al götür ne varsa gelirken getirdiğin
yarama bastığın tuz, gözümdeki meneviş
ağzımda esen serinlik, göğsüme akan ırmak
beni kuyulardan alıp sokaklara salan
ucunda yedi renkli çıngıraklar sallanan yaşama sevinci denilen o zincir
boğazıma oturdu darala darala
al götür, al götür ağır bağışını
beni dünyalar dolu yalnızlığım ışıtır.
" Hiçbir meydana açılmayan bir sokakta, akşamların geç, sabahların hemen olduğu evlerin birinde tanıdım dünyayı. Çocukların hiçbiri kendiliğinden uyanmazdı uykulardan. Zamanın ağırlığını duymak için öyle yılların geçmesi gerekmiyordu. Susmaktan yontulmuş kara kuru birer heykeldi herkes. "
politik görüşlerini benimsemesem de "köylüleri niçin öldürmeliyiz?" şiirinde tanıdığım ve nefret attığım birçok fesat insanın karikatürize edildiği, kendimden de bir parça bulduğumu söylemek zorunda kaldığım yazar. anadolu insanının toksik yönlerini biraz agresif bir üslup ile de olsa müthiş yansıtmıştır.
nasıl oluyor da ben değil başkası sol frameye getiriyor şaşırdım. gerçek bir şairdir siyasi görüşü zerre miktarı kadar beni ilgilendirmiyor. imzaladığı "bağbozumu şarkıları" en kıymetli kitaplarımdan biri. şairimle birlikte fotoğrafımız bile var. çok seviyorum.
şu an ilk aklıma gelen dizeleri:
"ey gönül haresi keder
insan kendinden ne kadar uzağa gider"