archer, solomon, maddy karakterlerinin izleyeni etkilememesinin mümkün olmadığı, edward zwick'in kusursuz yönettiği ve konusu ile bütünleştiğinde film boyunca insan duyularının nerdeyse tamamının hissedildiği bomba filmdir.
***
film bitiminde "has..tir ya" "olamaz aq" "budur" "ve tanrı insanı yarattı" yorumlarının yapılması muhtemel filmdir. arşiv'e eklenmelidir.
***
-palmiye sarabi
-günün birinde s..et demek
-tanrının birbirimize yaptıklarımız için bizi affetmesi
-tanrının insanları dünyaya getirip/bırakıp/yollayıp/indirip "yakında gelip sizi alacağım" demesi.
bence Film, elmas kaçakçılığını anlattığı için değil; elmas gibi bir kıtanın kanla yazılan sömürülme tarihinden bir kesit anlattığı için kanlı elmas adını taşıyor.
yaşamış olunan mutluluğu anında hüzne çeviren film.
tarih:doğumgünü aynı zamanda filmin izlendiği gün
sevgilinin aldığı hediye:tek taş küpe
sevinmeli mi? sevinmemeli mi? arada kalınan durum..
önemli meselelere parmak basan bir film. yer yer anlatımda klişeler rahatsız etse de genel olarak zevkle izlenebilecek bir yapım. en vurucu sahne; yaralı leonardo di caprio'nun kırmızı toprağı eline aldığı, vatanından, afrika'dan ayrılamayacağını anladığı sahne.
film insanı mücevherattan soğutan türden bir film. dünya'da genç kızların bir taraflarına sokmak aman pardon takmak istedikleri parlak taşların, nasıl bir cehennemden çıktığını gösteren bir film. ne kadar çok insanın ve çocuğun hayatına ve ellerine mal olduğu gördüğümüz taşlara, onları insanlara zarar vererek satmaya çalışan bütün siyah ve beyaz insanlara, onları umarsızca satın alan veya takan insanlara lanet ettiriyor.
filmi amerikalıların çekmiş olması benim için hiç önemli değil. yani sonuta çekmemeleri daha mı iyi olurdu? allahtan hollywood'un ezici maddi potansiyeli böylesine filmlerin önünü açıyor ki toplumsal bilinç adına iyi birşey. mesela bu filmi izleyen bayanlar, hatta nil karaibrahimgil bile tek taş yüzük istemeyecektir diye tahmin ediyorum. artı olarak afrika'da bulunan yüzbinlerce çocuk asker de insanın içini burkuyor, yaralıyor.
oyuncuuklar iyiydi. en çok da leonardo di caprio ve djimon hounsou çok iyi performans sergilemişler. ben özellikle amistad'da afrika'nın aslanı modunda oynayarak başarılı olan djimon hounsou'yu bu film'de favori oyuncum yaptım. oğlu ile gerçekleştirdiği diyaloglar, londra'daki mücevhere bakışı, mülteci kampındaki bağırışı müthişti. jennifer connelly ise çok kötü oynuyor. yani film'de çok sığıntı gibi duruyor. ama tabii ki güzelliği ile filme ayrı bir renk katıyor.
film'in kötü yanı ise çok klişe sahneleri olması, caprio'nun filmin sonunda ölmesi, kendisi ve connelly arasındaki aşk gibi klişeler. gerçi en azından sevişmediler. ayrıca film'in sonundaki alkışlama sahnesi yerine afrikalı balıkçının konuşmasını dinleseydik daha iyi olabilirdi.
film'deki bir çok diyalog akıllara kazınacak türdendi. mesela archer ile maddy'nin yaptığı anne baba muhabbeti, archer ile kamptaki adamın yaptığı insanlar doğuştan iyi midir kötü müdür? yoksa onları davranışları mı iyi veya kötü yapar diyaloğu ve aşağıda yer alan diğer diyaloglar çok güzel ve düşündürücüydü.
"sana bir şey söyleyeyim mi? sen de kanlı elmas satıyorsun. çıkardığım taşları kim satın alıyor sanıyorsun? masal gibi bir düğün ve o politikası düzgün dergilerinizdeki reklamlarda gördükleri tek taşı isteyen hayalperest amerikalı kızlar. o yüzden sakın buraya gelip beni yargılamaya kalkma, tamam mı?"
"inşallah burada petrol bulmazlar. yoksa o zaman tam yanarız."
--"burada olanları mı yazıyorsun?"
--"evet."
--"yani ülkendeki insanlar bunu okuduğunda yardıma mı gelecekler?"
--"gelmeyebilirler."
--filmden birkaç diyalog ve söz--
herkesin izlemesi gereken, özellikle de bayanların izlemesi gereken, lords of war, hotel rwanda tarzında olan bir film. tavsiye ederim. umarım film mücevheratlara olan bakış açısını değiştirir.
"tüm ömürümü menfaatçi bir bok çuvalı gibi geçirdikten sonra; son nefesimde aşık olduğum kadın için enterasan bir kahramanlık yaparak ruhumu şahadete erdirdim" temalı, klişe bir hollywood filmidir.
amerikan film endüstrisinin bu kadar kolay formüllerle film çekmelerinden nefret ediyorum.
keşke hayat bu kadar kolay olsa. lakin, yanlış bir hayat, doğru yaşanmaz. yanlış bir hayat yaşayıp, kahramanca ölünmez.
"tüm ömürümü menfaatçi bir bok çuvalı gibi geçirdikten sonra; son nefesimde aşık olduğum kadın için enterasan bir kahramanlık yaparak ruhumu şahadete erdirdim" temalı, klişe bir hollywood filmidir.
amerikan film endüstrisinin bu kadar kolay formüllerle film çekmelerinden nefret ediyorum.
keşke hayat bu kadar kolay olsa. lakin, yanlış bir hayat, doğru yaşanmaz. yanlış bir hayat yaşayıp, kahramanca ölünmez.
film kon itibariyle çok başarılı. oyunculuklarda bir o kadar başarılı ve kaliteli olunca güzel bir eser sunmuşlar bize. dünyanın sadece yaşadığımız ve gördüğümüz yerlerden ibaret olmadığını hatırlatma görevini bir kez daha yerine getirmiş bu film * . afrika'nın kanayan bir yara olduğunu gerçekçi kesitlerle göstermiş. insanlığımdan utandım yer yer. kesinlikle izleyin. bir de şöyle bir durum var;
hani şimdi sağda solda elmas, pırlanta reklamları dönüyor. sevdiğinize minik bir güzellik yapın gibi yahut buna benzer sloganlarla. işe de yarıyor bu sloganlar. birçok kadın ve genç kız hayran oluyor bu mimik taşlara. onları elde edebilmek için kapris veya şımarıklık yapabiliyor onları sevenlere. ilişkilerini bitip ilişkilere başlıyabiliyorlar.
buraya kadar yazıyı okuyan arkadaşlarım olaya çok dar bir kesitten baktığımı düşünebilir. bende biliyorum insanların parası olduğunu ve bu parayı canları istediği gibi harcayabileceklerini. ister elmas alır, ister tezek alır, ister benzin döker yakar. ama her şeyin bir adabı var. tabi ki insanlar pırlanta kolyede takıcak, zümrüt bronşa da sahip olucak vs.
ama şu filmi izledikten sonra insanlar bu konuda biraz daha hassas olmalı diye düşünüyorum. bunları gördükten sonra hala salak bir tavırla "yeaa ben tek taşş istiyoruuuuououm." , "o pırlanta kolyeye bayıldım, alamazsam ölürüm yaneeeiii." diye insanlar düşüncelerini çeşitli platformlarda pervasızca belirtebiliyorlar ya, işte bu beni çıldırtıyor.
bugün izlediğim ve daha önce neden izlememişim diye sordurtan harika ötesi bir film. konu itibariyle izleyen bünyeyi yerle bir eden etkisi var.
birçoğumuzun varlığından bile haberdar olmadığımız hayatları bizlere tüm çarpıcılığıyla sunuyor bu film. şöyleki süslü vitrin camlarında gördüğümüz, almak için büyük bir kesimin üç aylık maaşını gözden çıkardığı, birçok kişinin rüyalarını süsleyen küçücük bir elmas için yüzbinlerce insan hayatının hiçe sayıldığını görüyoruz. bizi bambaşka dünyalara götürüyorbu film. bir yanda hala afrika' da ikiyüz bin dolayında çocuk askerin olduğu, diğer insanlarla birlikte kanlı elmas ticaretine hizmet için zorla kullanıldıkları gerçeği, yok olan aileler, hayatlar, diğer yanda ise en lüks lokantalarda yenen yemekler ve finalde sevgi pıtırcıkları nidalarıyla sevgiiye hediye edilen elmaslar adaletin bumu dünya dedirten cinstendir..
--spoiler--
köyü taramaya gelen çocukların içinde bir tanesi vardı ki sırtındaki okul çantası ve elindeki otomatik silahıyla gerçekten çok anlamlı bir görüntü oluşturuyordu.
--spoiler--
şaka gibi ama 2 gündür uygun bir alt yazı bulmak için en az 50 alt yazı denedim, hala bulamadım bu film için. 23 fps, 24 fps, 25 fps hepsini denedim hala tam oturmuyor filme. amına koyim nasıl bir formatta indirdiysem artık, kalakaldım bir başıma.
edit: sorun çoktan çözüldü, filmi de izledim. yardım etmek isteyenlere teşekkürler.
Son sahneleri yürekleri yakan müthiş filmdir. Leonardo di caprionun ölürken jennifer connelly i araması ve jenniferin ağlaması yürekleri parçalar ama yoook leonardo gitmiştir. Ağlamak çare değildir.