biraz önce duyduğum ve sözlükte başlığının olmamasına şaşırdığım kavram. basit bir anlatımla aynı schrödinger'in kedisi deneyinde olduğu gibi "ilerici" feminist (feminazi) kimselerin hangi olay karşısında ve ne zaman mağdur ya da bağımsız güçlü kadın olacağının öngörülememesidir.
çağın bilinçsiz ve hemcinslerine karşı düşman hale gelmiş sözüm ona feminist kadınlarla alakalı çok yerinde ve doğru olduğunu düşündüğüm bir kavramdır.
mutfakta yemek yaparken bir yandan da metal müzik söyleyen youtuber, içerik üreticisi. sesi çok iyi olmasa da, çoğu zaman şarkının yükseldiği yerle wok'u aynı anda alev aldırmasıyla ortaya güzel bir görsel şölen çıkıyor.
nusrat fateh ali khan'ın efsaneleşmiş parçalarından biridir. kişinin kendini sevdiğine adamasını konu alır. andre tunes'un yaptığı remix şarkıya yeni bir boyut kazandırmıştır.
hindistan'ın en meşhur şarkıcı ikilisiydi, ses renklerinin uyumu ve kardeş oluşları onlara hızlıca ün getirdi. yıllar içerisinde evlilik yapan kardeşler, evlilik ve çocuk sorumluluklarını öne sürerek ayrılmışlardır. birçok spekülasyon dönse de kimsenin gram umrunda olduğunu da düşünmüyorum. andre bunlara remix yapmasa haberim de olmazdı zaten.
bir grup yazarın sözlüğü sözlük goygoyunun dışına çıkıp flört etmeye çalışmak*, kendini göstermek *, ilgi çekmek *, kavga etmek * ya da sadece ne kadar gereksiz biri olduğunu göstermek * için kullanması ve bu konuda hiçbir değişiklik olmamasından ötürü zorunlu hale gelmiştir.
bu yazar arkadaşları kendi hallerine bırakarak daha düzgün bir sözlük deneyimi yaşamak isteyen bütün yazarlara tavsiyemdir.
till lindemann'ın zunge adlı solo albümünden bir parçadır. denizin ötesinde * anlamı taşıyan şarkı adı gerek müzikal gerek lirikal yapısıyla insanı ince ince melankolik hislere sürükler.
ajet'in görevdeki ceo'sudur. şirketin bugünkü hali ve yönetim şekliyle alakalı fikir veren biridir. thy'den aldığı yılların birikimini çok iyi şekilde aktarmaktadır.
bir türkün en çok mağduriyet yaşayabileceği marka olan thy'nin bu güçlü bayrağını ajet'te de en iyi şekilde tüm hizmet kanallarında sürdürüleceğinden şüphemiz yok.
John O'Hara'nın yazdığı bir romandır. Henüz okumadığım için herhangi bir yorum yapamamakla birlikte aynı isimde çok güzel bir parça da bulunmaktadır. Paul Thomas Saunders adında bir müzisyen tarafından bestelenen parçanın kitaptan esinlenmiş olması çok muhtemeldir. parça ziyadesiyle güzel olup dinlenmelidir;
You have scars on your face from where he left you
Your blue eyes still aren't dry
Your hands have run through your blonde hair a thousand times
You say you're going to Samarra
Won't be back tomorrow
You left a letter on the floor
Bread winners won't be baking anymore
zalim şarkısının klibinde bir yaz günü atlet üzerine bere takan levent yükseli anlamaya çalışanların buluştuğu başlıktır. 1996 yılının modası mıydı acaba?
insanın yaşının ilerlemesiyle koltukta, yatakta, sandalyede birçok yerde kullanılan yastık sayısının artmasıdır. senelerce sadece 2 yastıkla yatan ben şu an yatakta 2 baş, 2 kol, 2 de bacak yastığı ile, koltukta otururken de adeta bir tahtta oturur gibi 4-5 yastıkla etrafımı çevreler haldeyim.
kendimden çıkarımla yaptığım bu tespitte yastık/yaş rasyosunun korele çalıştığını öngörmekteyim.
yenice bir müzik grubu. sanıyorum gruplar. değilse de yeni müzik insanı da diyebiliriz. hafif chill daha çok melankoli tınılarının olduğu şarkılar yapıyorlar. çok aşırı özgün olduklarını söylemek mümkün değil kendi çizgileri var ama diğer çizgilerle çok yakınlar. "yalnızlık" parçaları fena değildir.
tanım: uyuyan herhangi bir insandan farkı olmayan insandır.
ailesiyle ya da yurtta yaşayan birilerinin başlık açmaması gereken bir saattir bu saat. illa açılıp sesli entry girilecekse de müstakil yaşam beklenmeli ya da günün konuşulabilecek saatleri beklenmelidir. ne yazık ki sabah 4'te samsung telefon kutusundan çıkan 10 liralık kulaklığın mikrofonuna üfleye üfleye teomanlık yapılması uygun değildir.
çıkış tanımı: belki de yatıp uyuması gereken insandır.
edit: teomanın annesi kızdığı için entry'sini silmiş. başlık başa.
hasan iğircik 30 yıllık yaşantımda belki de gördüğüm en namuslu, en düzgün, en sempatik pazarcı, domatesciydi. 4 senedir alışveriş yaptığım bu adamdan bir gün olsun kötü domates almadım, kışın -3 derecesinde dahi yaz domatesi yiyebilmemi sağladı. yeri geldi abi kardeş, yeri geldi dertleştiğimiz oldu ama hiçbir zaman müşteri gibi görmedi beni. babadan pazarcı olan hasan iğircik aslında beden eğitimi öğretmenliği okumuş, kick boks, taekwondo gibi sporlarda başarı sağlamış, pazarcılığın yanında kendine bir spor salonu açmıştı ve kızlarını da burada sporcu olarak eğitmekteydi. 5 kız çocuğu vardı hasan iğircik in. biri henüz 4-5 aylık.
hasan iğircik 1 temmuz 2019 pazartesi günü çeşme otobanı narlıdere mevkiinde, aracından yola fırlayan kasaları, başkaları çarpmasın, kaza yapmasın diye toplamaya çalışırken hız limitlerinin üstünde ve dikkatsiz olan bir sürücünün çarpması sonucu, henüz 38 yaşında, hayallerini, planlarını, eşini, çocuklarını, domateslerini bırakıp aramızdan ayrıldı. kırmızı şapkasıyla aramızda göremeyecek olmak çok üzücü.
burada belki kimse hasan abiyi tanımaz. ama ben tanırdım. bir gün olur da tanıma fırsatı bulamadığım çocukları babalarının adını hatırlar, internette aramak isterlerse pazarın en renkli adamının nasıl biri olduğu hakkında biraz olsun bir şeyler okuyabilirler diye yazdım.
seneler önce burada kaybettiğimiz hakan abi (bkz: damdaki deli) ile birliktesiniz. birbirinize iyi bakın. babama denk gelmezsiniz ama, görürseniz selam söyleyin.
meksika'daki uyuşturucu kartellerini ve bu kartellere karşı hem meksika'daki yerel halkın ayaklanmasını hem de amerika tarafındaki sivil direnişi konu alan, 2015 yapımı dökümantasyon, belgeseldir. dünyanın bir ucunda neler olduğu hakkında, insanların neler hissettiği hakkında, oraların pkksı hakkında ve aynı burdaki gibi yozlaşmış devlet, polis, asker kademelerinde neler olduğu hakkında bir şeyler görmek, öğrenmek istiyorsanız cidade de deus (bkz: tanrı kent), trash (bkz: umut kırıntıları) gibi izlemeniz gereken belgesel/filmlerden biridir.
kimi zaman karmaşık gitse de önemli bir yer arz ettiğini düşünüyorum. vahşet görüntüleri var, hazırlıklı olmanızı öneririm.
gunday filminin belki de en güzel şarkısıdır. klasik bir hindu parçasından daha farklı hisler uyandırıyor insanda. çok hoş aslında. filmi de gayet güzeldir. imdb de bengallerin hardcore tecavüzüne uğramıştır. siz gene de bollywood a ilgiliyseniz izleyiniz. benim bile ilgili olmama rağmen dikkatimi çekti. ayrıca şarkıdaki kadın vokal priyanka chopra çok tatlı, sempatik bir ablamızdır.
t-pain abimizin güzel mi güzel yeni şarkısıdır ve juicy j reyiz eşlik etmiştir. güzel hareketli bir şarkı olmuş. şahsen çok beğendim ve t-pain in auto tune daki başarısı senelerdir auto tune sevmeyen beni deli ediyor. henüz klibi yok ama yakın zamanda bol hatunlu bir klip görürüz.
günümüz dünya gençliğinin yeni ve sanırım olabilecek en gerizekalı şekilde yapılan düello gösterisidir. bu gençlerimiz kylie jenner ın yaptığı iddia edildiği gibi, shot bardağını alıp, bardağın içindeki havayı çekerek dudaklarını bardağın içine sıkıştırıp uzunca süre öyle tutuyorlar ve dudaklarının şişmesini sağlıyorlar. sonucunda dudaklarının çevresi morarıp, kan toplayıp, dudakları da çoğu zaman inanılmaz şekilde şişme reaksiyonu göstermekte. resmen beyinsiz, yavşak, puşt işi ya.
internette azcık araştırma ile çok iğrenç fotolar bulunabilmekte. buraya ekliyip de canınızı sıkmak istemedim.
kurbanın yeni parçası. iyi bir albümün habercisi gibi duruyor. 2000'li yılların başından beri severek dinlerim. elbette daha iyi şarkılarını dinlemiştik ama bir de siz deneyin şurdan buyrun ;
çoğu dangoz, dangalak, araştırma özürlüsü ve türkiyedeki tüm sanayi/sanayiciler tarafından " marşpiyel " olarak bilinir. marşpiye'dir onun adı. aynı bilader der gibi böyle salak bir durum. spor otomobillerde gerekli ve hoş dururken. ricer dediğimiz 1.5 ex hondasına plymouth superbird kanadı takan tipler absürt absürt marşpiyeler takmaktadır, üstüne marşpiye de demeyip marşpiyel diyerek her şeyi toptan bok etmektelerdir.
yellow claw adlı dubstep - edm grubunun ayden adlı güzel hanımla yaptığı yeni parçadır. çok güzeldir. şarkı 01.06 da tam anlamı ile yellow claw oluyor.
her yellow claw şarkısında dediğim gibi. aman kafalara dikkat.
the voice avustralya yarışmasına 2. sezonunda katılmış doğuştan kızıl olan hanım kızımızdır. sesi izlandanın dağlıkları, yeni zelandanın yeşillikleri gibidir. loreena mckennitt e acayip bir şekilde benzettim nedense. hem tip olarak hem de ses olarak. çok hoş bir hanım kızımızdır dediğim gibi. allah sahıbısına bağışlasın ama bu sesle bu tiple bu hanımcağız çok insan öldürür.
şu da efektsiz, hilesiz, olduğu gibi sesi ve performansı;