Sayısal ve Eşit ağırlık puanıyla öğrenci almasına karşılık, ders programında matematik/geometri olmayan bir çok bölüm var. Bence bu çelişki giderilmeli. Buradan yök'e ve üniversitelere sesleniyorun, Bu bölümlere derhal yüksek matematik dersleri konularak, öğrencilerin matematik becerilerini ilerletmesi lazım. Matematik sınavı geçinceye kadar ihtiyaç değil. Her zaman ihtiyaç. Daha nitelikli gençler yetiştirmemiz lazım. Boştaki matematik öğretim görevlilerine de olanak olur. Hadi.
Şu sıralar aile olmanın, evlenmenin ülkenin bekası için önemli olduğu sıkça vurgulanıyor yukarlardan. Madem evlilik bu kadar önemli, bu kadar stratejik, evlilere neden maaş bağlanmıyor? Öyle ya, toplumun aile kurumunu ayakta tutan, memur sayılmaz mı *
Şaka bir yana, nüfus artış hızındaki düşüşü, evliliğe bağlamak da ilginç. Çocuk olması için evlilik mi olması gerekiyor. Gayet de resmi olarak evlenmeden çocuk yapan çiftler var. Evlenip de çocuk yapmayan çiftler var. Önemli olan nüfus artış hızını arttırmaksa, evlilik değil çocuk yapmanın desteklenmesi gerekli değil mi? Çocuk yapmayı desteklemek, evliliği desteklemekten daha kolay değil mi?
Kuran yayınının sinyalin yağmur gibi hava koşullarından kesilebiliyor. Kuran yayınını koruyan, sinyal azalsa bile telafi eden, uydu cihazı içindeki hata ayıklama katmanı. Sinyal kalitesi yüzde 30'un altına düştü mü "hata ayıklama" da işe yaramıyor. televizyondan görüntü gelmiyor.
Kuran'da:
"Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz. " (Hicr 9)
Yazıyor.
Kuran yayının sinyalini, yağmurdan kimse korumadığına göre, bu işte bir ilginçlik yok mu?
Zevksizlikten başka bir şey değil. Yeni öğrendim: taze fasulye, kuru fasulyenin tam olgunlaşmamış haliymiş. Yani kuru fasulyenin hamına taze fasulye deniyormuş. Ondan belli, tadı bir halta benzemiyor. Olgunlaşmamış/Ermemiş, taslak bir sebze taze fasulye. Oldum olası sevmezdim zaten bu "ham" sebzeyi. Sezgilerim boşuna değilmiş. Olmamışını yiyormuşuz yıllarca. Kim soktu bu ucubeyi mutfağımıza?
Özlediğim kayan yazılardır. Nostalji duygusu mu bilemedim. En azından yazıları okumak için ekrana yaklaşmak zorunda değildik. Televizyon ne kadar uzakta olursa olsun rahat okunurdu. (Helvetica fontu galiba? ) ve mavi yazı bandı. Değerini bilemedik senin. https://galeri.uludagsozluk.com/r/2469142/+
Aptal Reels videolarında gördüğüm abuk cümle. Sırf babasına benzeyen çocuğunuzu kutsayacaksınız diye, bir sürü insanı töhmet altında bırakıyorsunuz. Kadın eşini sevmezse, çocuk başkasına mı benzeyecek? Veya babasına benzemeyince, kadın eşini az mı seviyor olacak? Cidden saçma salak muhabbetler. Utanıyorum bu videolardan. Zihniyet olarak ne kadar Ortadoğulu olduğumuzu dünyaya gösteren videolar bunlar. Aşkın kuvvetini çocuk mu belirler? Çocuğu olmayan/olamayan bir dünya çift de var üstelik.
Bu ülkenin garip uygulamalarından biri. Allah kitabında serbest bırakıyor. "ister inan ister inanma" diyor. "Sınavını ben yapıyorum" diyor. Fakat sen din dersini vatandaşlarına zorunlu tutup kulu sınav ediyorsun. Üniversite sınavında soruyorsun. "Sen allah mısın? " diye bir kişi de sormuyor. Hayır, kimse "Allah" değil. Kimse Allah tarafından yetkilendirilmiş de değil. Peygamber değil. Ruhban değil. Herkes imtihanda. O halde, imtihandaki bir kişi, öbürünü nasıl imtihana alabiliyor? inançlı insanlara soruyorum: Bir kişiyi dinden sınava sokmak, kendini allah'a ortak koşmak değil midir?
ibretlik bir olay. "Tanrı" bile olsanız, kendinize çok güvenmeyin. Her şeyi bilemeyebilirsiniz. O yüzden, şans oyunu- kumar ve benzerlerine hiç bulaşmayın.
Bana ilginç gelen durum. Yabancılar altın bilezik (meslek) edinmek yerine, Üniversite okuyor. Üniversiteleri dolduruyor. Üniversitelere gideceklerine, meslek liselerine gitseler ya, aranan eleman olmayı neden istemiyorlar. Bu yıl yabancı kontenjanları da artırılmış. Yani ben anlamıyorum. Diplomaların da bir hükmü yok. Bu yabancılar neden bu diplomaları almak için uğraşıyor?
Bir duş almak için banyonun karanlık, çoğu zaman havasız ortamına girmek istemeyenler için ideal olabilir. Duşakabinin etrafına da duş perdesi yaparsın. Oh! Kim görecek kim bilecek? Havadar havadar duş alırsın. Ancak dikkat etmeli. En azından Bornoz giymeden perdenin dışına çıkmamak lazım * konu komşunun diline düşersin sonra. Yoksa en iyisi balkonu boydan boya güneş perdesi mi yapmak?
Çok mantıklı gelmeyen olay. Elbette zil zurna sarhoş olacak kadar içki verilmesin. Haftalık iki bardak şarap, bi kutu bira falan...Bunlar mesele olmamalı bence. Sadece hükümlüler de yok. Tutuklular da var. işin garibi, sigara sağlık açısından daha zararlı. Bildiğim kadarı ile cezaevinde sigara içilebiliyor. Cezaevinde içki içenlere ise, bir de ayrıca ceza veriyorlarmış. Gerçekten hayret etmemek elde değil. Yasaklı madde sanki! Tıbbi kenevir satışının bile yasallaştığı ülkede, bu ayıp bir an önce kalkmalı bence.
Sözleri yapay zeka yazıyor. Şarkıları yapay zeka yapıyor. Yapay zeka resim üretiyor. Bütün bunlar bir albüm yapmaya yetiyor. Yapay Zeka ile yaptığım şarkıları CD'ye basıp, Gene yapay zeka ile ona kapak hazırlayıp bassam. Zarflara koyup, Korsan CDci cosplayi yapsam, ne olur acaba * Tabi Cdleri dinletmek için portatif müzik seti de olacak mesela. Tam nostaljik *
Paragöz akrabamızın cenazesini görürsem yapacağım eylem. Deste deste düğün doları getireceğim. Sağdan sola; soldan sağa tabutun üstünden düğün dolarlarını boca edeceğim. Çıkarsın elini tabuttan da kefenin cebine koysun götürsün bakalım *
Her ay devletten maaş alan devlet memuru. Zorunlu Din dersinin mantıksızlığını hep söylüyoruz. Bir de din penceresinden bakalım. inanç, tanrı ile kul arasında kişisel bir şey ise, Din kültürü öğretmeni, düşük veya yüksek puanlama yetkisini kimden alabiliyor? Allah'ın sınadığı kulu, ölçme ve değerlendirme yetksini kim verdi? Allah dinden sınadığı kulu geçirecekse, kendisinin aynı kulu dinden bırakması veya geçirmesi kendisine vebal yüklemeyecek mi? inanıyorsunuz madem, yarın bunun hesabını mahşerde nasıl vereceksiniz?
Allah'ın bileceği iş için, puanlama yaparak, öğrencilerin kaderlerini tayin etmek, Allah'ın yerine geçip şirk koşmak değil mi?
Bop projesinin tamamlanmasına bağlıdır. Keyfinden oturmuyor adam orada. Değiştireceği sınırlar var.
Bu arada, "TC'yi ingilizler kurdu" diyen tiplerin, israil suriye'de devlet kurarken (pardon suriyeyi özgürleştirirken) sevindirik olması, imparatorluk hayalleri kurması, gerçekten ilginç * Sözün özü, bence film bitmedi. Daha yeni başlıyor.
Genç kuşak mülteciler, Türkiye'deki ortama alıştıktan (hatta belki doğduktan ) sonra, gidip de cihatçıların yönetimi altına gireceklerini pek sanmıyorum ya... Çoğunun "kurulu düzeni" vardır gitmez.
Ayrıca gitseler de yine çatışma olasılıkları yüksek. Bir daha çatışma olduğunda, vatandaşlık da almıştır bunlar. Sınır kapısını yeniden açmak durumunda kalınabilir. Yani bu sorunların yansımasını bence daha yıllarca göreceğiz.
Bence mantıklı bir yanı var bu düşüncenin. Sovyetler birliğinin çöküşü, tek kutuplu dünya düzeni, dünyayı mini bir ortaçağa sürükledi. 20. Yüzyılın Aydınlanma ve ilerleme ideali duraklamaya girdi. Skolastik düşünceye benzer taassublar, radikaller boy verdi. ModerniZm ve bilim karşıtları türedi. Dünyanın her yanı savaş alanı oldu. Dünya savaşları ile kıyaslanmayacak kadar kan döküldü. Ne dersiniz?
Lira günden güne erirken, yapılması gereken. Hem insanlar önünü rahat görür. Hem emeğin değeri korunarak iç barışa katkıda bulunulur. Enflasyona karşı savaşta önemli bir adım atılır.
Haber dinlerken, okurken sıklıkla izini rastladığım dinci zihniyet. He ya... Hayvanlar yaşamını yitirmez. Canını kaybetmez. Onların yaşamı, canı yoktur ya, ancak "telef olur"" Ziyan olur".... Kronik Dinci zihniyetinizle, arapça kökenli "telef" Sözünüzle bsg...Hayvanların canı var canı. Onların da yaşamı var. Siz kabul etmeseniz de insan da biyolojik olarak bir hayvandır. Bilim bize bunu söylüyor. Bunu bilmenize rağmen, inadına o sözü kullanıyorsunuz. Sözde insan "eşref-i mahlukat" ya, "yaratılanların en şereflisi" ya... Onu da biliyoruz! Bu dünyayı bu hale getiren hayvanlar değil insanlar. Hani diyorlar ya, hayvanlar şeytanı "insan" Olarak tasvir ederdi. Aynen öyle. Hayvanlara yaşamını yitirmeyi, canını kaybetmeyi hak görmeseniz de.... Onlar da yaşamlarını yitiriyorlar, canlarını kaybediyorlar. Ondan sonra, başta hayvanlara, sonra insanlara yönelen şiddet. Hep bu canlar ile empati kuramayan zihniyetinizden de kaynaklanıyor işte!
Dibine kadar çürümüşlüğün, dibine kadar rezilliğin içindeymişiz. Yeni yeni gözümüz açılıyor. Sorun masum sokak canları mıymış? Görün işte görün. sokaktaki canları canavarlaştırdınız. Katledilmesini alkışladınız. işte laneti, geldi bize kimin daha canavar olduğunu gösterdi. Kim ne düşünürse düşünsün. Bunlar hep ibret...
"Acılı" arabesk parçaları, "hafif acılı" yapmaktır. Bence de yapılsın. Hep gam, hep keder, hep minör... Nereye kadar? Benim de içim kararırdı doğrusu. Millet ne yapsın? Dinlerken karalar mı bağlasın. Bestecileri 40 yıl önce minör bestelemiş olabilir. Dileyen yerinden de seslendirebilir tabi. Ama bu dönem zaten ağır. insanlara daha fazla yük yüklemeye gerek yok *
Bana oldukça garip gelen durum. Her şeye gücün yetiyor mübarek. Gökten koç indiriyorsun. inanan inanmayan herkesin sırtına bu yükü yüklemene ne gerek var? Söyle meleklerine, senin için bankada hesap açsınlar. Ödeme talimatı versinler. Şayet varsan, bu gibi ödemenin senin için bir zorluk olmaması lazım. Kamu kaynaklarını kendi çıkarına kullanman doğru değil. Başkaları senin çıkarına kullanıyorsa da, onlara bunun doğru olmayacağını söylemen ve kabul etmemen lazım.
insanların bilgilerine rahatça erişmek için tabii ki. insanların verileri cdlerde, dvdlerde, bluraylarde olmayacak. Arşive kalkmayacak. internete bağlı cihazlarda olacak. Bulutta olacak. Şirketler de bu verilere, arşive istedikleri zaman erişecekler. Para dökülecek Servislere mecbur bırakacaklar. Bu gibi uygun fiyatlı saklama çözümlerini de ortadan kaldıracaklar. Hadi CD/DVD/Blu-ray... bunlar cepte taşınsın, portatif olsun diye 4.75 inç yaptın. Neden bunların geniş boyutluluları yok? Plaklar gibi 7/10/12 inç optik diskler yok? Hep bunun yüzünden. incecik plakları, kütüphane rafında, kutuda, çantada saklayabiliyorsun. illa veri merkezi mi kursun insanlar? Sözün özü, bunlar hep proje... Boşuna bitirmiyorlar bu optik diskleri. Artık çok iyi anlayabiliyorum.
En özgürlükçü(!) hürriyetperver dinliler, konu dinsizlerin özgürlüğü olduğunda niyet okumaya başlamışlar. imtiyaz kullanırken iyi tabi. Başkası kullandığında şeytan(!)
--spoiler--
Merak ediyorum toplanıp ne yapacaksınız?
- hade bakalım daha çok kafir olmak için önce birbirimize kayalım
-işemeli sıçmalı seks yapalım
-Sabah akşam alkol tüketelim
-Kedi kanı içelim
-Herkese kötülük yapalım
-Müslümanlara zülm edelim
-anne babamızı döverek küfür edelim vs
--spoiler--
90lı yıllarda üretilmiş ve hala çalışan bir duvar saatim var. Motoru bu marka. 90lı yıllarda üretilmiş başka bir saate de rast geldim. O da hala güzelce çalışıyordu. Onun da motoru shinfuku. Demek ki 90lı yıllarda baya kaliteli saat motorları üretiyorlarmış. internetten gördüğüme göre hala shinfuku saat motorları var. Acaba hala "ömürlük"
ürün üretebiliyorlar mıdır ? Kaliteyi sürekli hale getirmek, bu pazar koşullarında zor çünkü. Firmalar el değiştiriyor, malları üreten insanlar ve yöntemler değişiyor, azgın piyasa koşuları cabası. Dolayısıyla, bugün ürünlerinin ne kalitede olduğunu bilemiyorum. O yüzden bugünkü shinfuku'yu değil de 90ların shinfuku'sunu ve çalışanlarını, ürünlerinin kalitesinden dolayı tebrik ediyorum.
Yılmaz Morgül'dür diyecektim. Baktım, Yılmaz Morgül'ün gençliğinde taktığı gözlük çerçevesiz değil, yarım çerçeveli. Ancak hafızamda öyle kalmış. Çerçevesiz gözlükten çerçeveli gözlüğe geçişin nedeni çok çeşitli olabilir. Bazı insana çerçevesiz gözlük yakışmıyor. Kimisi de daha pratik ve sorunsuz buluyor olabilir tabi. Çerçevesiz gözlük, çerçeveliden üstün diyemeyiz. Ayrı bir stil işte. Çerçevesizden çerçeveliye geçenin elbet geçerli bir sebebi vardır.