Hayatta üç şey insana ansızın yaşlandığını hissettirir: ilk beyaz saç, ilk bel fıtığı ve adliyeden gelen ilk tebligat.
Kapıyı açtığınızda elinde sarı zarfla gelen postacı, aslında size küçük bir paketle birlikte büyük bir kaygı da bırakır. Zarfın üzerinde “T.C. Adalet Bakanlığı” yazısını görünce, insan bir an “acaba ben ne yaptım?” diye kendi hayatını hızlı bir şekilde tarar.
içini açana kadar geçen süre, Schrödinger’in kedisi gibi bir belirsizliktir. Belki komşuyla yaşadığınız apartman toplantısı tartışması davaya dönüşmüştür. Belki yıllar önce unuttuğunuz bir trafik cezası hacze girmiştir. Belki de sadece tanık olarak çağrılıyorsunuzdur. Ama o an herkesin aklına ilk gelen şey, “yandık” olur.
Adliyeden gelen tebligat, aslında hukuk devletinin temel direğidir; vatandaş bilgilendirilmeden hiçbir işlem olmaz. Ama pratikte vatandaş için bu, “hayatımda yeni bir level açıldı, bu level savunma hakkı” hissiyle karşılık bulur.
Kısacası, tebligat dediğimiz şey bazen sıradan bir bildirim, bazen de hayatın gidişatını değiştiren bir davetin ta kendisidir. O yüzden zarfı alınca paniğe kapılmadan, bir avukata danışmak en iyisidir. Ama itiraf edelim, ilk refleks genellikle şu olur: “Keşke açmasaydım.”