Bir şeyler okumayı seviyorum çünkü kafamın içinde sürekli bir şeyleri kurcalıyorum. Bir konu hakkında bir şey öğrenince direkt başka bir soru çıkıyor. Sonra onun cevabını arıyorum, o cevap başka bir yere götürüyor. Bir süre sonra kendimi tamamen alakasız görünen bir konunun içinde buluyorum. Galiba okumayı sevmemin sebebi biraz da bu. Sadece bilgi edinmek değil, kafamın içinde yeni bağlantılar kurmak hoşuma gidiyor. Bir de insanların yıllarca düşünüp yazdığı şeyleri birkaç saatte okuyabilmek acayip bir olay. Adam hayatını düşünerek geçiriyor, ben oturup kahvemi içerken okuyorum. insanlığın en iyi icatlarından biri olabilir.
Bence bunun cevabı sandığımız kadar romantik değil. insanlar iyi oldukları için ahlak diye bir şey icat etmedi. Bir arada yaşamak zorunda oldukları için etti. Çünkü herkes kafasına göre hareket ederse ortaya özgürlük değil, düpedüz kaos çıkıyor.
Mesela öldürmek yanlış deniyor. Neden? Çünkü insan hayatı kutsal falan diye açıklayabilirsin ama biraz daha temel düşününce olay şu: Benim öldürülmek istemememle senin öldürülmek istememen arasında ortak bir çıkar var. Dolayısıyla "kimse kimseyi öldürmesin" diye bir kural koyuyoruz. Sonra bunu o kadar uzun süre tekrar ediyoruz ki zamanla sanki evrenin temel yasalarından biriymiş gibi algılanıyor.
Ahlakın ilginç tarafı da burada başlıyor. Gerçekten evrensel mi, yoksa sadece insan toplumlarının üzerinde uzlaştığı bir sistem mi?
Çünkü toplumdan topluma değişiyor. Yüzyıldan yüzyıla değişiyor. Dün normal olan bugün korkunç kabul edilebiliyor. Bugün normal olan bir şey de birkaç yüz yıl sonra muhtemelen insanların "bunlar bunu nasıl normal bulmuş?" diyeceği bir şeye dönüşebilir.
Ama bu, ahlakın tamamen anlamsız olduğu anlamına da gelmiyor.
Sonuçta insan sosyal bir hayvan. Başkalarının acısını görebiliyor, kendisini onların yerine koyabiliyor ve uzun vadeli sonuçları hesaplayabiliyor. Ahlak biraz empati, biraz çıkar, biraz korku, biraz alışkanlık ve biraz da "ben bana yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapmayayım" mantığının devasa bir kombinasyonu gibi.
Hatta belki ahlakın en temelinde çok basit bir şey var: Benim de canım yanıyor.
Senin de canın yanıyor.
Bunu kabul ettiğin anda bir sürü ahlaki kural kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Yani ahlak belki gökten indirilmiş değişmez kurallar bütünü değil. Bilinç sahibi canlıların birbirlerini tamamen parçalamadan yaşayabilmek için oluşturduğu bir uzlaşma sistemi.