haberlerini yalanlayan, tepki gösteren yazarların nedense hep aynı yayın kuruluşlarını (zaman , haber7 , samanyolu) referans gösterdikleri gazaetedir. zaman gazetesi değil miydi şehit kubilay vakasını kafasını göre yorumlayıp şarapçılara suçu atan ?
geçin bunları gerçekleri siz de biliyorsunuz. siz de biliyorsunuz abdullah gülün 95'te aslında neler demek istediğini.
fiyatı yüzünden zaman zaman takip edemediğim fakat gerçekten haber değeri taşıyan unsurları yayınlayıp,tiyatro ve sanat köşelerine yer veren köklü gazete.
şu günlerde "cumhuriyeti kurtarma operasyonu"yla gündeme gelinen mitigler, siyasi söylemler(çağdaş yaşam derneği bir yandan ve özellikle CHP'nin altı doldurulmayacak politikalarıyla ülkeyi velveleye verip) sözde tarasız gazetecilik diye bilinen taraflı cumhuriyet gazetesinin tirajını bir hayli artırdı sanırım.
-türkiyede uygulandığı söylenen yönetim biçimidir.
-fakat görünen o ki;
türkiyede cumhuriyet var denir, teokrasi gelmesinden korkulur, oligarşi ile yönetilir.
tarihi, türkiye tarihiyle birlikte okunduğunda çok öğretici olabilecek köklü gazete;
ülkemizin son dört yılında ana muhalefet rolünü üstlenmiş ab'nin, chp'den daha tutarlı bir muhalefet yürüttüğü ortamda; bir gazete olarak ortaya tehlikenin farkında mısınız sloganını atarak, estetik olarak başarılı, reklamcılık açısından işlevsel*, zamanlaması harika, bu anlamda toplumda yetkili, tutarsız ama toplamda etkili bir reklam kampanyası da yürütmüş gazetedir;
kampanyasının içerik sorununa iki yönden bakılabilir:
1. artan nüfusa ve artan okuma oranına rağmen "cumhuriyet" gazetesinin satışları yeterince artmadığı için *; tehlikenin farkında mısınız? sorusu, zaman içinde içerik ve biçim deformasyonuna uğrayan bir gazete yönünden gayet anlamlıdır; şöyle ki:
"gazetemiz 12 mart dönemlerindeki muhalif yaklaşımlarını yitirdi. önce kemalizmin sol yorumlarını yapmakta idik. bu yaklaşımlarımıza ordu içinden destek cuntalar aramakta idik. * işimizi fazla ciddiye aldık. 12 martın hafif bir tokatını yedik. yönetimde değişiklikler oldu. cihat baban ekibi geldi. tirajımız neredeyse yerlerde süründü. bu ciddi bir tepki oldu gazete yönetimine ve kimse tutunamadı o yerde. eski ekip kahraman edasıyla geri döndük. köprülerin altından epeyi sular geçti, suların altından yürüdü çokca samanlar... gazetemiz zamana ayak uydurmaya çabaladı, biz hep aynı yerde duran saat olduk, arada bir doğru zamanı tutturmakla övündük; liberal rüzgarlara uyum denedik, hiç alışmadığımız patikalarda yürümek zor geldi, bilinen yollarda emin adımlarla raplamaya döndük; demokratlık hasan cemallerle terkedildi, ilhan selçuklar bir daha baş tacımız oldu ama selçukluların aklı, zekası, yönetim becerisi, çok kültürlülüğü, hoşgörüsü asla gazeteye uğramadı; küreselleşip dünya küçüldükçe, * gazete küçüldü, gazetenin ve ardındaki bu düşüncenin macerasına aşina olmayanların bir kısmı geçmiş aklı kıt, *laikliğin yılmaz savunucuları, yeni inançlıların ortodoks neferleri olduk; her daim gazetesinin yanında olmayı alışkanlık yapanlar ise gazeteyi gazete yapan özelliklerin bir bölümünü hala içinde taşımamıza tav olup bunu yeterli buldular; kendileri eskinin yanlış demokratlarıydı, şimdinin yanlış cumhuriyetçi, milliyetçi, muhafazakar sağcıları onlar *. 35 yılda sol kemalizmden gelip kemalizmin en sağına d-evrildik. kala kala bu kadar kaldık. tehlikenin farkında mısınız?"
bir başka biçimde yani gazeteyi dürbün biçimine sokup topluma doğru bakılınca, çok uzağı göstermese de şöyle bir manzara görülebiliyor:
2. devlet biçimleriyle, devletin yönetim biçimlerini çorba yapıp, cumhuriyeti demokrasi sanan, iran'ın, suriye'nin, eski ırak'ın da cumhuriyet olduğunu unutan düşüncenin ürünü, bu kış şeriat gelecek, diyerek korkutmacı, ayrıca bir de cambaza bak diye dikkati dağıtıp, millete kup virüsü bulaştırmacı zihniyetin milliyetçi (ulusalcı) gazetesi; biçimsel açıdan başarılı, içerik açısından tutarsız ve karmaşık ama keçiboynuzundan berbat, fazladan çağrışımlar üstlenmiş bir reklamın da sahibi gazete; şöyle ki:
"meşruti krallık olan kimi ülkelerin **** demokrasi yolunda ülkemizi fersah fersah geride bırakmışlığını ülkemizde gündeme taşımaya çalışanlara karşı yeni bir politika izlenmelidir; cumhuriyetimiz tehlikede, bu kış şeriat gelecek, bu kış bölücük gelecekdiyerek gerekli uyarılar yapılmalıdır; okullarda cumhuriyetin aslında demokrasi demek olduğu, iyi bir cumhuriyet için laikliğin yeterli olduğu * unutturulmamalıdır; yüzümüzü hepten batıya dönmüşlüğümüzü, doğuya giden bir gemide batıya ya da batıya giden bir gemide doğuya koşmakla özürlü oluşumuzu gizlemek için *her şey nutuk'ta var demeyi ihmal etmemeliyiz! farabi'den, ibni sina'dan, ibni rüşd'den zinhar bahsetmemeli ve onları sanki dincilerin bayrakları gibi düşündürtmeliyiz, bu isimlerin, batının rönesans ve reformunun temelinde olduğunu ise mümkünse kimse bilmesin, bilinirse dincilerin burnu büyür *, *atatürkçülük yarar alır, kurulmuş tüm yapı çöker, paradigmanın iflası olur bu. işte bu nedenlerle başörtüsü konusu gündemde kalmalı asla çözülmemelidir, başörtülüler çankaya civarından geçmemeli, oraya çıkmayı aklından bile geçirmemelidir, onlara parya muamelesi yapılması muhafazakar düşüncenin elindeki oyuncakların etkisini arttırıp onları, mazlumu oynamakta şevklendirmektedir ama yapacak bir şey yoktur; bu oyun böyle karşılıklı oynanmalıdır ki millet gerçekten yaptığımızın sanal bir tahtıravalli olduğunu anlamasın! sanki ak ve kara varmış da, onun dışında bir seçenek yokmuş gibi yapılmalı, bu işi hayat ve memat sorunu olarak sunmalıyız. geçmişte epeyi kişi benzeri yaklaşımları yutmuştu, hala yutacak çok kişi var. eski imajımızı biraz daha bozdurup kullanabiliriz. bu durumu cilalamak için de bir reklam yapılması uygundur. bir gazeteyi savunur gibi görünüp, bir sistemi savunmak fena olmaz, hatta çooook büyük bir tehlike var ve kimse onun farkında değilmiş gibi yaparsak etkisi daha da artar; ayrıca estetik kalitesini yukarıda tutarsak dozu aştırmış bile oluruz, ne güzel olur!"
görüldüğü üzre ülkemizdeki her seçim arifesinde aynı oyun tezgahlanmaktadır. ancak kıt hafızalı muhafazakar cumhuriyetçiler halkın hafızasını da öyle sanmak yanlışına düşüyorlar yine. toplumun geçmişe ait hafızası öyle ahım şahım değilse de kendi çıkarları söz konusu olunca cambaz numarasını yuttukları pek söylenemez. yeter ki sırtlarına süngü dayanmasın! bilenler bilir, 1950'de, 1965'de, 1983'de de benzeri meydan muharebelerinde muhafazakar cumhuriyetçilerin ana sloganı her seferinde şeriatın geldiği, cumhuriyetin tehlikede olduğu ve korunması için kendilerine destek olunması gerektiğiydi. her seferinde de ağır bir yenilgi aldılar. "şeriat geliyor, üstelik bu kez çankaya'ya" demeleri yine işe yaramayacak. olan fareli köyün sahte kavalcısına ve peşine bilmeden takılan zavallı minik fareciklere olacak.
köy nere? kavalcı kim? sahtesi kim? minik fareler kimler? onlar niye zavallı? bizim de bunları tartışmak için bol bol zamanımız olacak. iki kutup arasında yepyeni gri bir yolun ağır ağır oluştuğunu, ülkemin yeni tür aydınlarının, entelektüellerinin, farklı cenahlardan yetişip giderek birbirlerini bulduklarını görmek güzel şey.
doğu-batı diyalektiğinin tarihsel sarmalını anlayan, iyi bir batılı olmak için iyi doğulu olmak gerektiğini, iyi bir doğulu olmak için de batıya ihtiyaç olduğunu ama öncelikle kendimiz olmak için yeni bir bakış açısıyla dünyaya bakmak gerektiğini düşünenler şimdi yavaş yavaş birbirlerini keşfediyor. bütün mesele bu arada "alavere dalavere kürt memet nöbete" taktiğinin bu kez işlememesini ve cambaza bakan insan sayısının daha az olmasını sağlamak.
bu akılla, bu bakışla izlenince, arada bir televizyonların da, bir partiden daha etkili muhalefet yapmayı başarmış gazetelerin de, güzel kurgulanmış gazete reklamlarının da, reklamların nasıl ihtiyaçları ve ruh durumlarını tanımladığını, paketlediğini ve kullanıma sunduğunu fark etmenin de keyfi başka oluyor canım!
sistem olanı teoride mükemmele yakın iken, türkiye'de 1923'ten beri imtiyazlı bir zümrenin kendi mutlak iktidarı olarak algıladığı ve algılatmaya çalıştığı bir kavram ve pratik garibesidir... yine milleti kendine düşman, ki ismet inönü bunu daha sakarya savaşı'nda söylediğini 1968'de bir röportajında itiraf etmiştir, ve eğitilecek bir cahiller sürüsü, bir alt oluşum-kemmiyet olarak gören bu aynı zümrenin maalesef cumhuriyet ismini taşıyan gazetesi ise bir yayıncılık fiyaskosudur aslında ve vahim düzeydeki tirajı da birbirine sıkıca kenetlenmiş, nüfuzları * nüfuslarının * elli katı olan o kerameti kendi vehametlerinden menkul, zamansal ve yaşantısal yaygın realitede gericinin ve at gözlüklünün daniskası olan ol zihniyetin gerçek sayısı hakkında da çok net bir 'resim' vermektedir...
hiçbir görüşe angaje olmayan özgün ve özgür beyinlerde kaşıntı yapan yönetim şekli elbette teorik manadaki o enfes ve cumhura ait olan gerçek cumhuriyet değil, cumhuriyet kavramının içini boşaltıp kendi üst-devletsel erklerine, imtiyazlarına utanmadan cumhuriyet ismini veren, milleti cahil bir geniş topluluk olarak gören 'bizmerkezci' çakma entellektüellerin bu saygısızlığı ve pervasızlığıdır. daha da üzücü olan ise muhtemelen üniversite okuyan insanların hem matbuatı hem de olayları doğru dürüst 'oku(yama)maması' ve bu seçkinci(!) güruha piyon olması ve onların millete karşı onyıllardır süren mücadelesinde * onlara değil de millete mensup olduğu halde, o güruhun şakşakçılığını yapmasıdır. allah akıl vermiştir kişioğullarına düşünmek ve 'dolandırılmamak' için her anlamda...
(bkz: uyan ey gözlerim gafletten uyan)
iyi de cumhuriyet derken iş laikliğe kaymaya başaldı. zira demokratik cumhuriyetler olduğu gibi iran'daki gibi islam-cumhuriyeti de vardır! söz konusu hangi cumhuriyettir anlaşılmış değildir?
olayın en başı irdeleğinde; bu cumhuriyeti beş on paşa değil bu millet kurmuştur ve asli devlet iktidarını bu şımarık chp zihniyetli at gözlüklü ve bencil azınlıktan, uludağ sözlükteki bazı yüzeysel dogmatikler tepinse de geri alacaktır. yoksa kimsenin rejimi yıkmaya çalıştığı, şeriat getirmeye çalıştığı yoktur. milletin dönüştürmeye çalıştığı; yıkılmaya çalışılan oligarşik erktir. olay bu kadar basittir... ayrıca uğruna alemlerin yaratıldığı peygamberim efendimize dolaylı veya açık kötü laf söylemeye kalkan yeni yetme, beyinsiz, maneviyatsız tiplerin burada hiç yeri yoktur... olay 23 temmuz sabahı bitecektir...
(bkz: haddini bil)
din üzerinden siyaset yapanlar elbette vardı(r) * ve 2002 seçimlerinde gerçek tabanına inmiştir sayıları; boylarının ölçüsünü almışlardır. yüzde ikidir oranları bu ülkede, sadece... şimdiki seçimde sıra, büyük atatürk'ün ismi ile utanmadan kendilerine erksel çıkar sağlayan post modern gericilerdedir...
amerikan parasiyla ulkeyi yesile boyamak isteyenlerin sevmedigi sey. koyde agasi tarafindan somurulen sesini cikartmasi bile yasak olan insanlari kullanip bakin halk cumhuriyeti istemiyor demek ne kadar sahsiyetli bir davranis? ayrica anadoludaki bircok okulu kapatip yerine imam hatib okulari koyan zihniyet ayni degil mi? hani bunlari yaptiniz da ne oldu daha fazla geriye gitmedik mi?