bir eylemden ziyade bir ihtiyaçtır. kimi geceler vardır ki kendi duygularıma kendim tercüman olamam ve uykulu uykulu kalkıp raflarda şiir kitabı ararım.
`bir kibrit çakıldı mı ah yağmurluklu kız
alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor
ah çocuk yüzünde gül goncası ağız
saçlarından incecik su tozu dökülüyor
sığınak gibi derin ağaçlar gibi yalnız
karartma başlamış ışıklar örtülüyor
ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu
kırkmaları morsalkım göz kapakları saydam
çok vapurun battığı bir liman orospusu
bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam
ay ışığında deniz akordeon solosu
pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam.`
ölürcesine severim şiir okumayı. hele uyumadan önce. bazı şairlerin hayatlarını bilmem. şiirlerini okurum yalnızca. şiirlerinden anlarım hayatlarını. bugün slyvia plath şiirlerini okudum. film şeridi gibi geçti kafasının içi gözlerimin önünden. ölümü gördüm evimdeki koltukta, gençliğimin çiçekli bahar sabahlarında. gördüm de hiç kabullenemedim. bugün elimde bir plastik poşet, kolumda askı, üstüm güç bela giydiğim pespaye kıyafetler, kafamda annemin giydirdiği şapka. yolda yürürken ansızın kabullendim ölümü marangozun önünden geçerken. öylece, durduk yere.
aniden zihnin asla çözemediği o ilk sayfadaki sorunun cevabını buluşu gibi. düşünmüş demek ki güzel kafam yıllarca. öyle alelade bir vakitte öyle alelade bir fani olduğumu ve bu gerçekle başa çıkabileceğimi anlamamı sağlayıverdi. gülümsedim yolun ortasında. içim kıpırdadı. yok olma fikriyle barışabilmeme sebep olan yolculuk bir ömürdü. ve ben o an yıllar sonra kolundaki prangası çözülmüş bir mahkum gibi hürriyeti soludum. işte şimdi kelamın başını tam izah ettiğimi umarım. ölürcesine severim şiir okumayı. hele uyumadan önce.
insanın içini huzur ile dolduran eylemdir. Kendi şiirini yazmakta öyledir. Bana aşık olduğum zaman ilham geliyordu çünkü sadece aşk ve sevdaya yönelik şiir yazabiliyorum. Varoluşa yönelik 10 satıra yakın bir şeyler karalasam da şiir denemez ona olsa olsa hatıra yazısı.