reçetesi, iyilik yapmak, yetimlere yardım etmek olan rahatsızlıktır.
"Bir adam Resulullah'a (s.a.v.) kalbinin katılığından şikayet etti. Resulullah (s.a.v.): "Yetimin başını okşa fakiri de doyur" buyurdu."(Ahmed b. Hanbel)
Başka bir rivayette şöyledir:
"Bir adam kalbinin katılığından şikayet etmek üzere Resulullah'a (s.a.v.) geldi. Resulullah (s.a.v.) ona "Sen kalbinin yumuşamasını ve ihtiyaçlarının yerine getirilmesini istiyor musun? Öyle ise yetime merhamet et. başını okşa, ona yiyeceğinden yedir ki kalbin yumuşasın. ihtiyaçların da karşılanmış olsun... "(Taberani)
Yasananlara verecek tepki bulunmayinca karsilasilan durum. Bir sey olur, ee napayim dersin. O kadar siradan, senin hayatinin disindadir ki o yasanan. Koymaz bile artik. Kafani koydugun an yastiga uyursun, gram rahatsiz etmez, uykunu kacirmaz, aklina bile gelmez.
hayattan aldığınız zevk azalır. belki de en azından ben belli bir doygunluğa ulaştım hayata karşı ve yaptığım, gördüğüm, aldığım şeyler eskisi kadar heyecan vermiyor. üzmüyor da.
Sizi güçlendirirken içten içe sizi kemiren durum zirvede tek olmaya benzer bi Zaman sonra sıkar geçmişteki kendini hatırlar özlersin ama asla o kişi olamazsın tekrar.
çok güzel olabiliyor. kimseyi vazgeçilmez olarak görmüyorum. kim benden giderse gitsin umrumda olmuyor. zaten hayatıma pek insan da sokmuyorum. mis gibi.
insanlar birçok şey verebilirler ama en çok huzursuzluk verirler.
bizim gibi her allahın günü ölümler, kazalar, taciz, tecavüz, cinnet haberlerini okuyan, gören "normali" değişmiş toplumlarda sıklıkla görülen durumdur. taş olduk resmen. emeği geçenlere teşekkürler.
adım adım yaklaşıyorum.
her geçen gün yaklaşıyorum bu boktanlığa.
duygularımı, iyi ve ya kötü çok nadir belli edebiliyorum, ha bu bir yönden iyi ama gerektiği anda ortaya çıkmadığında sıkıntı büyüyor.
elbette benim olduğu kadar diğerlerinin de suçu var..
tamam diyorsun bu kadın, dibe çökermiş duygularımı gün yüzüne çıkartacak, her şeyim olup yeri geldiğinde tek duygum olacak..
hiçbir canlı hissiz doğmadı. bir insan her şeyi sevse dahi, birileri bir şekilde kırıp döküyor. duygular zamanla tahrip oluyor, kaçınılmaz sonu da hissizleşmek ne yazık ki.
insanı boşluğa sürükler. Mutlu olabileceğin veya olduğun olaylara bile anlamsızca bakarsın. Hislerin kaybolmuştur, dolayısıyla da insanların size karşı hissettiklerine arkadaş, dost, sevgili önem vermezsiniz eskisi kadar. Bunu başarabilmek zordur ama başardıktan sonra güçlü bir insan olma yolunda adım atmışsınız demektir.
Kendimden ve diğer insanlardan nefret ediyorum. Aslında sahip olduğum tek duygu bu, şu sıralar... O kadar kötü olaylar üst üste geldi ki ben artık kimseyle samimi olmaya cesaret edemem. Sevgi duygum da derinlerde kayboldu.
Genelde materyalist insanlarda görünür, insan evladı ruhdan, esdetik anlayışından, sanattan ve vicdandan uzaklaştığı kadar duygusuzlaşır uzaklaşmayın yakınlaşın kendinize ait değer yargılarınız olsun başkalarının kırmalarına izin vermeyin.
Duygular... Hepsi hüzne çıkıyorlar. Hüzünlüyken zaten hüzünlüyüz ama mutluyken, ya mutluluğun dahasını da istemekten -ki bu da elimizde değil- ya da o mutluluğun bir gün bitme korkusu nedeniyle hüzünleniyoruz.
Ayrıca, her okuduğu kitapta bile salya sümük olan insanlar için, bu kavram sadece tatlı bir hayâl oluyor.
Psikolojik olarak insanın duygularını kapatmasıdır. Duyguların hizmet dışı bırakılması gibi bir şey ya da Acı çekmemek için yaratılan bir bariyer olabilir.
Bir yerde patlak veriyor bu duygusuzluk duygusu da. Ansızın saçma sapan ufacık birşey sinirlendiriyor ve kendini gözlerin dolu ve haksızlığa uğramış hissediyorsun yine.