çatısı ve odaları olmayan bir hapishane olmalı bence, bu insan görünümlü iki ayaklı varlıkları atmak için, yüksek duvar tek bölüm böylece uzun süreli vermeyecede gerek yok. çatısı olmayan harika bir yer olabilir bence..
meselenin ayıpla veya gelenekle hiçbir alakasının olmadığını çok iyi bilen erkektir.
toplumda hala "kız kısmı ilk adımı atmaz, ayıptır" gibi bayat bir ezber var ama işin aslı öyle değil. kadının ilk adımı atması ayıp falan değil, sadece o Kaf Dağı'ndaki burnunu bir türlü aşağı indirememesinden kaynaklanan kronik bir krizdir. adım atmak yerine karşısındakinin zihnini okumasını, kırk tane gizli şifreyi çözmesini ve saray kapısı açar gibi ısrarla gelmesini bekler. erkek de artık bu bitmek bilmeyen nazı, o kırılmayan kibri çekmekten yorulduğu için geri çekilip "varsa bir niyetin sen gel" moduna geçmiştir. gayet haklı, gururunu korumaya çalışan rasyonel erkektir.
insanın gençken kurduğu o büyük ve kusursuz cümlelerin hayatın sertliğine çarpıp dağılması durumudur.
"herkes senin sevgilin" dedikleri o yangın zamanlarında insan sahiden öyle zanneder; başına bir iş gelse bir daha asla kimseyi sevemezsin, kavuşursan da ömrün sadece onun adıyla mühürlenir gibi gelir. ama hayat o kadar şiirsel ilerlemiyor işte. insan büyüdükçe aşkın o süslü adaklardan değil, en çaresiz anında elinin telefona gittiği ilk insandan ibaret olduğunu anlıyor. başına gerçekten bir felaket geldiğinde aklına ilk kim düşüyorsa ve elin titreyerek kimi arıyorsan, aşk tam olarak o kişidir; gerisi sadece güzel havalarda edilen tumturaklı laflardır.
eskiden kız tavlama formülü gibi görülen bu unvan, 3 aylık bootcamp bitiren herkesin bio'suna "senior software dev" yazmasıyla birlikte resmen dolmuş şoförlüğüyle aynı karizmaya geriledi.
match oluyorsun, kızın sorduğu ilk soru "sen de mi remote çalışıyorsun ya herkes yazılımcı olmuş." eskiden havalıydı, şimdi ise asosyallik, fıtık ve haftasonu prod patlamasından başka hiçbir şeyi çağrıştırmıyor. profile yazılımcı yazmak yerine "kendi halinde bir esnafım" yazsan tinder'da şansın iki katına çıkar, o derece bitti bu furyanın ekmeği.
araba alırken "donanıma o kadar para verilmez yeğenim" diyen galeri ağzına tokat gibi çarpan gerçektir.
boş pakete binen adam kendini kandırır; sonradan sanayide sağını solunu deldirip çakma multimedya ekranı, led ampul falan taktırmaya çalışırken zaten aradaki farkı sanayiciye yedirir. adaptif hız sabitleyicinin, şerit takibin veya adam gibi bir ses yalıtımının konforunu bir kere tadan insan, teneke boş paket arabaya bindiğinde at arabasına binmiş gibi hisseder. donanım lüks değil, o arabanın içinde harcadığın ömrün kalitesidir.
göz doktorlarının acilen incelemesi gereken bir iddia.
atatürk gibi karizmanın vücut bulmuş hali olan bir figürden sonra o makama geçen isimlerin profili az çok bellidir: hepsi saygıdeğer devlet insanlarıdır ama hiçbiri jön değildir. turgut özal'dan ahmet necdet sezer'e kadar koca bir bürokrasi albümünü alıp "en yakışıklı" diye podyum yarışına sokmaya çalışmak resmen can sıkıntısıdır. olmamıştır, çıkışta soldaki gözlüğe uğrayınız.