmuş. Mülakatı'nı izleyen çok yüksek ve seçkin şahsiyetler, bu adam "meczup" diyor. Söyledikleri "deli saçması" , "kepazelik", "rezillik", "hokkabazlık" diye niteleniyor. işte en büyük yanılgı buradadır. Bir meczup, bir hokkabaz Türkiye'yi parmağında oynatabilir mi? Bir millet, deli saçmalarıyla makaraya sarılabilir mi? Savcılıklar, tutuklama makamları, bir meczubun esiri haline düşer mi? Bir meczubun şemasını MiT resmi belge haline getirip 2002 yılından itibaren devlet içindeki darbe ve tertiplerde kullanır mı?
iddianame, Tuncay Güney'in eseri!
Tutuklanmalar, Tuncay Güney'in talimatı!
MiT şeması, Tuncay Güney'in kurgusu!
Bu işler, bir meczubun işleri değil!
Kasette izlenen "deli saçmaları"nı kim iddianame haline getirmiş? Savcı Zekeriya Öz ekibi! O zaman kasette izlediğiniz Tuncay Güney, Zekeriya Öz olmuş.
Peki, 2006'da kim "Ulusalcı dalganın üzerine gidin" fetvasını vermiş?
Fethullah Hoca!
Bu durumda kasetteki Tuncay Güney, Fethullah Hoca'nın ta kendisi oluyor!
Kim önüne konan Tuncay Güney Mülakatı'ndan üretilen görüntüleri izledikten sonra, delillendirin, savcıları bulun, onları tutuklayın talimatı vermiş?
2006 yılı Mayıs ayında Tuncay Güney Abdullah Gül olarak sahneye çıkıyor! Bakınız Tuncay Güney, Abdullah Gül kimliğiyle karşımıza çıktı.
Kim ben Ergenekon Davasının savcısıyım diye göğsünü gere gere son görevini açıklamış? BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan.
Tuncay Güney, "Ulusa Sesleniş" konuşmasını aslında Oval Ofis'ten yapıyor.
SAVCILARIN iTiBARLI, GÜVENiLiR, SAMiMi DAYANAĞI TUNCAY GÜNEY
Kimileri Tuncay Güney'i abarttığımızı düşünebilir. Gerçeğe bakalım! Savcı Zekeriya Öz, Genelkurmay Başkanlığı'nın, Jandarma Genel Komutanlığı'nın yolladığı yazılara itibar etmiyor, onları samimi bulmuyor, hatta onları suçlu olarak görüyor. Ama Tuncay Güney'in her söylediğini başının üzerinde tutuyor. iddianame'nin en itibarlı, en güvenilir, en samimi şahsiyeti Tuncay Güney'dir. Tuncay Güney, Savcı Zekeriya Öz'ün itibar kaynağıdır ve itibar şampiyonudur. Yine Danıştay suikastını yapanlardan Osman Yıldırım'a da Savcı Zekeriya Öz sonuna kadar güvenmekte ve itibar etmektedir. Bu davanın savcıları ile Tuncay Güney, birbirlerine çok yakışıyorlar. Çünkü itibar, güven ve samimiyet ölçüleri aynıdır. Savcı Zekeriya Öz ile "Osmanım" diye aşırı muhabbet taşıdığı, Atatürk'e alçakça "ingiliz piçi" diyen Osman Yıldırım da birbirlerine çok yakışıyorlar.
BÜYÜK SUÇLAR VE SUÇLULAR
Demek ki Tuncay Güney meczup değilmiş. Tuncay Güney'in meczup olmadığını aslında ona meczup diyenler de en sonunda anladılar. Bir komutanımız hemen geçmişini gözden geçiriyor. 1995 Çelik Harekâtı'nı yapmış, Kardak Operasyonu'nun emrini vermiş. Büyük suç!
Diğer komutanımız, ABD'nin Kuzey Irak seferine karşı dik duruşunu hatırlıyor. Büyük suç!
Eski YÖK Başkanımız kendisini temize çıkarıyor! Ben sapına kadar Amerikancıyım diyor. O, gerçekten suçsuz! Çünkü suçluyu da suçsuzu da Amerika belirliyor; savcılar ve yargıçlar değil. Tuncay Güney, Eski YÖK Başkanı'nın bu beyanatını Oval Ofis'ten mutlaka izlemiştir. Madalyasını yakında yollayacaktır.
işçi Partisi Genel Başkanı olarak, iddianame'de bana yöneltilen suçlara bakıyorum. Özeti: Kemalist Devrim'i tamamlama kararlılığı! ABD emperyalizmine ve Haçlı irticaya karşı vatanı savunmak, halkı savunmak!
HEDEFTE TEMiZLER VAR KiRLiLER DEĞiL
Kamuoyunda dolaştırılan en şaşkın söylenti, bu davada sap ile samanın birbirine karıştırıldığı, temiz insanların kirli insanlarla aynı sepete konduğudur. Temiz ne demek? Temiz olmak, - Çelik Harekâtı'nı yapmak, - Kardak Harekâtı'nı yapmak, - ABD'nin Irak'ı ve Türkiye'yi parçalamasına direnmek, - NATO'dan çıkmak, - Türkiye'nin bağımsız olarak Avrasya'aki yerini alması, - Atatürk Devrimi hedefine bağlanmak ise, bu dava, tam hedefine yönelmiştir. Oval Ofis'ten verilen talimat, doğru uygulanmaktadır. Herkes örgüt şemalarına iyi baksın! O şemalarda yöneticiler, Org. Kıvrıkoğlu, Org. Eşref Bitlis, ilhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek var! Bu davada hedef, Oval Ofis'te tanımlanmış bir suçları bulunmayan 20 yaşlarındaki Vatan Bölükbaş'lar değildir. Herkes uyanmalı ve büyük tertibi görmelidir. Hiç kimse bu davada olmayan bombalarla, uydurma krokilerle suçlanmıyor. Suç, Atatürk Devrimi'ni taammüden savunmak!
NATO'DAN ÇIKALIM GLADYO'NUN KÖKÜ KAZINIR
Tuncay Güney, Türkiye'nin patlayan çıbanıdır; Türkiye'nin irinidir. Türkiye, son 60 yılda Kemalist Devrimi yıka yıka kendi eliyle imal ettiği bu zavallı çocuklarının üstünde tepinerek bu karanlık tertipten kurtulamayacaktır. Artık herkes, Maşallah, Kontrgerilla düşmanı, Gladyo düşmanı, Susurluk düşmanı, çete düşmanı, mafya düşmanı oldu. Türkiye fırsat yakalamış, öyle diyorlar. Başımızda Obama, Fethullah Hoca, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan elimizde F tipi polis kadroları, Gladyo'yu ve Susurluk'u temizliyoruz! Türkiye, neyin fırsatını yakalamış? Düşman, Kemalist Devrim'in son kalelerini de yıkacak! Ordu'nun direncini kıracak. işçi Partisi'ni etkisiz hale getirecek. Vatansever güçleri sindirip bir Mafya-Tarikat-Gladyo rejimini kurmanın eşiğine gelmiş, son hamlesini yapıyor. Şaşkınlarımız, saf yüreklilerimiz; ABD'nin Sözleşmeli personelinden Mafya-Tarikat güçlerinden, BOP Eşbaşkanlarından, Deniz Feneri soyguncularından, çocuklarına yüz metrelik gemicikler alıp, eşlerinin parmaklarına 40 milyarlık yüzük takanlardan, Dolmabahçe Sarayı'nın eşyalarına bile göz koyanlardan temiz toplum kurmalarını bekliyor. Gafillerin ve hainlerin tertiplerine, psikolojik savaş yalanlarına kanmak için ne kadar arzulu insanımız var! ikiyüzlülüğe izin veremeyiz! Susurluk'un, Gladyo'nun kökünü kazımak mı istiyoruz, yapılacak tek iş vardır: NATO'dan çıkmak!
NATO'dan çıkalım, Uğur Mumcuları kimse vuramaz!
NATO'dan çıkalım, Eşref Bitlis'in uçağını kimse düşüremez.
NATO'dan çıkalım, 1 Mayıs katliamları son bulur.
NATO'dan çıkalım, Kahramanmaraş'ta canlarımızı artık kimse baltalarla öldüremez!
NATO'dan çıkalım, kimse Atatürk Kültür Merkezi'ni kundaklayamaz!
NATO'dan çıkalım, kimse Madımak Oteli'ndeki o güzel aydınlarımızı cayır cayır yakamaz!
NATO'dan çıkalım, PKK terörünü, Hizbullah maskeli terörü kimse besleyemez!
NATO'dan çıkalım, Gazze halkına en büyük yardım budur!
NATO'dan çıkalım, Irak halkına en candan selam budur.
NATO'dan çıkalım!
ikiyüzlülüğü bırakalım!
NATO'DAN ÇıKMAK "YURTTA BARıŞ, CiHANDA BARıŞ"IN BUGünkü GÖREVidiR!
Gladyo'yu temizlemek istiyor muyuz, tek çare vardır: Atatürk'ün demir süpürgesi! Atatürk'ün döneminde bu terör belası var mıydı? Hatta 1960'ları hatırlayınız, şu patlayan bombalar, havalara uçan kollar bacaklar var mıydı? Şu koruma ordularına bakınız, Türkiye Atatürk Devrimi dönemlerinde böyle miydi? Nerde o devrimin, o bağımsızlığın getirdiği barış ve huzur, o kardeşlik, o mahalle ilişkileri, o arkadaşlıklar ve sevdalar? Bu kan revanın ortasında, Türkiye'nin ilerlediğini, kalkındığını hangi mezhep söyleyebilir? Buradan işçi Partisi Genel Başkanı olarak bütün milletime sesleniyorum: NATO'dan çıkalım Gladyo'nun kökünü kazıyalım! Bütün partiler, örgütlere aynı çağrıyı yapıyorum: NATO'dan çıkalım Gladyo'nun kökünü kazıyalım!
Kim Susurlukçu kim değil, mihenk taşı, bu çağrıya verilen cevaptadır. Kimse milleti aldatmasın! ikiyüzlüler meydana çıksın! Milletimiz kimseye aldanmasın!
"BiR VARMIŞ BiR YOKMUŞ" DiYE iDDiANAME YAZILMAZ!
Ceza yargılaması, fiillerle ilgilenir. Suç olduğu iddia edilen fiilleri tek tek ele alacağız. Fiiller, zamanla belirlenir. Bir iddianamenin hukuki değerinin birinci ölçütü, fiiller, insan somutluğudur; gerçekliğidir; zamanın içindeki yeridir. O nedenle hukukçu, hemen ilk sayfada yazılan "Suç Tarihi"ne bakar. Biz de bakıyoruz. Tarih: 12 Haziran 2007. Yani Ümraniye'de bulunduğu söylenen bombaların, yine bulunduğu rivayet edilen tarihi. Ancak iddianame'nin içini açıyoruz. Milattan önce binlerce yıl derinliğine kadar gidiyor. Suç olduğu iddia edilen somut fiiller bulunmadığı için, suç tarihi de saptanamıyor. "Bir varmış bir yokmuş, deve tellal iken, pire berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken" diye iddianame yazılmaz. Bu iddianame'de bizleri suçlayan bütün olaylar, "deve tellal iken" gerçekleşmiştir. iddianame'nin en büyük gerçeği budur. Şimdi tek tek ispatlayacağız. Tartışmasız olarak ispatlayacağız. Kesinleşmiş mahkeme karalarıyla ve tartışmasız resmi belgelerle ispatlayacağız!
tamamen uydurma, gerçeklere dayanmayan, kişisel kavgaların devlet eliyle gerçekleştirildiği bir dava ismi. bu dava sayesinde gazetecileri bırakın, sıradan sokaktaki insan bile kendisine otosansür uygulamaya başlamıştır ki; işte ben böyle ileri demokrasinin ırzına geçeyim çok afedersiniz. hep diyoruz arkadaşlar akp= amerikanın kurduğu parti.
Aslı olarak Ergenekon Büyük Türk destanını parçasıdır.Esas olarak demirci dağda bir maden bulur ve Türkler bu madeni eriterek Bozkurt önderliğinde dağdan (Ergenekon Dağı)çıkarlar.
Günümüzde ise;yazılmayan kitapları toplama,yapılmayan darbeleri bastırma,hiç düzenlenmemiş toplantıları faka bastıma,hükümete muhalif eden tüm yazar-çizer takımını henüz iddianameleri bile hazırlanmadan derdest edip Silivri'ye yollama,Akıl içine düşünce henüz düşmeden 'peki ya düşerse' diye kişioğlunu kelepçeleme,Emekli albay ve generalleri alaşağı edio orduyu rencide etme,mesleapolis tarafından genç bir subayın telefonuna 'bilgi yükleme',şimdilerde din başlığı altında halkı kandıranlara karşı ülkesini uyaran ilahiyatçıların evini arama,her gazetecinin,bilim adamının,sanatçının evinde olan/olması gereken bilgi/doküman ve belgeyi kameralar önünde artistik bir hareketle çuvallayıp araçlara yükleme ve en nihayetinde her muhalifi darbeci olarak niteleyip televzyonlarda 'demokrasi savaşçıcı' görünümü vermenin diğer adıdır.Unutulmuştur zamanında Fettullah Gülen örgütlenmeleri,üniversite hazırlık kursunun kapısından başı açık girip arka kapıdan türbanla çıkanlar,derslerde el altından cihad çağrısı yapan öğretmenler,televizyonlarda radyolarda açk açık 'isşami devlet 'söylemi yapan,halkı bu yönde ayaklandırmaya çalışan,belediye burslarını dağıtırlen 'baş örtülülüğe' özen gösteren,her platformda laik cumhuriyete karşı toplu hareket etmek gerektiğinş vurgulayanlar.O kadar unutulmuştur ki artık Afrika ülkelerinde Gülen cemaati okullarına katılımımızı Cumhurbaşkanlığı düzeyinde olmuştur.Cumhurbaşkanı eşinin bir zamanlar ülkesi ile mahkemelik olduğu,Başbakan'ın zamanında hacı hoca önünde bağdaş kurup oturduğu.
Ancak bunlar demokrasi mücadelesidir.Kesinlikle bir devletin niteliğini,yönetim şeklini değiştirmeye yönelik planlı ve sistematik hareketler değildir.inceden yavaş yavaş yapılagelen 'çaktırmadan darbeler' değildir.Televizyonlarda 'bu ŞiMDiLiK mümkün değildir' şeklinde beyanat vererek ısrala ŞiMDiLiK in altını çizerken türbanın ilkokul seviysine kadar inmesi sadece insan haklarıdır.Cemaat okullarında müfredata aykırı öğretilerin yapılması farklılıktır hatta inceden müfredatın külliyen değişmesi ise 'gerekliliktir'..iETT'den başlayan yolculukla kademe kademe sisteme karşı etrafını ve halkı ayaklandırmak 'biliçlendirme'dir.Mustafa Balbay,Tuncay Özkan,Haberal,ilhan Selçuk,orduya hizmeti geçmiş tüm generller,genç subaylar..vs vatan haini,militarist ve devleti planlı yönde yıkmaya çalışan sefil darbecilerdir.Ancak Rasim Ozan Kütahyalı gibi 'apaydınlık' yazarlarımız bizim gözümüzü açan değerli vatanseverlerdir.Kahrolsunlardır Silivri de yatan cemaatçiler..Sinsi organizasyoncular.Tüm üniversite rektörleri,askerler..Yaşasınıdr inceden demokrasi ayarı veren canım ülkemin 'demokrasi savaşçıları'..
-* kendilerini; türkiye cumhuriyeti rejimini hem bedenen hem de beynen korumaya adamış insanlar-ın kurduğu -terör örgütü-(ymüş). bu nasıl bişey yahu. terör ne? örgüt ne? bu insanlar kim?