sen bunu aldığında
-ki mektup denemez buna-
umarım bağışlarsın kederimi, haylazlığımı,
umutsuzluğumu, dalgınlığımı; yani
benden geçtiğinde anlamı sarsılan ne varsa ...
umarım her şey olacağına varıyor der,
ve kabullenirsin
kum nasıl çizmişse incecik bir camı.
kafana göre kitle listesi yapıp racon keseceğine önce git önce adam gibi konuşmayı öğren.. sen kimsin ki milletin yerini belirliyorsun bilader? yarın bir gün moderasyon fişini çekip hesabını bir tarafına monte ettiğinde "noldu ya" diye ekrana bakıp ağlarsın ancak. hadi bas git, klavye delikanlılığını da alıp başka yerde kovala.
güven vermek derken, konumumu atıyorum aşkım, şifremi vereyim bakezikliğinden bahsetmiyorum. bunlar dürüstlük değil zaten kontrol çabası. benim dediğim şey, adamın arkasında duruşu, lafının eri oluşu, senin yanındayken tutunduğu tavırla arkandan sergilediği tavrın zerre şaşmaması. işte bu çekicidir. gerisi tamamen teferruat.
sosyal medyası olmayan insanı gizemli, suçlu ilan edip güvenmeyi bir sosyal medya platformuna bağlayan insanla vakit kaybetmeyin. çünkü yarın instagram açsanız bu sefer de "o fotoğrafa kim baktı, şu kişiyi niye ekledin" darlamaları başlayacak.
olay tamamen bir kabul görme, ben sizden daha iyi bir hayat yaşıyorum iddiası ve bastırılamayan bir tatminsizlik. gerçekten mutlu olan yaşadığı anın tadını çıkaran insan bunu birilerine kanıtlama ihtiyacı duymaz.
eskiden daha çabuk parlar, daha çabuk sönerdim ama en azından hissederdim. şimdi bir şeylere kırılmıyorum bile insan bazen o hırçın ama capcanlı olan halini arıyor..