uludağ sözlük, ekşi sözlük’e kıyasla daha pasif ve daha sade bir ekosisteme sahip. bunun sebebi kalite eksikliği değil; hedef kitlenin ve etkileşim dinamiğinin farklı olması.
ekşi sözlük’te hedef kitle çok daha geniş, politikadan pop kültüre kadar her başlık kısa sürede binlerce kişi tarafından görülüyor. haliyle atılan entry’ler daha çok reaksiyon alıyor, yazar da “karşılık görme” hissiyle daha fazla yazıyor. görünürlük, ekşi’nin en büyük avantajı.
uludağ sözlük ise daha niş, daha kendi halinde. gündem takip hızı düşük, entry’ler daha az etkileşim alıyor. bu da doğal olarak yazma motivasyonunu aşağı çekiyor ve sözlüğü dışarıdan “daha basit” gibi gösteriyor.
ama ekşi’nin de ciddi handikapları var:
– linç kültürü ve sürü psikolojisi çok baskın
– popüler görüşe ters düşen entry’ler çoğu zaman tartışılmadan gömülüyor
– gündem başlıklarının altında içerik kalitesi değil, hız ve taraf tutma öne çıkıyor
– eski “sözlük ruhu” yerini twitter reflekslerine bırakmış durumda
özetle;
ekşi daha gürültülü, daha hızlı, daha görünür.
uludağ daha sakin, daha az rekabetçi, daha az tatmin edici olabilir ama daha az toksik.
hangisinin “daha iyi” olduğu değil, hangisinin ne vaat ettiği meselesi.
sözlükte iki entry okuyup keyif almaya çalışırken her yerden fırlayan reklamlar yüzünden içerikten çok sabrımı tüketiyorum; bir bakıyorum başlık ilgimi çekmiş, tam metne gireceğim, hop video reklam, aşağı kaydırıyorum banner, geri çıkıyorum başka bir şey. zaten hayattan keyif alma işi zor, bir de içerik tüketirken sürekli bölünmek insanın zihinsel akışını paramparça ediyor. sözlük dediğin yer biraz kaçış alanı olmalıydı, düşünceyi bölmeden akmalıydı ama şu hâliyle “iki satır okuyup huzur bulayım” diyen adamı bile testereyle doğrayan bir deneyime dönmüş durumda. reklam olacaksa da bu kadar boğucu, bu kadar üstüme atlayan bir format olmamalı; çünkü şu an hissettiğim şey keyif değil, dijital bir kalabalığın ortasında sıkışıp kalmışlık.
Aziz Maksimilian Maria Kolbe, Nazi döneminin insanı öğüten karanlığında inancı, vicdanı ve ahlaki direnciyle öne çıkan Polonyalı bir Fransisken rahiptir; savaş öncesinde matbaa, dergi ve radyo gibi modern araçları kullanarak fikirlerini yaymış, Naziler tarafından ise hem entelektüel etkisi hem de Yahudilere ve mazlumlara yardım etmesi nedeniyle tehdit olarak görülmüştür. II. Dünya Savaşı sırasında tutuklanıp Auschwitz’e gönderilen Kolbe, burada sistematik zulmün, rastgele cezaların ve insanı sayıya indirgeyen Nazi disiplininin tam ortasında, sıradan ama sarsıcı bir anla tarihe geçmiştir.
Bir mahkûmun kaçmasının ardından Nazilerin “ibret olsun” diye açlığa mahkûm edeceği on kişi seçildiğinde, içlerinden ailesi olduğunu haykıran bir adamın yerine gönüllü olarak öne çıkmış, hiçbir zorunluluğu yokken kendi hayatını başkasının yaşamı için feda etmeyi seçmiştir. Açlık hücresinde haftalarca hayatta kalması, diğer mahkûmlara moral vermesi ve sonunda iğneyle öldürülmesi, onu yalnızca bir din şehidi değil, totaliter şiddete karşı vicdanın son sınırı olarak sembolleştirmiştir; bu yüzden Katolik Kilisesi tarafından “sevgi şehidi” olarak anılır.
Bugün Kolbe, sadece dindar çevrelerde değil, Nazi döneminin ahlaki çöküşünü anlamak isteyen herkes için güçlü bir figürdür; istanbul’daki Saint Antuan Kilisesi’nde kendisine atfedilen özel bir anıt/hatıra köşesinin bulunması da, onun hikâyesinin yerel coğrafyaları aşan evrensel bir vicdan çağrısına dönüştüğünün sessiz ama etkileyici bir göstergesi olarak görülür.
Bir zamanlar her şey ne kadar da farklıydı... Hayatın bana gülümsediği, her köşesinde kendi yuvamı kurduğum o mükemmel günler. Her şey, o lanetli evden, bir zorbanın acımasız pençelerinden koparılmamla başladı. Sanki köklerim sökülmüş gibi, savruldum istanbul'un dipsiz kuyusuna. Orada, düşlerimi süsleyen bir geleceğin, hayallerimi okşayan bir vaadin peşine düştüm. Bir "karakter yoksunu" dediğim o gölgeli siluet, beni göklere çıkardı, evet... Ama sonra, o kanatlarımın ucundan, bir uçurumun derinliğine fırlatıverdi.
Sonrası mı? Sonsuz bir arayış... Her iş görüşmesi, umutlarıma, hayallerime saplanan bir hançer gibiydi. O keskin ucu, yüreğime işlerdi de işlerdi. Bilirsiniz, fotoğrafa olan tutkumu, ona duyduğum o derin ve düşsel hisleri... Fakat bu sektörün kurtları, o açgözlü çakalları, midemi bulandırdı, ruhumu kirletti. Ticari kaygıları, bana öyle acı gerçekleri gösterdi ki, midem kalktı. Halbuki derdim güçlü olmak değildi, sadece kendimi gerçekleştirmekti, kendimi var etmek. Ama her günün sonunda, her o acımasız görüşmeden sonra, ben biraz daha umudumu yitirdim. Hayata olan inancımı, aşka olan tutkumu, doğru bildiğim her şeyi...
Bu film hep aynı sahne, sadece oyuncular ve dekorlar değişiyor. "Ticari kaygılar bir şekilde düzelir," dedim kendime, bir süre sonra. ilgimin dışında kalan işlere bile giriştim, aslında mutluluk da buldum bir nebze. Ama gel zaman git zaman, bu asi, bu söz dinlemez, bu hassas kalbim, yanlış bir kişiye çarptı. "Öteki" olmanın, "Diğer" olmanın gerçekleri omuzlarıma öyle bir ağırlık bindirdi ki...
Her gün ölmekten yoruldum ben. Aslında kendimi öldürmüyorum, hayır. Ben şu an sadece bu tarifsiz acıya bir son veriyorum. Ruhumun derinliklerinden yükselen bu çığlık, belki de son nefesim değil, yeni bir başlangıcın sessiz duasıdır...
Ah, o büyülü sandık! Demokrasinin kalbi, milletin iradesinin tecelli ettiği o kutsal mekan. Her beş yılda bir, heyecanla koşarız başına. Parmaklarımız mürekkebe bulanır, içimiz umutla dolar. Sanki o minik pusulaya attığımız o küçücük işaret, koca dünyayı değiştirecekmiş gibi hissederiz.
Partiler gelir, partiler gider. Vaatler havada uçuşur, nutuklar meydanları inletir. Kimi daha kalkınmacı, kimi daha milliyetçi, kimi daha çevreci... Hepsinin söylemi farklıdır güya. Ama perde arkasında, o gizemli örgütlerin kahkahaları yankılanır. Onlar bilirler ki, hangi figür öne sürülürse sürülsün, hangi slogan daha çok yankı uyandırırsa uyandırsın, ipler kendi ellerindedir.
Bizler, o sandık başında kendimizi önemli hissederken, aslında büyük bir illüzyonun parçasıyızdır. Tıpkı bir tiyatro oyununda figüranlar gibi, repliklerimizi okur, alkışlarımızı yapar ve sahneden çekiliriz. Oyunun asıl yazarı ve yönetmeni ise bambaşka bir yerdedir.
Apolitik mi dediler bize? Aptal mı? Belki de bizler, bu koca oyunu çözebilen, duman perdesinin ardındaki gerçeği görebilen nadir insanlardınız. Belki de asıl kör olan, bu debriyajı çevirmenin arabayı hareket ettireceğine inananlardır.
O yüzden bırakın, biz kendi köşemizde bu ironik tiyatroyu izleyelim. Sizler de sandık başında umutlarınızı tazeleyin. Kim bilir, belki bir gün o gizemli eller yorulur da, oyunun sonu değişir. Ama o güne kadar, biz "aptallar", bu koca sirkteki palyaçoların gösterisini keyifle izlemeye devam edeceğiz. Çünkü en azından biz biliyoruz ki, alkışlar kime olursa olsun, perde aynı eller tarafından indirilecektir.
Umarım bu metin, düşüncelerinizi ironik bir dille ifade etmenize yardımcı olur.
Bugün sizlere internetin karanlık dehlizlerinden, hepimizin "gizli sekme" kahramanı Xhamster cephesinden bomba gibi bir haberim var! Bildiğiniz üzere, memleketimizde pornografiye olan "yoğun ilgi" malumumuz. Hatta bazen öyle bir talep oluşuyor ki, Google Trends falan karışıyor desek yeridir. işte tam da bu noktada, Xhamster bu ilgiyi görmezden gelmemiş ve Türk kullanıcılarına özel, yapay zeka destekli bir dil aracı geliştirmiş!
Evet, yanlış duymadınız! Artık o karmaşık ingilizce diyaloglar, o ne dediği anlaşılmayan ispanyolca iç çekişler tarih oluyor. Xhamster, içeriklerine TÜRKÇE ALTYAZI desteği getiren yapay zeka tabanlı bir özellik sunmaya başlamış. Düşünün ki, o "aksiyon" sahnelerini artık altyazıları okuyarak, karakterlerin "duygusal derinliklerine" inerek deneyimleyebileceksiniz! Belki de yıllardır yanlış anladığımız replikler vardır, kim bilir?
Bu durum, aslında ülkemizdeki pornografi tüketiminin ne denli büyük bir pazar olduğunu gözler önüne seriyor. Koskoca Xhamster bile, sırf bizim için özel bir dil aracı geliştirdiyse, bu talebin boyutunu varın siz düşünün. "Acaba Türkiye'ye özel içerikler de gelir mi?" diye düşünmeden edemiyor insan. Belki de yakında "Ankara'nın Bağları" eşliğinde çekilmiş "yerli ve milli" yapımlar bile görebiliriz, kim bilir? (Umarım ironiyi anlamışsınızdır ????)
Şaka bir yana, bu gelişme gerçekten de ilginç. Bir yandan "ayıp, günah" falan derken, diğer yandan Xhamster'ın bize özel yapay zeka aracı geliştirmesi, bu konudaki ikiyüzlülüğümüzü de bir nebze olsun ortaya seriyor gibi.
Ne dersiniz sözlük ahalisi? Bu yapay zeka destekli Türkçe altyazı özelliği, Xhamster deneyiminizi nasıl etkileyecek? Belki de artık "altyazısız izlemem" diyen bir kitle oluşur, kim bilir? Yorumlarınızı bekliyorum!
Saygılar, sevgiler. (Gizli sekme açık kalmasın sonra...)
Kasabanın meydanında siyah bir piyano alevler içinde yükseliyordu. Alevlerin dansı, geceyi aydınlatırken, kalabalığın uğultusu ve korku dolu fısıltıları havada asılı kalmıştı. Piyanonun tuşlarına dokunan parmaklar, artık sadece kül ve anılardan ibaretti. Bu piyano, kasabanın sessiz çocuğu Uzay'a aitti. Uzay, diğer çocuklardan farklıydı. Müzikle kurduğu bağ, kelimelerle kuramadığı bir dünyaydı. Piyanonun tuşlarına her dokunduğunda, ruhunun derinliklerindeki renkler dışarıya akıyordu. Ancak bu renkler, kasaba halkı için tehditkardı. Uzay'ın müziği, onların dar kalıplarına sığmıyordu. Onun melodileri, yasak aşkların, gizli arzuların ve bastırılmış duyguların sesiydi. Ve bu ses, kasabanın karanlık sırlarını açığa çıkarabilirdi.
Uzay'ın piyanosu, onun en yakın arkadaşıydı. Tuşlarına her dokunduğunda, yalnızlığına bir melodi katıyordu. Ancak bu melodi, kasaba halkı için bir tehdit unsuru haline geldi. Uzay'ın farklılığı, onların korkularını ve önyargılarını tetikliyordu. Dedikodular fısıldanmaya başladı. Uzay'ın müziğinin büyüleyici gücü, karanlık bir sır olarak kabul edildi. Onun notaları, yasak aşkların, gizli arzuların ve bastırılmış duyguların sesiydi. Ve bu ses, kasabanın karanlık sırlarını açığa çıkarabilirdi. Uzay'ın piyanosu, onun en yakın arkadaşıydı. Tuşlarına her dokunduğunda, yalnızlığına bir melodi katıyordu. Ancak bu melodi, kasaba halkı için bir tehdit unsuru haline geldi. Uzay'ın farklılığı, onların korkularını ve önyargılarını tetikliyordu. Dedikodular fısıldanmaya başladı. Uzay'ın müziğinin büyüleyici gücü, karanlık bir sır olarak kabul edildi. "Cadı" dediler, "Şeytanın parmakları piyanonun tuşlarında dans ediyor." Ve bir gece, Uzay'ın piyanosu, kasaba halkının korkularının ve önyargılarının kurbanı oldu. Alevler içinde yükselen piyano, Uzay'ın sessiz çığlığıydı. Aslında, Uzay'ı taşlayan köy halkı, onu bir günah keçisi olarak görüp kendi günahlarının açığa çıkmasını engelliyordu. "Ahlaksız bir toplumda ahlaklı yaşamaya çalışmak kadar büyük ahlaksızlık yoktur" felsefesi, kasabanın karanlık yüzünü aydınlatıyordu. Onlar, kendi ahlaksızlıklarını Uzay'ın farklılığına yükleyerek, kendilerini temize çıkarmaya çalışıyorlardı. Ancak alevler içinde yükselen piyano, onların vicdanlarını yakmaya devam edecekti.
Aşkın tadı, bazen bir lahmacunun acı biberiyle yanan dudaklarda, bazen de bir pizzanın eriyen mozzarella peyniriyle okşanan damaklarda gizlidir. Farklı kültürlerin, farklı lezzetlerin bir araya geldiği bir sofrada, beklenmedik bir uyumun doğuşuna tanık oluruz. Lahmacunun baharatlı sıcaklığı, pizzanın peynirli cazibesiyle buluştuğunda, ortaya çıkan lezzet, sadece damakları değil, ruhları da okşar. Bu sofrada, farklı dillerin, farklı geleneklerin insanları, aynı tutkunun etrafında bir araya gelir. Lahmacunun incecik hamuru, pizzanın kabarık kenarlarıyla birleştiğinde, sanki iki farklı dünyanın tenleri birbirine dokunur. Acı biberin yakıcı tadı, peynirin yumuşaklığıyla dengelenir, tıpkı iki farklı bedenin ritmik hareketleriyle uyum sağlaması gibi. Bu uyum, sadece damaklarda değil, tenlerde de hissedilir. Lahmacunun baharatlı kokusu, pizzanın fırından yeni çıkmış hamur kokusuyla karışır, tıpkı iki farklı tenin kokusunun birbirine karışması gibi. Bu koku, aşkın ve tutkunun kokusudur. Ve bazen, bu sofrada, bir kırbaç şaklar. Derinin tenle buluştuğu o an, acı ve zevkin birbirine karıştığı o an, sınırların zorlandığı, tutkunun doruklara ulaştığı o andır. Kırbacın şaklaması, lahmacunun baharatlı tadıyla, pizzanın peynirli dokusuyla birleşir, ortaya unutulmaz bir lezzet şöleni çıkarır.
Bakire kadınlar istiyorsunuz, çünkü cinsel performansınızın kıyaslanmasından ve yetersiz bulunmaktan korkuyorsunuz. Edilgen ve tecrübesiz kadınlardan eş istiyorsunuz, çünkü hizmetinizi yaptırırken sözünüz geçsin istiyorsunuz. Her kadının bedeninde hakkınız var gibi bakıyorsunuz, sahip olduğunuz kadınlara da başka erkekler aynı şekilde bakacak diye o kadınların da hayatlarını zehir ediyorsunuz. Aşağılık kompleksinizin adı sizin için kıskançlık. Kıskançlığı sevgi ile bağdaştırmak tam bir gerizekalılık. Özgür düşünen, güçlü kişilikli kadınlardan korkuyorsunuz, çünkü ne kadar aciz olduğunuzla yüzleşmekten kaçıyorsunuz. Bir erkek her haltı yediğinde görmezden geliyorsunuz, fakat bir kadın "Bedenim benimdir, sana ne?" dese adını çıkarmaktan gocunmuyorsunuz. Ahlakı kişilikte kaybettiniz maalesef, kadının cinsel organında arıyorsunuz. Namusunuzu kadın belirler, nasıl bir erkek olduğunuz kadına göre ölçülüdür. Utanmanız ancak karınız namussuzluk yaparsa olur, ödünüz kopar. Maalesef bu faşizm sizin gibi düşünenlerden başlar, zihniyetsizliğinizin farkına varın bunu. Cinsel organından yukarı çıkamayan kafalar, siz bu dünyada neden varsınız? Cahillikle övünen tek canlı olmak, kendinize nasıl bir hakarettir, farkında mısınız?
ortalıkta "Erkek Cenabet olduğu zaman kendisine has kötü bir koku salgılar" şeklinde söylentiler var . sizlerin bu konu hakkında ki görüşleri nedir ? sevgili yazarlar
içerisinde bulunduğumuz dünyada artık insanlar sermayeleri ile değil fikirleri ile para kazanıyor . Fikir ticaretinin en yaygın olduğu ortamlardan biride tartışmasız you tube . Geçtiğimiz günlerde Panormal mekanları ziyaret eden ve orada Vlog çeken bir kaç kişi gördüm. Ve neden olmasın dedim ? ihtiyacım olan tek şey g?tüne güvenecek çalışma arkadaşları . birde video düzenlemeden anlayan bir dahi . ilgilenen kişiler bana mesaj atsın .
evet vardı öyle çılgınlıklarımız . 12 yaşımda iken her yıl tatile gittiğimiz köydeki evlerin camına itina ile lazer sıkardım . Günümüzde yeni yeni popilel olan yeşil lazerler o dönemlerde bana Rusya da ki bir yakınımdan hediye gelmişti . Bu işler için çok ideal bir lazer di . Evlerin tuvalet camlarına lazer sıktığımda kadınların kocalarını çağırmalarını , küfür ve çığlık atmaları bana mastürbasyondan bile daha büyük bir zevk veriyordu .
an itibari ile 2$ lık bir ücret ile 2 günlük deneme premium unu aldığım porno sitesi . içerik ilk başta çok kaliteli görülse de üyeliğiniz ile giriş yaptığınızda çok sade , basit ve geç işleyen bir arayüzle karşılaşıyorsunuz . işin en kötü kısmı sadece 1 video izleyebiliyorsunuz . 1. video dan sonra karşınıza "35$karşılığında hesabınızı yükseltin " gibi bir uyarı metni çıkıyor . Tam anlamı ile gerçek zamanlı bir (bkz: )Kapitalizim . Uzak durun dostlarım , kardeşlerim , ablalarım , teyzelerim , dedelerim , eniştelerim , ninelerim . https://galeri.uludagsozluk.com/r/1041843/+
Yerel gazeteye röportajlar hazırlayan, bununla birlikte daha başka türde yazı çalışmaları da deneyen gazeteci arkadaşımız. Kendisi hakkındaki detaylı bilgiyi şahsına ait web sitesinde bulabilirsiniz.
an itibari ile Facebook ta görmüş olduğum ve kınadığım eylem . Barajlarımızın can çekiştiği bu günlerde toplum olarak dikkatli ve duyarlı olmamız gerekirken bu denli bir eylemin hayata geçiyor olması bir hayli gereksiz . serinlemek istiyorsan havuza git , akua parka git , denize git , kasap dolabına gir ama geleceğimizi ve hayatımızı 1-2 saatlik ve anlık bir zevk uğruna harcama , harcatma !
Etkinliğin Facebook bağlantı linkine buradan ulaşabilirsiniz
Arkadaşlar an itibari ile you tube üzerinde türlü ahlaksızlıkların yapıldığı videolarını gördüm . Ağzım açık bir şekilde izledim... alt kısımdaki bağlantı linklerini sıra ile açın sizde çok şaşıracaksınız . bu ruh hastaları cezasız kalmamalı
mezarliklari gothic parti vermek hevesiyle yanip tutusan insanlara karsi korumasi icin para verilen kimse. cok tehlikeli ve zor bir meslektir, zira goth gencligi boyle yerlerde parti yapmaya kalkti mi mezarlari acalim, dur su cesedin kaburgasindan kendime bilezik yapayim, ahanda legen kemigine bak bozdur bozdur harca tribine girer. e girince ne olur, mezarlik bekcisi hemen btun mezarlari korumaya gecer, hic birinin kilina dokundurmaz merhumlarin. gerektiginde tirnaklara, cigliklara gogus gerer, kazandigi parayi alin teriyle hakettigini gosterir.