ÖR: Play Station.
Cihaz ilk piyasaya çıktığında, cihazın satışında büyük kar elde ederler. fiyatlar çok pahalıdır ve meraklı kullanıcılar bu aşamada ilk hedeftir.
cihaz satışına paralel ve akabinde en büyük kazanç oyunlardan sağlanır. zira cihazlar kopya oyunlara karşı korumalıdır. bu süreç içinde cihazı korsan şekilde çalıştıracak yollar birçok bilgisayar manyağı tarafından araştırılır. bazen sonuca ulaşılır ancak hiç bir zaman kusursuz değildir. yapılan tüm çipler bir yerde arıza çıkarır.
sonraa, sony oyunlardan kazanacağını kazandıktan hemen sonra, korsan sürümünü kendi çıkarır, ve ardından hem çipten hem de cihazdan para kazanmaya devam eder, zira artık kullanıcı pahalı oyunları almak zorunda olmadığını hisssedip cihazı satın alır. ancak bu arada sony yeni hamlesine çoktan hazırlanmıştır. cihazın yeni sürümü. Play station 2,3, 4 diye devam eder aynı hikaye.
Microsoftta da durum farksızdır. önce yazılımın kopyalanmasına göz yumar hatta buna destek olur, bilgisayar kullanımı arttıkça, ücretsiz ve kaliteli ürünleri piyasaya sürmeye devam eder. yeni sürüm java flash ya da internet explorer gibi ürünler. siz bunları ücretsiz indirip kullanmaya başladıkça bilgisayarınızı kasmaya başlar çünkü bunlarım sistem gereksinimleri fazladır. ardından bir bakmışısınız yeni bilgisayar almışsınız tabi onun içinde de yeni işletim sistemi var. ve aynı oyun tekrar sahneye konur. ilk bilgisayarınız alındığında belki windows 95 ya da 98 kullanıyordunuz ancak arada kaç tane bilgisayar değiştirmek zorunda kaldınız. tüm bu süreç içinde sizin internette yada bilgisayarda yaptığınız şeyler neredeyse aynıdır. görüntüler geliştikçe siz de teknolojinin geliştiğini sanarsınız.
tek fark teknoloji patronları bizi kazıklayıp para kazanmaya devam etmeleridir.
Sanat bir ihtiyaç değildir. Lükstür. Karnını doyurup, barınak ve güvenlik sağladıktan sonra gelen birşeydir. Sanat üretilmediği zaman hayati tehlike oluşmaz. Devlet gıda yardımı yaparken tüm imkanları seferber edip elde edilen sonuç tatmin edici olmadığında, "elimizden gelen bu kadar" yanıtı bir nebzeye kadar kabul edilebilir. ancak iş sanata gelince farklıdır. öncelikle devlet sanat yardımı yapmamalıdır, ikinci olarak yapılan yardım eksik ya da yetersizse " elimizden gelen bu kadar" diyemezsiniz. yapmayın kardeşeim o zaman. beceremiyorsanız yapmayın. Ayrıca Dt kapanırsa, bu kadar tiyatrocu ve sahne yok olmayacak herhalde. yine aynı işten para kazanacaklar ancak bu sefer hakederek.
istanbul Devlet Tiyatrosu'nun 2012 sezonunun efsane oyunu. Tüm oyuncular genç ve enerjik. Hepsi harika bir performans sergiliyor. Müzikler harika. Oyunculardan Efe Ünal göz dolduran oyunculuğuyla dikkat çekiyor. Gidin ve izleyin eğer bilet bulabilirseniz.
herşeyin bombok olduğu bir gündür. üst üste kötü haberler gelir, canın sıkılır, acaba ne zaman diye sormaya başlarsın kendine. tam dibine vardım bundan daha kötü olamaz dediğinde sana bu cümleyi yineletecek birşeyle karşılaşırsın.
bir mahalledaşımızın yaşadığı olaydan sonra artık iyice ikna olduğum durumdur.
vertigo hastalığından muzdarip olan cüneyt abi bir hafta önc kendini iyi hisetmemiş, ayağa kalkmayı denediğinde ter basmış ve yere yığılmış. sadık köpeği maya önce yalayarak onu iyi etmeye çalışmış ardından çoğunlukla açık olan kapıdan çıkıp dışarıdan yardım istemiştir. normalde hiç havlamayan maya, telaşlı hareketleri ve eve sürekli hızlı bir şekilde girip çıkmasıyla esnafın ilgisini çekmiş, acaba bize bir şey mi anlatıyor diye düşünen esnaf eve çıktığında cüneyt abiyi baygın bulmuş ve ambulans çağırıp adamın hayatını kurtarmışlar. köpek bir saniye bile yanından ayrılmamış, ambulansta bile yanında gitmiştir.
kişinin sabah gözlerini ilk açtığı anda karşısında daha önce görmediği bir adamla karşılaşma durumudur.
apartmanda dış cephe yalıtımı yapılmaktadır, iskele kurulmuş ustalar çalışmaya başlamış, odam dar olduğu için yatağım balkon kapısına çok yakın. gözlerimi açtığımda balkonda çalışmakta olan, elinde mala ve sıva bulunan, şapkasını ters takmış, atletli, kara kuru bir adamın, gülümsemesiyle uyandım. güne başlamak için ne kabustur yarabbi.
ikisini de üreteni ve tüketeni için benzer durumlar taşıyan iletişim ve eğlence araçlarıdır.
en çok tartışılan şeylerden biridir, evde akşam televizyonda dizi izlemek mi, yoksa tiyatroya gitmek mi?
Televizyon, bedavadır, işten yorgun argın geldiğinde, üstünü çıkarıp isteiğin prodüksiyonu bedava izlersin, evine getirilir herşey sırf sen o reklamları izle diye, istediğin şekilde izleyebilirsin onu, kullanmak çok rahattır, yeterki izle (reklamları), konuşurken izle, ayaklarını uzatıp izle, sevgilinle oynaşırken izle, uyuklarken izle, hatta bırak açık kalsın o kendi kendine devam eder, sıkılrsan kanal değiştir, birini beğenmediysen binlerce diğerleri var çünkü...
Tiyatro biraz daha kastıran bir durumdur, öyle kolay değidir tv gibi, önce izlemek istediğin oyuna karar vereceksin, sonra gişeye gideceksin, sıranı bekleyip biletini alıp parasını ödeyeceksin (yok öyle bedava), sonra evine döneceksin belki de işine, çünkü hemen olmaz, sen istediğinde hiç olmaz, saati vardır, günü vardır. tarih geldiğinde, önceden hazırlık yapacaksın, öyle pijamalarınla izleyemezsin, sonuçta bir cemiyete girecksin, giyinir, takar sürüp sürüştürürsün isteğe göre, ardından belli bir süre önce gidip oyunun sergileneceği yerde beklemen gerekir (evet bir yere gitmen gerekiyor, ayağına gelmez tv gibi) oyunun başlamasını beklersin zira erken gitmen gerekir geç kalmamak adına, geç kalırsan içeri giremezsin, (işler senin istediğin gibi işlemez) zamanında içeri girersin, önceden belirlenen yerine oturursun, öyle istediğin yere oturmak yok, ayrıca istediğin şekilde de oturamazsın evinde gibi, düzgün oturman lazım, telefonunu kapatmak zorundasın, yanındakiyle bile konuşamazsın, ve oyun başlar, seçim hakkın tektir, dolayısıyla kanal değiştirmek misali beğenmediğin zaman değiştirmek gibi bir şansın yoktur, kapıya yakın bir yerde oturmuyorsan ilk perdenin bitmesini beklemek zorundasın en azından.
Tv geniş, kuralları olmayan, bir oyun alanı gibidir, tiyatro ise bu şekliyle biraz daha askeriyeyi andırır.
e kardeşim o zaman sen bu kadar zorluk çekeceksen ne diye gidesin tiyatroya, işten gelince yorgun argın açarsın tv ni ohhh istediğin gibi, öyle değil mi?
ancak arada biraz daha farklar vardır. hem oynayanlar için hem izleyenler için, hem tiyatroda hem tv de.
televizyon masturbasyon yapmak gibidir, zevklidir, vakit geçer, ancak bir çok zevk veren noktayı hayal etmek gerekir (oyuncular seyircilerini, seyirciler canlı kanlı oyuncularını ve onların hikayelerini)başkalarına ihtiyacın yoktur, tek başına olman bile yeterlidir, sadece kumandadaki tuşlara bas ve otur izle, donunu indirip asılmaya başlamak gibi.
tiyatro sevişmek gibidir, heyecan duyarsın, hazırlık yaparsın, en az iki kişiye ihtiyaç vardır; bir seyirci bir oyuncu... ve başladığında aranızda gerçek bir alış veriş olur, kanlı canlı karşı karşıyasındır, fısıltısını bile duyar tepki verirsin, hissedersin işte. ve mahremdir ve özeldir. sadece o gece o saat için geçerlidir, hem oyuncusu hem izleyicisi için durum böyledir, aynı oyunu oynuyor olsalar bile o gün yeniden yaratılır ve sadece o güne özeldir. iki tarafta birbirinin hayatına dokunur.
bittiğinde eğer güzel bir sevişme olduysa, her iki tarafında tadı damağında kalır ancak tekrar yapmaya güçleri azdır, rahatlamışlık duygusu (bkz: katharsis) ve tebessümle ayrılınır tiyatrodan. bazen iyi geçmez her iki taraf için de ancak en kötüsü bile masturbasyon yapmaktan zevklidir. her birinin anısı vardır ruhunda, yani sıradan değildir, özeldir zaten bu nedenle pahalıdır,lükstür, zahmetlidir, ancak güzeldir.
kıyaslamak gerekirse tercih hep tiyatrodan yana olacaktır anlayanlar için.
yükseklik korkusu. 1977 yapımı bir film. yönetmeni mel brooks'dur ve alfred hitchcock' a adamıştır filmi. keyifli bir komedi filmidir. peter sellers tarzından hoşlananlar bu filmin tarzından da hoşlanabilir.
ericson 620 ya da nokia 5110 ya da philips 160 tarzı telefonlardır. yeni nesil (iphone blackberry) gibi telefonlardan kat be kat daha iyi telefonlardır. zira küçük bir bilgisayar gibi kasılarak çalışmayı kendine görev edinmektense telefon olarak onurlu bir şekilde çalışan telefonlardır. gayet hızlıdır, basittir. bu telefonlar zor arızalanıp şarjı en az 1 hafta gitmektedir. ucuzdur, dayanıklıdır. candır.
şu an sözlük yaş ortalaması 20 lerdedir tahminimce, bu insanlar yaşlandıklarında 60 falan olduklarında hala sözlük alışkanlıklarını devam ettriyor olsalar, sol framede görülecek olası başlıklar.
eski bir babaanne sözüdür. evlilikte dargınlık en fazla bir gün sürer, akşam vakti gelince unutulur unutulmalıdır kırgınlıklar. aksi halde evlilikler uzun ömürlü olmaz.
"bizim zamanımızda birbirmizi alayamaya çalışırdık, saygı duyardık, tabiki sorunlarımız olmuştur ama zor olanı başarıp bu günlere gelmişizdir" aynı zat tarafından telafuz edilmiştir.
bir türlü kalemine inanamamaktır. sevemedim gitti. bu sadece benim görüşümdür ve tamamiyle subjektiftir; fazla slogan cümleleri var fakat altı boş gibi hissediyorum. sanki biryerden duymuş da yazıyormuş gibi. sürekli öğüt vermeye çalışan ama kendisi de seninle aynı durumda olan insanların cümleleri gibi gelmektedir bana.
botoks yaptırdığı için tipi fena halde değişmiştir. hatta bu yüzden üç tane filmden olmuştur nicole abla. eskiden ne güzel kadındı, ben baya etkilenirdim, şimdiki hali yaratık gibi.ah ah 43 yaşında iken 20 yaşında gösteremezsin ki. *
gözleri bağlı olan aptal pkk lıların bu ülkeden bir parça toprak koparabileceklerini düşünüp amerikanın oyununa gelmesidir. bilinmelidir ki, her ne kadar yönetim zaafiyeti olsa da, çanakkalede yüzbinlerini vermiş bir millet çapulculardan korkmaz!
bu cehalette devam ettiğiniz sürece mağrada yaşamaya mahkümsunuz!
başlamak için hangisi diye düşünürken tabiki hyosung un ağır bastığı durumdur. ancak fiyat azlığıyla keeway de öne çıkmakta. az para verip denemek mi? pişman olursam deyip paraya kıymak mı?
köpek bağlasan durmayacak evlerin, normal insan geliriyle orantılı olmaması durumudur. rezalet evlerin, garip şekilli odaların, rutubetli zeminlerin, pis şekilsiz zevksiz mutfaklar ve banyoların olduğu evlerin kiraları sırf istanbulda diye 700 800 den başlaması, satılık evlerin en iğrencinin 100000 liradan başlaması durumu. ev eğer merkezi bir konumda ve güzel bir semtteyse, size miras konmadan, piyangodan para çıkmadan, kaçakçılık ya da yasa dışı işlerden zengin olmadan, ya da çok şanslı olmadan * oturursunuz, buralardan bahsetmiyorum bile.