"ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:
senden ayığız bu sarhoş halimizle.
sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:
insaf be sultanım, kötülük hangimizde?"
"Yerin üstüne baktım, uykuya dalmışlar;
Altına baktım, çürüyüp toprak olmuşlar.
Yokluk ovasında başka ne var ki zaten:
Daha gelmemişler var, gelip gitmişler var."
rubailerinin orjinalleri bir koleksiyoncuyla titanıcte battığı için orjinalleri günümüzde yoktur. bu tarz önemli eserleri bi yerde sergilemek yerine neden birilerine satarlar anlamış değilim.
Ömer Hayyam, tam adıyla Gıyaseddin Ebu'l Feth Ömer ibni ibrahim el-Hayyam, 1048 yılında Nişabur’da dünyaya gelmiş ve Selçuklu Devleti’nin en parlak döneminde yaşamış, Doğu’nun yetiştirdiği en büyük dâhilerden biridir. Tarih sahnesinde hem akılcı bilimin zirvesi hem de duygusal derinliğin sesi olarak yer alan Hayyam, Batı dünyasında genellikle şarap ve yaşamın geçiciliği üzerine yazdığı "Rubailer"i ile tanınsa da, Doğu islam dünyasında öncelikle çağının çok ötesinde bir matematikçi ve astronom olarak kabul edilir. Babasının çadırcılık mesleğinden ötürü "Hayyam" (Çadırcı) lakabını alan bu büyük usta, hayatını evrenin sırlarını çözmeye adamıştır.
Hayyam’ın bilimsel dehası, yaşadığı dönemin sınırlarını zorlamıştır. Matematik alanında yazdığı "Cebir Risalesi" ile o güne kadar çözülemez sanılan üçüncü dereceden denklemleri geometrik yöntemlerle, yani konik kesitleri kullanarak sınıflandırmış ve çözmüştür. Bugün matematikte "Pascal Üçgeni" olarak bilinen binom katsayıları tablosunu, Blaise Pascal’dan yüzyıllar önce oluşturmuş olması, onun matematiksel öngörüsünün en büyük kanıtıdır. Matematiğin yanı sıra astronomi alanında da devleşen Hayyam, Selçuklu Sultanı Melikşah ve veziri Nizamülmülk’ün isteği üzerine isfahan’da büyük bir gözlemevi kurmuştur. Burada yaptığı hassas gözlemler sonucunda hazırladığı "Celali Takvimi", güneş yılı esasına dayanır ve bugün kullandığımız Miladi (Gregoryen) takvimden çok daha hassas bir yapıya sahiptir; öyle ki Gregoryen takvim 3330 yılda bir gün hata verirken, Hayyam’ın takvimi 5000 yılda bir gün hata payına sahiptir.
Ancak Hayyam’ı sadece formüller ve yıldız haritalarıyla tanımlamak yetersiz kalır. O, bilimsel çalışmalarından arta kalan zamanlarda, laboratuvarın soğuk gerçekliğinden sıyrılıp hayatın ve varoluşun anlamını sorguladığı dört dizelik şiirler, yani "Rubailer" yazmıştır. Şiirlerinde dogmatik düşüncelere, şekilci dindarlığa ve ikiyüzlülüğe sert eleştiriler yöneltmiştir. Hayyam’a göre geçmiş gitmiştir, gelecek ise belirsizdir; eldeki tek gerçek "şu an"dır. Bu yüzden şiirlerinde sık sık şarap metaforunu kullanarak anın tadını çıkarmayı (Carpe Diem), dünyanın dertlerinden uzaklaşmayı öğütlemiş, insan aklının çözemediği ilahi sırlar karşısında insanın acizliğini dile getirmiştir. Onun bu yönü, yüzyıllar sonra ingiliz şair Edward FitzGerald’ın çevirileriyle Batı’da büyük bir yankı uyandırmış ve onu dünya çapında bir fenomen haline getirmiştir.
Hayatı etrafında şekillenen efsaneler de onun gizemli kişiliğini pekiştirir. En bilinen rivayete göre; vezir Nizamülmülk ve Haşhaşilerin lideri Hasan Sabbah ile okul arkadaşıdırlar ve kim yükselirse diğerlerine yardım edeceğine dair söz vermişlerdir. Nizamülmülk vezir olduğunda Hasan Sabbah sarayda güç ararken, Hayyam sadece bilimle uğraşabileceği bir ortam ve maaş istemiştir. Bu hikaye tarihsel olarak tartışmalı olsa da, Hayyam’ın dünya malına ve iktidar hırsına ne kadar uzak, bilime ve gerçeğe ne kadar yakın olduğunu simgelemesi açısından önemlidir. Sonuç olarak Ömer Hayyam; bir elinde pergel evreni ölçen, diğer elinde kadeh hayatı sorgulayan, akıl ile duygu arasında mükemmel bir denge kurmuş evrensel bir bilgedir.