okyanusun derinliklerinde kaybolduğu için artık aranmayan uçak.
bütün dünya, maddi ve manevi olarak okyanusun derinliklerinde olan bir uçak için kanalize olamayacağına göre komplo teorilerini bir kenara bırakabiliriz.
sevdiğim veya yakınlık hissettiğim insanların kulaklarıyla oynarım.
bira içeceksem en az 4 tane içerim ya da hiç içmem (3 olmaz mı evet olmaz ya 4 ya hiç)
insanlarla tokalaştıktan sonra ellerimi yıkarım.
bilgisayarda oturup mutlu mutlu takılıyorken aniden kalkar ve ellerimi yıkarım.
ayakkabım mutlaka temiz olmak zorundadır en ufak bir leke görürsem hemen silerim.
ekmek arası yenecek her şeyi 2005 yılından beri aynı şekilde yerim (örneğin döner yiyeceksem yeşillik turşu ve ketçap olacak asla başka bir şey koydurtmam)
bunları artık istemsiz yaptığım için takıntı diyemem (bkz: swh)
alışana kadar bitmek bilmez ama alıştıktan sonra bitmesin istenir.
kışlada bir gün tam olarak bir gün olarak geçer hatta bir gün bazen 24 saatten daha fazladır.
sinir, stress, koşturmaca, sosyal medya ve beklentiler siz yaşadığınız şeye hayat mı diyorsunuz ?
iyi ki askere gitmişim orada zaman duruyor ama insana insan olduğunu hatırlatıyor.
ben 2019 yılında askere gittim geleli tam 7 sene olmuş.
son 7 seneye dönüp baktığım zaman hayatımın en güzel zamanları askerlikmiş onu farkettim.
bu koşuşturma içerisinde hep bir telaşla günler bom boş geçiyor.
askerde böyle değildi.
erken kalkardık spor yapardık, hareket ettiğimiz için hep dinçtik.
teskere aldığım zamanı hiç unutamam kapıdan çıkıp kışlaya baktığımda içimde bir hüzün oluşmuştu çünkü sivil hayatın hızlılığı ve bilinmezlik beni bekliyordu.
orada özgür değildim, cep telefonum vardı ama kulanımı kısıtlıydı, istediğim her şeyi yiyemiyordum ama hem mental olarak hem fiziksel olarak fittim.
orada sivil hayatı özlüyordum ama şuan sivil hayatta mutlu değilim.
zaman çok hızlı geçiyor diye söylenen er kişileri, askere gitmediyseniz askere gidin askerden geldiyseniz o zamanları hatırlayın.
işte gerçek yaşam o.
askerde kolay dopamin yok.
sertlik=disiplin.
aynı şartlarda aynı kişilerle bana askerlik teklif edilsin değil 6 ay 18 ay kalmayan şerefsizdir.
ama böyle şeytan tırnağı gibi uzun olandan bahsetmiyorum.
sözlük dinazorları çok iyi bilir özellikle 2000 li yıllarında başlarında, kısa tırnak üzerine beyaz çizgi olan modelinden bahsediyorum efsanedir ve çocukluğumdan beri beni cezbeder.
insanı insan yapan ve insanı harekete geçmesi için şahlandıran hormonların en büyüğüdür.
bilinenin (sanılanın) aksine ödüle kavuştuğunuzda değil o ödül için çabaladığınız zaman salgılanır.
çağımızın en büyük problemlerinden birisi kolay dopamindir.
bir örnekle başlayalım.
sürekli spora başlamayı düşünüyorsunuz, spor yapınca kaslı fit bir görüntünüz olacağını düşünüyorsunuz fakat başlamak için hep bir sebep arıyorsunuz.
örneğin, ya bugün çok yorgunum dinleneyim o zaman başlarım.
ya bugün spora kim gidecek yatıp bütün gün dizi izleyeyim.
ya spora gidecektim ama arkadaşlarım çağırdı başka zaman giderim.
bunlar beyninizin size karşı oynadığı küçük oyunlardır.
çünkü spor yapmak vücudu zorlar, beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmeye zorlar, hayat şeklinizi değiştirmeye zorlar.
yatakta uzanıp reels izlemek varken kim kalkıp spora gidecek değil mi (bkz: swh)
ama bu döngüyü kırıp 1 ay düzenli spora gittiğinizde bütün sistem değişir.
siz kendinizi beğenince çevredeki insanlarda sizi beğenmeye başlar ve spora devam etmek için gereken dopamini ve motivasyonu bulmuş olursunuz.
aslında dopamin = disiplindir.
ben spor örneğini verdim ama hayatınızın tüm noktasında uygulayabilirsiniz.
japonların sürekli iyileşme, gelişme (kaizen) adını verdikleri bir teknik vardır.
günde 1 tane bile yabancı bir dilden 1 kelime öğrenirseniz 30 günde 30 kelime yapar.
300 sayfalık bir kitabın bir günde 10 sayfasını okursanız ayda 300 sayfa yani bir kitap yapar.
her sabah 7 de uyanacağınızı varsayalım alarmınızı her sabah 1 dakika erkene kurarak uyanırsanız bir ayda yarım erken uyanmayı öğrenmiş olursunuz.
çocuklar hayattan çok fazla zevk alır çünkü sürekli öğrenebilecekleri, deneyimleyebilecekleri şeyler vardır o yüzden içinizdeki çocuğu her zaman diri tutun.
merak edin, öğrenin ve öğrenmenin sınırını merak edin.
kolay dopamin diye bir şey yoktur öğrenilmiş çaresizlik ve sınırlar vardır, beyin alışılmışı ve kolay olanı her zaman çok sever ve sizi o çevrede tutmaya gayret eder.
hareketsizken aniden maraton koşamazsınız, öğrenmeyi unutmuşken kitap okuduğunuzda okuduğunuzu anlamazsınız, sevmeyi unutmuşken birisini deli gibi sevemezsiniz, enerjinizi kaybettiğinizde aniden enerjinize kavuşamazsınız.
bu örneği istediğiniz kadar çoğaltın ve unutmayın harekete geçmeden harekete geçemezsiniz.
ilham size gelmez siz ilhama gideceksiniz.
kim olduğunuzu ve gücünüzü asla unutmayın.
içinizdeki 10 yaşınızdaki çocuğun neler yapabileceğini ve ne kadar hevesli olduğunu asla unutmayın.
konfor = sessiz çöküş bu bütün insanlar için geçerli.
herkes başarıyorken ben neden böyleyim diye düşünmeden önce harekete geçtiğinizden emin olun.
30 yaşındayım harekete geçip daha kötü bir duruma düşen insan çok az gördüm ama hareket etmeyip potansiyelini çöp eden kendim dahil çok daha fazla insan gördüm.
sadece sinsi sinsi beyninizi zorlamayı öğrenin yeni ve güçlü benliğinize hızlıca ayak uyduracaktır.
adım atmanın bile paralı olduğu bu devirde, altın değerinde bilgileri ücretsiz bir şekilde insanlarla paylaşan değerli bir psikolog.
üzerinde en çok durduğu olgu olabilir algısıdır.
ben psikoloğum, ben psikiyatrım diyen eline kamerayı alıyor başlıyor sıkmaya,ben kolay kolay kimsenin fikirlerini dinlemem ama izzet güllü'nün bakış açısının farklı ve faydalı olduğunu düşünüyorum.
bir üstteki yazar kalp merdiven çıkarken de çarpıyormuş şaka gibi yazmış biraz sonra bu konuya da değineceğim.
beynimizi günlük tutarmış gibi değerlendirelim. bize anlamlı ya da anlamsız gelen yaşadığımız her şey ama istisnasız her şey beynimizde kayıt altında tutulur bunu not edelim.
ahmet ve mehmet adında iki tane hayali karakterimiz var.
ahmet evden çıktı otobüs durağına doğru yürüyor birden kalp ritmi yükseldi ve oturup dinlendi kalp çarpıntısı geçince yoluna devam etti ve bu durum üzerinde pek fazla yorum yapmadı.
(belki gerçekten fizyolojik bir problemi vardı bunun için kardiyolojiye gidip muayene olabilir, fiziksel muayene sonucu temiz ise durum büyük oranla psikolojiktir ve ahmet bu durumu kafasına takmadan hayatına devam eder)
mehmet tıpkı ahmet gibi evden çıktı, otobüs durağına doğru yürüyor kalbi tıpkı ahmet gibi birden yüksek ritimde atmaya başladı, mehmet banka oturdu kalp krizi geçirdiğini, biraz sonra öleceğini düşündü ve hastaneye gitti. tetkik sonuçları temiz olmasına rağmen mehmet buna inanmadı ve kalbinin ritminin yüksek attığı her an öleceğini düşünmeye başladı (nur topu gibi anksiyete hayırlı olsun) bu durumda beyin şunu kodladı, kalp ritminin yükselmesi = tehlike = öleceğim algısı.
olgu aynı olgu ama iki insan tarafından değerlendirme çok farklı.
izzet güllü tam bu noktada şunu söyler.
fizyolojik problemlerinizde muayene olun sonucu temiz ise kafaya takmayın geçin.
bu çok ama çok doğru.
beyin salak bir organ değil tek amacı ne olursa olsun bizi hayatta tutmak olan zeki bir organ.
insan beyni odaklandığı şey hakkında veri üretmekte çok iyi bir organ.
beynimizde düşünceler sinyaller aracılığı ile iletilir tehlikeli bir durum yaşamadığında bile tehlikedeymiş gibi düşünür ve davranırsan beyin bu davranışı ve düşünceleri tekrarlar yani sinir iletimini tekrar eder.
mesela tam şuan bu yazımı okurken göz kırptığının farkına varırsan bir süre göz kırptığının farkına varırsın ve bu durum takıntı haline gelir.
tam bu noktada izzet güllü der ki ilgilenmiyorum olabilir.
olabilir kalıbı beyine esneklik sağlar, biz insanlar kalıp halinde öğreniyoruz ve beynimize verileri işliyoruz.
yaşadığımız her şey çok normal ve insani.
çok mutlu geçirdiğimiz bir günü normal, üzüntülü ve sıkıntılı geçirdiğimiz bir günü ise anormal kodluyoruz.
yukarıda değindiğim gibi beyin olumsuzun üzerinde düşünmeye çok daha meyillidir çünkü bize böyle öğretildi.
sürekli mutlu olacağız hiç mutsuzluk olmayacak mutsuzluk kötüdür, mutsuzluk pistir...
evet bugün kötü bir gün geçiriyorum ama olabilir bu benim gerçek benliğimi yansıtmaz diyerekten zihninizden bunu tekrarlarsanız, beyin mutsuz olacağı zaman bunun kalıcı olmayacağını bilir.
bu durumunda normal olduğunu öğrenir ve olumsuz duygu ve düşünceler kalıcı olmaz (aslında olumlu veya olumsuz düşünce diye bir şey yoktur düşünce düşüncedir ama bu başka entry konusu)
ben kendisini tanımadan önce bile bir şekilde bu kafa yapısına eriştim, sonrasında izzet güllü bir şekilde karşıma çıkınca durumu iyice anladım ve içselleştirdim.
kendisini dinleyin, yargılamadan, yorum yapmadan sadece videolarını izleyin.
dünyada 8 milyar tane insan var bu da eşittir 8 milyar düşünce demek.
8 milyar insana kendimizi beğendiremeyiz, kendimizi sevdiremeyiz, dünyayı onların ayaklarının ucuna ser biraz daha sola serseydin ya diyenler çıkacaktır.
aldatmak karakter ve psikoloji meselesidir ve ben birisini aldatıp ta mutlu olan birisini görmedim çünkü aldatmak eziklik ve psikolojik sorunların olduğunun en büyük göstergesidir.
olgun düşünebilen bir insan aldatmak yerine, karşı tarafın ve kendisinin vaktinin değerli olduğunu bilir, ilişkiyi bitirir ve yoluna bakar.
insanların psikolojileri bozuk arkadaşlar bakın burası çok önemli.
narsisti var, bipoları var, takıntılısı var, şizofrenisi var, kaygılı bağlananı var var oğlu var.
örnek veriyorum istediğin kadar paran olsun, istediğin kadar statün olsun, istediğin kadar güzelliğin ya da yakışıklılığın olsun karşındaki dürtüsel varlık seni aldatacak ise aldatır bunu engelleyemezsin.
aldatılmak senden bir şey eksiltmez çünkü olayın başrolü sen değilsin.
anında çizgiyi çekip önüne bakacaksın.
diyelim ki iş arıyorsun başvuru yaptığın yerler seni reddetti diye iş aramaktan vazgeçiyor musun ? hayır.
işte aynı mantıkla hızlıca önüne bakacaksın kendini geliştirememiş primatlar için 1 saniye bile kaybetmeye lüksümüz yok.
sen dik dur, eğri yolunu bulur.
manipülasyona sakın gelme kimse bulunmaz hint kumaşı değil.
insanlar ailelerini kaybediyor.
8 milyar insandan sana uygun birisi mutlaka var merak etme.
bu gençlik iksiri denen şey tamamen genetik ve çevre şartlarıdır.
gözlemlerime göre çok büyük oranda çevre şartlarıdır.
annemle babamın ikinci evlilikleri olması sebebiyle benimle birlikte 5 erkek 3 kız kardeşe sahibim.
kardeş dediklerim benden en az 20 yaş büyük (bkz: swh)
neyse konu bu değil.
2 abim ve 1 ablam türkiye'de yaşıyor.
bir abim amerika'da geri kalan abilerim ve ablalarım almanya'da yaşıyor.
almanya'da yaşayan büyük abim korona sebebi ile 57 yaşında vefat etti, saçında bir tane bile beyaz yoktu çok genç gözüküyordu.
1972 doğumlu abim şuan 54 yaşında saçında bir tane bile beyaz yok görenler en fazla 42-43 der o bile fazla.
almanya'da yaşayan ablalarım yine yakın yaş aralıklarında olmalarına rağmen yaşıtlarına göre genç gösteriyorlar.
şimdiii gelelim türkiye'de yaşayanlara.
alt katımda oturan abim almanya'da yaşayan abimden sadece 2 yaş küçük olmasına rağmen saç sakal beyazlaması ve göbeği yüzünden 60 yaş ve üstü gözüküyor.
istanbul'da yaşayan abim ise almanya'da yaşayan abime göre neredeyse 10 yaş daha genç olmasına rağmen yine amerika'da yaşayan abime göre göt, göbek, saç ve sakal beyazlamasından ötürü ikisinden de yaşlı gözüküyor.
gen aynı gen (sadece anne tarafından baba farklı olduğu için onları ayırmak isterim)
al sana çevre şartları.
türkiye insanı en az 10 sene erken yaşlandırıyor (bkz: swh)