calmernow ai anxiety and calm, panik, stres ve zihinsel yorgunluk anlarında insanın kendini toparlamasına yardımcı olmayı amaçlayan yeni nesil bir sakinleşme uygulaması.
klasik “nefes al ver” uygulamalarından biraz farklı; içinde reframe ai, make it calmer, grounding reset, calm sounds, focus mode ve günlük küçük rutinler gibi bölümler var. özellikle reframe ai kısmı hoşuma gitti çünkü kafanda büyüyen bir düşünceyi daha sakin ve yönetilebilir bir hale çevirmeye çalışıyor. yani “sana motivasyon sözü atıp geçeyim” mantığında değil, düşünceyi biraz daha insani şekilde yeniden çerçeveliyor.
uygulamanın güzel yanı da büyük hedefler dayatmaması. 1 saat meditasyon yap, hayatını baştan kur falan demiyor. daha çok “şu an çok kötüyüm, 60 saniyede biraz kendime geleyim” ihtiyacına hitap ediyor. panik anında rescue me tarzı hızlı bir akış olması bence iyi düşünülmüş.
tasarım olarak da sakin, yormayan, fazla spiritüel kaçmayan bir havası var. anxiety, overthinking, focus kaybı, iç sıkıntısı yaşayanlar için denenebilir. özellikle gün içinde kafası çok dolan ve küçük bir reset tuşuna ihtiyaç duyanlara iyi gelebilir.
mottosu da güzel: %1 daily improvement = 30x better in a year.
küçük ama düzenli sakinleşme alışkanlığı fikri üzerine kurulmuş gibi duruyor.
Hayatta üç şey insana ansızın yaşlandığını hissettirir: ilk beyaz saç, ilk bel fıtığı ve adliyeden gelen ilk tebligat.
Kapıyı açtığınızda elinde sarı zarfla gelen postacı, aslında size küçük bir paketle birlikte büyük bir kaygı da bırakır. Zarfın üzerinde “T.C. Adalet Bakanlığı” yazısını görünce, insan bir an “acaba ben ne yaptım?” diye kendi hayatını hızlı bir şekilde tarar.
içini açana kadar geçen süre, Schrödinger’in kedisi gibi bir belirsizliktir. Belki komşuyla yaşadığınız apartman toplantısı tartışması davaya dönüşmüştür. Belki yıllar önce unuttuğunuz bir trafik cezası hacze girmiştir. Belki de sadece tanık olarak çağrılıyorsunuzdur. Ama o an herkesin aklına ilk gelen şey, “yandık” olur.
Adliyeden gelen tebligat, aslında hukuk devletinin temel direğidir; vatandaş bilgilendirilmeden hiçbir işlem olmaz. Ama pratikte vatandaş için bu, “hayatımda yeni bir level açıldı, bu level savunma hakkı” hissiyle karşılık bulur.
Kısacası, tebligat dediğimiz şey bazen sıradan bir bildirim, bazen de hayatın gidişatını değiştiren bir davetin ta kendisidir. O yüzden zarfı alınca paniğe kapılmadan, bir avukata danışmak en iyisidir. Ama itiraf edelim, ilk refleks genellikle şu olur: “Keşke açmasaydım.”
Türkiye’de birçok kişi için boşanmanın en acı tarafı nafaka, velayet ya da ev eşyalarının paylaşımı değil; yeşil pasaportun kaybıdır. Çünkü yeşil pasaport, adeta “Türkiye Cumhuriyeti’nin gizli VIP kartı”dır. Normal pasaport sahipleri vize için konsolosluk kapılarında randevu kovalarken, yeşil pasaportlular “Almanya mı? Buyurun efendim, hoş geldiniz” konforunu yaşar.
Ancak bu ayrıcalık, eşe “emaneten” verilen bir haktır. Yani asıl sahibi devlet memuru, milletvekili veya belli şartlara sahip kişidir. Evlilik bağı bitince, pasaport da evliliğin hatıra albümüne konulamaz. Nüfus müdürlüğü “eş” hanesini boşaltırken, pasaport şubesi de “yeşil pasaport hakkı” hanesini iptal eder.
Kısacası, boşanmayla birlikte sadece ortak hayat değil, Schengen kapılarında sıra beklemeden geçiş hakkı da sona erer. Bir gün “Paris’te romantik bir tatil” planlarken, ertesi gün kendinizi “Schengen vizesi için banka dökümü hazırlarken” bulabilirsiniz.
Türkiye’de “boşanma” kelimesinin yanına eklenen en dramatik sonuçlardan biri de budur. Hatta bazı evliliklerin devamında “çocuklar için mi katlandın?” sorusuna verilen gizli cevap aslında “yeşil pasaport içindi” olabilir.
Ortak malın, ortaklığı seven ama ortakları sevmeyen bir hukuki kurumudur. Türk Medeni Kanunu’nda “ortaklığın giderilmesi davası” olarak bilinir. Özellikle miras kalan taşınmazlarda kardeşlerin birbirine küsmesi, dayıların köyden şehre gelip masaya yumruk vurması, eniştelerin “ben karışmam ama…” diye cümleye girip tam ortasında kendini bulmasıyla gündeme gelir.
Davanın mantığı basit gibi görünür: Ortak mal bölünebiliyorsa paylaştırılır, bölünemiyorsa satışa çıkarılır. Hakim “bu arsayı sana 3 metre, sana 5 metre böldüm” demek yerine, “kusura bakmayın arkadaşlar, satıyoruz” diyerek icra dairesine pas atar. Sonra mal açık artırmaya çıkar, parası paylara bölünür. Yani arsanın üstüne bina dikmek isteyen, bahçeye ağaç diken veya evi kiraya verip geliri yiyen tüm ortaklar, sonunda aynı torbadan para çeker.
Pratikte ise işler pek medeni olmaz. izale-i şuyu davası, Türk ailelerinde mirasın fiilen bitip dostluğun resmen bittiği andır. Çocukluk hatıralarıyla büyüdüğünüz ev, icra dairesi ilanında “3+1 daire, şehir merkezinde, ortaklığın giderilmesi sebebiyle satılıktır” olarak çıkar karşınıza. Kardeşler arasında birlik beraberlik kalmaz ama devlet dairesiyle gayet sıkı bir iş birliği kurulmuş olur.
Bir başka deyişle bu dava, Türkiye’nin gayriresmî aile içi Survivor finalidir. SMS ile değil, dilekçe ile oy kullanılır. Kazanan yoktur, herkes azar azar kaybeder.
boşanma sonrası en çok sorun çıkaran konulardan biri ortak kalan ev veya taşınmazların paylaşımı oluyor. taraflar anlaşamadığında bu durum çoğu zaman “ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davası”na dönüşüyor.
özellikle satış aşaması, bilirkişi raporu ve itiraz süreçleri doğru yönetilmezse ciddi hak kayıpları yaşanabiliyor. bu konuda detaylı ve sade bir hukuki açıklamaya denk geldim, ilgilenenler için faydalı olabilir.
iki halk kahramanının karşılaştırmasıdır.
-biri denizin buz gibi sularından çıkarken hayatımıza neşe katar.
-diğeri yatmadan önce yüz fırça darbesi beklentisiyle hayallerimizi kırar.
-soy isimsiz kahramanlarımızdır.
-melissa p yerine şahin k yı tercih edilesidir. en azından güldürürken düşündürür.
tekrar tekrar seyredip öpücüğün kumpas olduğuna karar verdiğim olaydır. casillasın burnuna dokunması, gözgöze gelip sırıtmaları,sara carbonero nın saçını düzeltip şimdi sinyali vermesi dudaklarını açıp casillası beklemesi ve tabiki masum kız tripleri.
ilk seyrettiğimde çok ramantik bulmuştum ama kalbimi çok kırdınız casillas ile sara.
güvenilir insanın yapacağı iştir. gözüm kapalı veririm o derece sağlamdır.bir de bu işi sürekli piyasa kadınları yapmaktdır ki sanırım onların ki de arz/talep dengesini tutturamadıklarındandır.
kendine güveni olmayan adamlardır bunlar. bir şey yaparken yada alırken ne olur olmaz mantığıyla sürekli gereksiz şeyler alırlar. kalabalık yaparlar sıraya felan girerler, sevimsiz ve sıkıcı insanlardırlar.
an itibarıyla fark ettiğim işbirliktir. sanane kardeşim burda yazdığım entrylerin orada da okunmasını isiyorum. farklı sözlüklerde yazarım ben öne çıkarmak istediğim konuları/tespitleri başka yerlerdede görmek istiyorum.
maaşlarından yada sosyal durumlarından şikayetçi olan polisin eylem yapması , gösteri düzenlemesi sonucunda eylemlerini hangi kurum kontrol edecek diye merak ettiğim önermedir.
--olası haber--
otobüslere bedava binme hakkı elinden alınan polis taksim meydanında eylem yaptı, eyleme hiç bir polis mudahele etmedi, polisler eylemden sonra sessizce dagıldılar, ancak bazı polislerin taş attığı gözlemlendi. emmiyet genel müdürürlüğüde münferit olaylar diye açıklama yaptıvs vs. --olası haber--
samimiyetsiz sözlük yazarlarının yaptığı iştir. hayattayken kimsenin aklına gelmiyor kişiye hikaye yazmak, hemencecik badem gözlü, sırma saçlı olmaktadır. en son adayımızda borcu dur. onun adından sözlük yazarları prim yapmaya devam etmektedirler.
uyuşturucu kullanıp, emniyetten ağırlandıktan sonra dışarı çıkarken yüzünde bulunan ifadedir. hemem hemen her kamera gördüğünde istemsizce yaptığı boş yüz ifadesidir.gg gerekçesiyle yazmıyacagım birşeyler zira adamın 60 avukatı var.
grammy ödülünü kazanmak söyle dursun , yurdumda uyuşturucu kullandığı için emniyetten çıkarken törenle karşılanan, seninle gurur duyuyoruz diye bağıran gerizekalı şebekler yüzünden, şaşkınlığını ve sevincini gizleyemeyen tarkan sırıtışıdır.
o kadar hassastır ki 80 saat emniyette ağırlanması sonucu bitkin düşmüş annesine koşmuştur, e bey adam bari o kurumlara saygı duy , göz altına alındığın için biraz üzgün ol,pişman ol,en azından hayranların olacak şebekler için yap bunu, sırıtma.
yolun yarısında anladığım gerçektir.
5 yaşındaki yiğenime hadi dünyayı kurtaralım dediğimde, nerden başlıyoruz diyor.
15 yaşındaki kuzenime hadi dünyayı kurtaralım dediğimde,nasıl diyor.
25 yaşındaki karıma hadi dünyayı kurtaralım dediğimde,şu kumandayı ver yarın gelirkende çay al diyor.
35 yaşındaki arkadaşıma hadi dünyayı kurtaralım dediğimde,olum bi siktir git , manyakmısın yarak kafa ahahaha diyor.
55 yaşındaki anneme hadi dünyayı kurtaralım dediğimde, olum sigortalı bir işe gir çalış ,damak yaptıracağım diyor.
bünye yaşlandıkça umutsuzlaştığımız anlıyor ve dünyadan öte , bülbül öte moduna giriyor. senin için üzüldüm dünya çok yalnızsın.