filmi izleyeli çok zaman geçmesine rağmen müzikleri dışında en çok hatırladığım şey filme dair, otobüsün içinde epey yaşlı bir adamın genç bir kadına adeta tecavüz ettiği bir sahne vardır _aslında tecavüz değildir ama başka bir tabir bulamadım_ siz orada kadının yüzünü görürsünüz ve ağladığını. çok etkileyici bir sahnedir, çingenelerin en keyifli yaşayan topluluk olduğunu bilirsiniz ama kadının çektiği acılar coğrafya ve topluluk fark etmeksizin aynıdır heryerde, bunu da bir erkek olarak düşündürür size.
bir insanın hayatı boyunca izleyebileceği en muhteşem filmlerden biridir. müzikleri goran bregoviçe ait olup her biri enfes parçalardır. IMDB puanı 8.6 gibi birşeydi. yanılmıyorsam türkiye'de 91 de gösterildi, ilk gösterimde alt yazıda yaşanan problemler yüzünden orjinal dilde gösterildi ve film bittiğinde ayakta alkışlandı.
uzun zaman sonra tekrar izleyip, aynı zevk ve heyecanla izlediğim başyapıt. perhan karakterinin gerçek hayatta da benzer sorunları olması ve bunun yüzünden intihar etmesi de bu filmin bende iz bırakmasına sebep olmuştur. izlemeyenlere kesinlikle tavsiyemdir.
iyi film yapmak için illa ki yakışıklı adamlar ve güzel kadınların olması gerektiği savunanlara en güzel cevaptır. emir kusturica ile goran bregovic ikislisinin bir başyapıtı.
ayrıca; (bkz: ederlezi)
inanç kaybetme, masumiyet yitirme, loser'lık gibi kavramları sorgulatır. Perhan'ın dağınık karakterinin Yugoslavya'nın sancılarını temsil ettiği söylenir. (bkz: emir kustirica)
Ayrıca Perhan'ın italya'ya gitmesiyle birlikte godfather uslubuna da selam çakılmıştır. Başrol oyuncusu Davor Dujmovic bu sahnelerde gerçekten Al Pacino'yu andırır.
Çingenelerin nehirde olduğu ederlezi sahnesi adeta görsel şölendir. Azra ve Perhan'ın düğününde çalan şarkı için
Gelgelim, filmin en çarpıcı, çıplak sahnesiyse Perhan'ın meyhanede tam anlamıyla dağıttığı sahnedir. Bu şarkıyı filmin sountrack'inde bulmak mümkün değildir. (bkz: ederlezi avale)
kesinlikle gelmiş geçmiş en etkileyici filmler listesinin tepesinde yer aldığını düşündüğüm emir kusturica filmi. yönetmenin külliyatı için de çok mühim bir duraktır. şu açıdan: çingeneler zamanı gibi bir filmi kotarmış yönetmene kimse sen o'sun bu'sun şu'sun diyemez. dememeli. üstelik bu tarz bir zirve kusturica'nın tüm filmlerini izlemek için yeterli bir referanstır. tamam kara kedi ak kedi 'de yarmıştır da ne olursa olsun çingeneler zamanı çok ciddi bir başyapıttır.
film, klasik bir anlatıyla kusturica'nın komedi ve dramı oya gibi işlemesiyle farklılaşıyor. tabii bunu yaparken dram yönünü törpülemeyip ajitasyon kokmayan saflık, güzellik ve doğallık kokan tavrıyla başucu oluyor. her haliyle başucu eseri çünkü bir film dram yüklü olacak ve insanları ağlatırken saçmalamayacak. doğallığını yitirmeyecek. bu mühim. ince bir çizgiye namzet çünkü dram ve dramatize etmek.
doğallık, sevgi kadar gayet yalın bir şekilde insanların paraya/ güce sahip oldukça tavır değiştirmesini de ele alıyor. dürüst insan olmak ve ahlaki açıdan kötü işlere bulaşıp artık kötülüğü içselleştirmeye başlamak (bunu yaparken de güce sahip olmak)insanın yanar döner ruh haline iğnelemeler içeriyor. evet insan kendine yalan söylemeye başladığından beri kimseye inanamamaya başlıyor. artık kendini, samimiyetini sorgulamaya başlıyorsun. hayata dair yaşamsal tecrübe kokan binbir argüman da ilgi çekiyor. gadjo dilo güzel filmdi müzikleriyle can yakıyordu. fakat onun tadı damakta kalıyordu. bu ise tadı damakta bırakmıyor, aklınıza yerleşiyor. unutamıyorsunuz. o birbiri ardına gelen vurucu sahneler, çingenelerin aklına koyduğunu şüphesiz yapmasıyla anlam kazanıyor. deli bir ruh söz konusu. herkesin mana katamayacağı.
izlemeden göçüp gitmek sinema aşkına ayıp olur diyerek noktalayayım güzellemeyi. ahhh perhan, ahhh azra. aaahh belinda aaahh!
10 üzerinden 9!
edit: yazılmış ama hele o kendini dağıtma sahnesi yok mu binbir kere izlenir gıpta edilir layıkıyla.
filmde sanki senaryo yokmuş, oyuncular profesyonel değilmiş ve birileri gidip hayatlarının ortasına kamera yerleştirmiş bunlar da ona aldırmadan yaşayıp gitmiş gibi. bir filmde roller, hayatlar, mekan ancak bu kadar gerçekçi olabilirdi. hayatını mahvetsen de çok sevdim seni perhan. bu arada hala ederlezi'yi dinliyorum.
izlenmesi gereken film. doğallığı ve yalın anlatımıyla insanı içine çekiyor, ağlaya ağlaya izliyorsunuz filmi.
kimse kötü doğmadı diye düşündüm film boyunca, sokaktaki tüm çocukları evlat edinmek istedim.
bir de film müzikleri çok can alıcı, filmin verdiği acıyı daha derinlere taşıyor sanki o müzikler.
(bkz: ederlezi)
ve akordeon sen ne güzel şeysin...
o kadar içten ve gerçekçi bir film ki her izlendiğinde insanın gözleri dolar hep öyle dolu dolu gözlerle izlenir.iyiyi ve kötüyü bir arada gösteren bir başyapıt. herkesin ölmeden önce bu doğallığı bir kez de olsa izlemesi gerektiğine inanıyorum.