ingilizce öğretmenimin önünde eski sevgilimin ağzına verdikten 3 yıl sonrasıydı. Üniversiteli bir genç olarak hayatım uyku, yemek, seks, alkol ve nadiren ders çalışma döngüsü ile geçiyordu. Ezgi diye sarışın, mavi gözlü bir sevgilim vardı. Muhabbeti kesinlikle açmıyordu hatta biraz salaktı ama bildiği tek bir şey varsa o da sevişmekti. Her türlü fanteziye açıktı. Kırbaç, kelepçe, anal, eş değiştirme (kendisini başkalarıyla paylaşmak pek hoşuma gitmese de kankalarına küsküyü vermek, özellikle kızıl saçlı Tuğçe' ye, en sevdiğim fantezi kesinlikle buydu) ve çeşitli oyuncaklarla oynamak gibi eğlencelerimiz vardı. O yaz iki ay öncesinden Fethiye'de ikimiz için oda tutmuştum. Fantezilerimizi otel odalarında, sahillerde, ormanlarda ve mümkünse bize katılmak isteyen Rus çiftlerle ile gerçekleştirmeye devam edecektik. Ama tatilimize 2 hafta kala benden hayli zengin olan Burak için beni terk etti. Yani aramızda romantik bir ilişkiden ziyade ahbab-ı tenasüllük bir ilişki olduğu için seks yapmaya devam etmeye hatta benimle tatile gelmesi için ikna etmeye çalışsam da oralı olmadı. Böylece 2 kişilik tatilimin için 1 kişiye daha ihtiyacım oldu. Yanıma ailemden birisi almak kesinlikle söz konusu bile değildi. Erkek arkadaşlarımdan birisini almak da istemiyordum. Bu tatilin bol seksli ve alkollu geçmesi gerekiyordu. Barlarda başarısız kız avlarından sonra odada bir erkekle bira ve sigara eşliğinde uyuya kalmak kesinlikle hayalim değildi. Ezgi'nin sevgilisi olmayan tek arkadaşı kızıl Tuğçe'yi yanıma almak isterdim ama yobaz ailesi kesinlikle izin vermezdi. Bana tek bir yol gözüktü. Tek başıma gidecektim. içime sinmese de biraz kafa dağıtırım diye düşündüm. Tek başıma kızlara karşı daha fazla şansım olabilirdi. Patara diye bir çıplaklar plajı olduğunu duymuştum. En kötü bir kaç Alman ve Rus memesi görüp odamda otuz birimi çektikten sonra evime dönerdim.
Tatilin ikinci günü, otelin tüm boktan kokteylerini denedikten ve resepsiyonist kızla bir iki flörtleştikten sonra Patara'ya bir şans vermek istedim. Çok fazla çıplak görmeyi beklemiyordum ama bir ihtimal benim gibi tek başına takılan bir kızla şansım olabilirdi. Akşamüstü plaja gittiğimde ilk bir hayal kırıklığına uğradım. Pek fazla kimse yoktu ki bu benim için iyi bir şeydi ama güzel birilerini de göremiyordum. Derileri yaşlılıktan ve kilodan sarkmış bir iki yabancı amca ve teyzeyle birlikte bir Türk ailesi vardı ve iyi ki çıplak değillerdi. Biraz kumsalın tadını çıkartıktan sonra resepsiyonist kızla fingirdeşmeye dönerim diye havlumu yere serip uzandım. Şansımın dönmesi çok uzun sürmeyecekti.
"Ferit! Sen misin?" Bu sese ilk kez irkilmiyordum ama onu burda vücudunu tam kapatamayan ince sarı bikinisi ve devasa güneş gözlükleriyle görmeyi kesinlikle beklemiyordum. Tanışacağım, konuşacağım, sabahlara kadar sevişeceğim bir turist bekliyordum ama Canan Hocam'a da asla hayır diyemezdim. "Hocam, bu ne güzel sürpriz böyle!" "Hocası mı kalmış Feritcim. Baksana kocaman adam olmuşsun." "Utandırmayın hocam. Siz de çok... şey yani..." "Ben de ney?" "Hatırladığım kadar güzelsiniz. Çok güzelsiniz yani." "Hatırladığın kadar mı? Gördüğün her bir parçayı hatırlıyorsundur umarım." Neyi kastettiğini biliyordum. Ben onu sadece dizlerine kadar uzanan siyah çizmeleriyle, dar kot pantolonuyla ve sütyensiz giydiği bluzlarıyla hatırlamıyordum. Sevgilimin ağzına boşalırken bir yandan memeleriyle, diğer yandan kalçasıyla oynattığı gün dün gibi aklımdaydı.
"Neyse hadi başka bir yere geçelim. Hem napıyorsun burada. Burası aile yeri. Patara'ya kadar bunun için gelmedin herhalde."
Tabii ki onun için gelmemiştim amına koyim. 5 dakika önce çaresizce kız avlamaya çalışırken şimdi önümde vücudunu kapatamayan bikinin ile kum yapışmış götünü kıvırta kıvırta yürüyorsun. Daha ne isteyebilirdim ki?
"Manzarayı seyretmek hoşuna gidiyor biliyorum ama yanımdan yürümek istemez misin?" "Tabii hocam. Kusura bakmayın. Sizi böyle görünce biraz heyecanladım." "Farkettim. Ama heyecanını ileriki zamanlara sakla. Ee kiminle geldin buraya?" "Yanlız geldim. Aslında arkadaşımla gelecektim ama..." "Sattı mı seni?" "Maalesef... Gerçi böyle daha iyi oldu." "Niye? Arkadaşınla gelsen güzel kızları elinden kaçırırdın diye mi?" "Güzel kızları bilmem ama 'en güzelini' kaçırırdım. O zaman çok üzücü olurdu. Gerçi sormayı unuttum ama siz kimle geldiniz hocam." "Kızlarımla. Ama onlar şuan burda değil. Onlar da senin gibi bir kaç turisti ağlarına düşürmek için tek başlarına takılıyorlar. Gerçi annelerini de yanlarına alsalar bir şansları olabilirdi ama..." "Evli olduğunuzu bilmiyordum." "Üzülme hemen. Evliydim, eskiden. Uzun zamandır bekarım. Hem de 'uzun zamandır'. Anlarsın ya."
Onun bu cilveli konuşmaları eşliğinde oldukça tenha, denizden uzak, iki kayalığın arasına geldik. "Burası iyi gibi. Çoluk çocuk yok." diyip sütyeninin çözmeye başladı.
"Hocam, napıyorsunuz?" "Sakin ol. Burada herkes napıyorsa onu yapıyorum. Hem ilk kez gördüğün şey değil ya." Göz kırptı. Artık emindim. Bugün bu sahilden elim boş çıkmayacaktım.
Memelerini sergilediğimde o malum güne bir geri dönüş yaşadım. Ama ikinci şok altını çıkartınca geldi. Eski öğrencisinin önünde tamamen çıplak kalmasını beklemiyordum. "Oğlum sen biraz saf mısın? Tüm gün beni mi izleyeceksin. Soyunsana!" Şortumu hemen bir kenara fırlatıp hafif erekte olmuş penisimi gözler önüne serdim. inceden bir süzüp gülümsedi. "Evet, sen de hatırladığım kadar büyükmüşsün." Havlusunu yere serip yüz üstü uzandı. "Çantamda yağ var. Sana zahmet olmazsa..." Yağı alıp yanının diz üstü çöktüm. "Öyle rahat değilsin. Kalçama otur. Burada kimse yok merak etme." Kalçasının üzerine oturdum. Tüm yükü vermeden tabii. Onun da niyetinin rahatım olmadığını biliyordum. Güneş yağı da bahaneydi, güneş bir saate batardı zaten. Eminim ki taşaklarımın kalçasına temas etmesi en az benim kadar onun da hoşuna gidiyordu. Hafif bronzlaşmış sırtını yağlamaya başladım. Ben onun yumuşak tenini okşadıkça benimki de sertleşip onun kalçasını dürtüyordu. Ama ikimizde bu durumdan memnunduk. Gerçi bir anda göt deliğini zorlama düşüncesi o anki libido patlamasıyla kafamı karıştırsa da şimdi iyi ki yapmamışım diyorum. Yağlama işi bitince sımsıkı olmuş penisimle yanına sırt üstü uzandım. Bana ve kalkan penisime bakıp güldü.
"Rahat duramıyorsun değil mi?" "Hocam... Canan. Şu an aklımdan geçenleri, sana yapmak istediklerimi bir bilsen sen de rahat duramazsın." "Ne düşündüğünü tahmin edebiliyorum." Kulağıma yaklaşıp fısıldadı. "Zaten rahat durmak istemiyorum."
Ayağa kalkıp tüm vücudunu bir kez daha sergiledi bana. Sonra dizlerimin üstüne oturdu, kalkan penisimi bacaklarının arasına aldı. "Sanırım seninde yağlanmaya ihtiyacın var." Ellerine yağı döküp kasıklarımı ve karnımı okşamaya başları. Kolları ufak ufak penisime çarpıyordu. O an eline alması için tek taşağımı verirdim ama o da bunu biliyordu. Beni kudurtmayı başarmıştı. Yağı bana dökmek yerine memelerinin üzerine döküp kendini okşamaya başladı. Arkasından batmakta olan güneşle teni parıl parıl parlıyordu. "Cüsseli bir çocuksun. Ellerimle masaj yaparak yağlamayı bitiremem. Daha iyi bir fikrim var." Yağlı vücuduyla üzerime yüzüstü yattı. Penisim tamamıyla göğüs boşluğuna temas ediyordu. Yavaş yavaş, sertleşmiş meme uçlarını vücuduma sürte sürte yukarı gelirken penisimle vajinası birbirini okşuyordu. Öpüşme mesafesine kadar gelip Sineminki gibi yemyeşil gözleriyle gözlerimin içina baktı. Tam öpüşücez derken bu sefer geri geri gidip memeleriyle penisimi sıkıştıryordu. Dudakları başına değerken gülümsemesi eksik olmuyordu. Bunu bir kaç defa tekrarlardı. Ama artık ikimizde dayanamayacak kıvama gelmiştik. Penisimi o kadar yağ sayesinde birazcık zorlasam hemen girerdi. Ama ben kendimi ona bırakmıştım. Son bir kez yukarı gelip dudaklarımı ufaktan öptü. Kulağıma yaklaştı.
"Aklından neler geçiyordu anlatsana biraz." "Seni sikmek istiyorum Canan. Hemen buracıkta. Otele gitmeye sabrım yok." "Yanıyorum Ferit! Hayır demicem." Başını yavaş içine alırken "Sert davran bana!" diye bir ricada bulundu. Ben de onu kırmaya niyetli değildim. Islanmış ve yağlanmış vajinasına ilk önce yavaş yavaş girdim. Giderek hızlanmaya başladım. Ona istediği gibi sert davranıyordum. Bir elimle boğazını sıkarken diğer elimle götünü parmaklıyordum .Birbirimizi ısırarak öpüşüyorduk ama kesinlikle zevk alıyorduk. Hafif hafif ağzımın içine inlemesi beni deli ediyordu. Ama ben onun bu kadar sakin kalmasını istemiyordum. Bir parmağımı daha soktum ve daha hızlı, daha sert sikmeye başladım. Nefes alamayıp yüzü kızarıncaya kadar boğazını sıkıyor bir kaç saniye sonra müthiş bir inlemeyle bağırıyordu. Ya orda gerçekten kimseler yoktu yada bizi duyan kaçıyordu çünkü 100 metre içinde bağrışlarımızı duyamayacak kimse yoktu.
"Pozisyon değiştirelim." dedi Havlunun üstünde domalttım. Parıl parlayan götü karşımda duruyordu. Penisini göt deliğine dayadım. "Aslında," dedim " hazır yağlanmışken..." "Çok konuşma ve sik birini!" Deliği kesinlikle Ezgi gibi geniş değildi. Gerçi onunkini sadece kankalarımla ben bile bir hayli genişletmiştik. Canan'ın anal yapmadığı belliydi ama bu daracık ve sıcak deliği sikmek daha zevkliydi. Köküne kadar sokup git gel yaptıkça o da acı-zevk karışık bağırıyor, bir eliyle kliroritisiyle oynuyordu. Terlemiştim, yağlıydım, kumlar üzerime yapışıyordu. Hiçbiri eski ingilizce öğretmenimi, aynı zamanda bir anneyi sikmeme engel olmasa da boşalmaya yaklaştığımı hissediyordum.
"Gelmek üzeriyim." "Ağzıma ver!" "Kokla! Bana Sinem'in donunu koklattığını hatırlıyor musun? Sıra sende. Götüne soktuğunu kokla şimdi." "Zevkle!" dedi. Derin derin kokusunu içine çekerek yalamaya başladı. "Umarım Sinem'e boşaldığın kadar bana da saklamışsındır." Kesinlikle daha fazlası vardı. Sinem'in aksine o döllere mi zevkle yüzüne gözüne bulaştırdı. Gülerek yutabildiği kadarını yuttu. itiraf ediyorum, ilk kez bir kızı o şekilde öpmüştüm.
"Borcumu ödedim herhalde!" Gülerek üzerime atladı. Tekrar ilk pozisyonumuza geçtik. Kollarımı tutup kelepçeler gibi başımın üstünde birleştirdi.
Lisedeyken tuvalette sigara içme, kopya çekme, okuldan kaçma gibi pek çok sebepten ötürü hocalara yakalanmış birisiydim. Bu vukuatlar arasında en zararsızı ama aynı zamanda en utanç vericisi ise 3. sınıftayken Ekim ayında başıma gelecekti.
O senenin yazında, okullar açılmadan bir kaç hafta önce, eşit ağırlık sınıfından Sinem ile flörtleşmeye başlamıştık. Her ergenin hayali gibi bol öpüşmeli-elleşmeli, kavgasız, gürültüsüz bir ilişkiydi. Bekaretlerimizden daha kurtulamamıştık ama o yaşta böyle sevişmek bile benim için bulunmaz bir nimetti. Fakat okullar açıldıktan sonra bu "ergen sevişme" sekanslarının sayısı oldukça azalmıştı. Teneffüslerimiz bir kaç hafta boyunca neredeyse hep öpüşüp elleşecek bir yer aramakla geçti ama tenha bir yer bulamayınca biz de en riskli yerde sevişmeye karar verdik: Eşit ağırlık sınıfı.
Onların beden eğitimi dersinde kendi sınıfımı astım ve herkes aşağıda ter dökmeye başlarken eşit ağırlık sınıfının yolunu tuttum. Dersler başlayalı 10 dakika olmuştu, koridarda kimseler yoktu. Sınıfın önünde durdum. Açıkçası heyecandan kalbim ağzımda atıyordu. Daha önce de dışarlarda sürtüyorduk ama okulda yapmanın vermiş olduğu gerginlik beni hem vazgeçmeye yönlendiriyor hem de felaket azdırıyordu. Son bir derin nefes alıp kapıyı açtım. En arka sıraya oturmuş, pis bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Gömleğinin düğmelerini siyah sütyeni gözükecek kadar açmıştı bile. Parmağıyla bana "Gel!" işareti yaptı.
Koşar adım gidip dudaklarına yapıştım. Uzun zamandır yapmamanın verdiği heyecanla ereksiyon olmuştum bile. Ben onun ufak memelerini sıkarken o da benim kalkan penisimi eşofman üstünden okşama başladı. Geri kalan düğmelerini açtım, yavaş yavaş boynundan göğsüne doğru öperek indim. Geri çekilip memelerine bir kez daha baktım.
"Yalayabilir miyim?" diye sorunca onu bir gülme tuttu. Harbiden, ne saçma bir soruydu o öyle. Eşofmanı sıyırıp penisimi eline aldı. "Aslında aynısını ben sana soracaktım ama... Madem çok ısrarcısın öyle olsun. 'Memelerimi' yalayabilirsin." "Aslında bugün hanımlara öncelik verebilirim."
Daha önce hiç benimkini ağzına almamıştı. Ben onunkini pek çok defa yalamıştım ama sıra ona gelince beni hep geri çevirmişti. Şimdi teklif ondan gelince sabırsızlanıyordum. Memeler biraz bekleyebilirdi.
"Tamam o zaman." diyip boynuma bir öpücük kondurdu. "Ama canım isterse ısırırım ona göre."
Doğrusu ondan öyle çok bir şey beklemiyordum ama yeteneği beni fena yanılttı. ilk önce sütyenini sıyırıp memelerini bana sergiledi. Ufak ufak dilini değdirerek penisimi öpmeye başladı. Yeşil gözlerini benden asla ayırmıyordu. Taşaklarımdan başlayıp uçtan uça bir kere yaladıktan sonra ağzına aldı. Gerçekten bir porno starı gibi yalıyor, emiyordu. Arada bir ağzından çıkartıp ufak ufak dişliyordu. Biraz acıtıyordu ama zevk vermediğini söyleyemem. Tüm bunları yaparken bir eliyle memesinin ucuyla oynuyor, diğer eliyle eteğinin altından vajinasını okşuyordu. Fazla dayanamadım. Onu uyaramadan boşalmaya başladım ki hemen tiksinerek ağzından çıkardı. Ama bu yüzüne, gözüne, göğsüne ve hatta gömleğine boşalmama engel olamadı.
"Neler oluyor burada!" diye bir kadın bağırdı arkamızdan. ikimiz de öyle panik olmuştuk ki üstümüzü başımızı bile toparlayamadık. Malafat dışarda sesin geldiği yere baktım. ingilizce öğretmeni Canandı. Gözleri fal taşı gibi açılmış bize bakıyordu.
"Kızım... Ne yaptığınızı sanıyorsunuz burada?" "An... Hocam!" diyebildi Sinem. Ağzı döl doluydu, tükürmeye fırsat bulamamıştı. Konuşurken dudaklarının kenarından akıyordu. Tek gözünü açamıyordu ve aynı benim malafatımı sergilediğim gibi o da beyaza bulanmış memelerini sergiliyordu. Canan Hoca hala hayret içerisindeydi. Hemen çantasından bir anahtar çıkartıp kapıyı kilitledi.
"Kimse sizi görmeden temizlenin çabuk! Nasıl böyle bir şey yaparsınız anlamıyorum ama bunun kimsenin duymaması lazım. Hele ki sen kızım, Sinem... Beni çok hayal kırıklığına uğrattın." Sinem ağlamaklı bir şekilde spor çantasını karıştırmaya başladı. Gömleğini, sütyenini ve eteğini çıkardı. Sadece dantelli, siyah küloduyla duruyordu. Birkaç mendil bulup yüzünü silmeye başladı. Canan Hoca da ona yardım ediyordu. Bense malafat dimdik bir şekilde onları izliyordum. Canan Hoca ilk bana sonra da benimkine baktı.
"Oğlum, herhalde onunla gezmeyi düşünmüyorsun değil mi okulda?" "Hocam özür dilerim. Ben de ne olduğunu anlamıyorum ama inmiyor. Hala çok sert." "Ne yapıyorsan yap ama sakla onu. Gerekiyorsa bir daha boşal ama seni bu halde dışarı çıkaramam. Ve hızlı ol!"
Yani övülecek bir şey değil biliyorum ama o yaşımda yeterince hızlıydım. Canan Hoca, karşınında sadece küloduyla kalmış Sinem'in üstündeki dölleri temizkerken ben de manzarayı izleyip benimkini sıvazlamaya başladım. ikisininde gözleri arada sırada bana kayıyor ama hiç kimse hiçbir şey demiyordu. Hızlıydım dedim ama ikinci sefer kesinlike o kadar kolay gelecek gibi değildi. Temizlenme işi bittiğinde Sinem spor kıyafetlerini çıkardı, Canan yanıma geldi.
"Daha bitmedi mi?" "Hocam... ikinci sefer kolay olmuyor. Biraz daha vakite ihtiyacım var." "Biraz daha vaktimiz yok. Zil çalmadan ve kimse koridora çıkmadan burdan ayrılmalıyız. Sinem! Kıyafetlerini bir kenara bırak. Buraya gel ve kilodunu da çıkart!"
Ben bile bu kadarını beklemiyordum. Yani bir hoca müsamaha gösterebilirdi belki ama o bizim devam etmemizi istiyordu. Ama Sinem benim kadar şaşırmış görünmüyordu. Bunun sebebi elbet yıllar sonra anlayacaktım ama şimdilik sadece olayın akışına bıraktım kendimi. Sinem dantelli, siyah külodunu çıkartıp Canan'a uzattı.
"Kokla!" dedi. "Sinem! Sen de yarım bıraktığın işi bitir."
Köpeğe koklatır gibi ağzıma dayamıştı. Sinem yavaşça eğilip penisimin önünde durdu. Yine yeşil gözlerini benden ayırmıyordu. Ama bu sefer daha durgundular. Durgun ve mahçup. Canan, Sinem'in uyuşukluğuna sinirlendi. Benimkini kökünden kavrayıp Sinem'in ağzına dayadı.
"Hızlı ol ve bu sefer dölleri içinde tut." Boşta kalan elimi kalçasına yapıştırdı. "Sen de hızlı ol. Sakın burda olanları arkadaşlarına anlatayım deme sikini koparırım!"
Bir yandan Sinem'e yalatıyor, bir yandan Canan'ın dolgun kalçasını sıkıyor ve bluzunun üstünden gözüken memelerini seyrediyordum. Sütyen giymemişti ve ben tamamını görmek için dibine kadar sokulmuştun. "Ter kokuyorsun. Geri dur!" diyip benim için bluzunun yakasından aynı Sinem'inki gibi olan memelerini çıkardı. Diğer elimle de memeleriyle oynamaya başladım. O da bacağıma sürtüyordu ve bunu açık açık yapıyordu. Sinem kesinlikle halinden memnun değildi ama o da saksosuna hızlı hızlı devam ediyordu. Çok geçmeden gırtlağına dayayarak boşaldım. Yine tiksinse de bu sefer eme eme son bir damlasına kadar alıp yuttu. Üçümüz de toparlanmaya başladık. Sinem kıyafetlerini giyerken Canan Hoca yanına gidip "Seninle sonra konuşucaz." dedi. Sinem hiçbir şey demedi. Ağlamaklı bir şekilde sınıftan koşarak çıktı. Canan'ın yanına gidip bunu neden yaptığını sordum.
"Neyi neden yaptım?" "Yani bizi direkt disipline verebilirdiniz. Yani kimsenin duymasını istemeseniz bile en azından ailelerimize haber verebilirdiniz."
Ellerini göğsünün üstüne bağlamış bir şekilde yanıma yavaş yavaş geldi. Gözlerimin içine baktı. Elini eşofmanıma, penisimin tam üstüne attı. Kulağıma yaklaşıp "Merak etme. Borcunu elbet ödeyeceksin." diyip boynumdan öptü. Sonrasında o da sınıftan çıktı. Tek başıma, olayın şoku üstümde sınıfta kalakaldım.
O günden sonra Sinem ile ayrıldık. Ne Sinem ile tek bir kelime konuşabildim ne de Canan'a ödemeye can attığım borcumu ödeyebildim. Ta ki yıllar sonra. Yıllar sonra Fethiye'de...
buz gibi gerçektir. valorant oynayan insan dedesinin cesediyle cinsel ilişkiye girmiş insandır. hem bu dünyada hem öbür dünyada lanetlenmiş olup, cehennemde yahudiler ve kvp'deki cahit ile aynı katta yanacaklardır.
ha bir de lgbt olduklarından dolayı ayrıca lanetlenmişlerdir.
sözlükte hala başlığının açılmamış olmasına şaşırdığım, erangel'de bir yer.
gerçek prolar pochinki'ye atlar ve kozlarını pochinki'de paylaşır. pochinki'ye atlayıp, orada birkaç adam vurup, ölmeden çıkabiliyorsanız zaten pro olmuşsunuz demektir.
namı diğer 64l4t454r4y olan cincon'uma boydan girmiş kazıktır. forvete 75 milyon verip de, en yakın rakiple kafa kafaya olmak da, ne bileyim. zaten avrupa'da da son maçlarda delik deşik oldular. ohhhhhhhhh.
Beyler bakın, bu anlatacaklarım ne rüya ne de hayal ürünü; bizzat o amına koduğumun Küçükçekmece’sinde yaşanmış bir toplu cinnet vakasıdır. Benim o gavat dayım olacak hurdacı kılıklı müptezel, kuzenimin düğününde "pastayı ben yaptıracağım, içine özel soğutma sistemi kurdum" diye ortaya bir fikir attı. Biz de sandık ki bu amına koduğumun fakiri bir yerden ucuza pasta buldu. Düğün günü salonun ortasına forkliftle, üzerinde Rusça "ananızın amı" yazar gibi garip işaretler olan, 2 tonluk titanyum bir kütle indirdiler. Garsonlar pastayı kesmeye yeltendiği an, o gavat dayım cebinden Geiger sayacı çıkarıp "Şimdi ananızın amını tersten göreceksiniz, kritik kütle yaklaşıyor!" diye bağırdı.
Bıçak o kurşun kaplı pastaya girdiği saniye, salonun tavanı göt deliği gibi çatladı ve ortalığı öyle bir Cherenkov mavisi kapladı ki, sülalesini siktiğimin ışığı yüzünden herkesin röntgeni duvara yansıdı. O an fizik kurallarını sikeyim; yerçekimi bir anda izne çıktı. Halay başı olan o gavat eniştem, elinde mendille tavanın köşesine yapışıp ters bir şekilde "Şemmamé" çekmeye başladı. Adam havada asılı kalmış, sanki yerçekimi anasının amına kaçmış gibi boşlukta süzülüyor ama halayı bırakmıyor orosbu çocuğu. Müzisyenlerin sazları bir anda eriyip plazmaya dönüştü, herifler "Ankara'nın Bağları" çalarken bir anda paralel evrendeki uzaylıların çiftleşme seslerini çıkarmaya başladılar.
Masadaki rakılar bir anda ağır suya ($D_{2}O$) dönüştüğü için, içen her akrabamın sesi sanki gırtlağına beton dökülmüş gibi kalınlaştı. Babaannem bir anda 2 metre boyunda bir mutanta dönüşüp "Damat nerede o piç kurusu!" diyerek sahneyi tekmelemeye başladı. Dayım ise o sırada pastanın içinden çıkan uranyum çubuklarıyla dişlerini karıştırıyor, "Hani nerede o atom parçalayan delikanlılar?" diye millete atar gider yapıyordu. O sırada salonun ortasında zamansal bir yırtılma oldu, 1940 yılından fırlayan bir Alman askeri "Was ist das?" diyerek pastanın içine düştü ve herif anında bir dilim pastayla beraber buharlaşıp gitti.
On dakika geçmeden salonu o amına koduğumun siyah camlı minibüsleri bastı. içeriden çıkan astronot kılıklı tipler, "Yine mi bu gavat Hasan?" diyerek dayımı yaka paça aldılar. Bize de "Bu olayı birine anlatırsanız ananızı kuantum parçacıklarına böler, her birinizi farklı galaksilerdeki pavyonlara satarız" dediler. O günden beri sol taşşağım karanlıkta neon yeşili parlıyor ve ne zaman radyo açsam dayımın sesi frekanslara girip "Hala o pastanın taksitini ödüyorum piçler" diye bağırıyor. sözlük, eğer bir düğünde pastadan ışık çıkıyorsa kaçmayın, direkt götünüzü duvara yaslayın çünkü o radyasyon sizi ya süper kahraman yapar ya da ananızın amına geri yollar.