ölüm

entry4204 ↑ galeri138 ses3
    503.
  1. "hayatımda ilk kez ölümü bu kadar yakından gördüm. çocukluğumun büyük bir kesitini kaplayan süt annemi kaybettim bu gün. anonsu duyduğumda belediyeden kötü bir sürprizdi duyduklarım, inanamıyordum köye giderken hala. yüzünü son bir kez görmeye yetiştim. kefeni elimle açtım. başı yana dönüktü. önce elimle dokundum soğuk yanağına sonra eğildim üst üste iki kez öptüm. camiden çıktım. yarım saat sonra mezarlığa gittik. tektim onca erkek içinde mezar başında. elimle mezara koymadan önce son bir kez dokundum ona. okşadım. özenle yerleştirdiler yerine. yeşil örtüyü üstüne tutuyorlardı çatı gibi, mezara koyarken. elimle yanda birikmiş topraktan bir avuç alıp kokladım. sonra naylon koydular çarşaf gibi üstüne, tahtaları dizerek çatı yaptılar. çocuklarıyla birlikte ilk toprağı ben attım. sevgimle uğurladım onu. ve mekanın cennet olsun dedim hoca hala dua okumaya devam ederken. süt annem beni karşılıksız seven nadir insanlardan biriydi. ve bu gün ayrılırken mezarlıktan gülümseyerek ayrılan tek ben vardım. içim çok rahattı yaşarken de değerini bildiğim için, ölümünde de yetişebildiğim için. bu gün hayatımdaki herkesi affettim. bundan sonra da kimseden nefret etmeme kararı aldım. hayatımda ilk kez bir cenazeye gittim, hayatımda ilk kez bir mezarlığa girip mezar başında durdum; birini gömdüm. sevgiyle alakalıymış bu. sevgi olunca ve onu hayatta doyasıya yaşadıysanız o kişiyle ölümü bile sevgiyle karşılıyorsunuz bunu öğrendim. ölüm bu sanırım. kaybetmeden önce değer bilmek, kaybettiğinde uğurlayabilmek. hayatı sıfırlamayı yaşarken yapın dostlar, öteye keşkelerle gitmeden. ölürsem hesapsızca gidebilmeliyim o sevdiğim toprak kokusuna. artık bana kötülük yapmış olan kimseye kızmıyorum geçmişimde kalan. buna dünde dahil. hatta az önce geçen an bile. bunu herkesin hissetmesini isterdim. ne kadar acı sandığımız şeylere hiç ölmeyecek gibi üzülüyoruz. ölümün yüzü soğuk derler. hayır, bence çok akıllandırıcı ve gerçek. keşke herkes sevdiğinin değerini, benim gibi hayatteyken bilebilseydi..."
    4 ...
  2. 502.
  3. ölümün, yapılmış en güzel tanımı için;

    '' aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker... nihai olarak zafer ölümün olacaktır, çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa bir süre için oynar. bununla birlikte, hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük bir ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsakta, olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi.''

    arthur schopenhauer
    2 ...
  4. 501.
  5. etrafımızda sürekli dolanıp her canlıya birer birer dokunurken sanki bize hiç dokunmayacakmış gibi gelen, canlıları paramparça edip sonsuzluğa savuran güç.
    3 ...
  6. 500.
  7. kendisini yaratan birinin olduğunu bilen, daha doğrusu buna inananların keyifle bekledikleri olaydır. yaşamak muhteşem şeydir fakat ölümden sonrası sonsuz olması itibariyle daha cazip gelmektedir. bu noktada, her insanın ölüm hakkındaki düşünceleri farklı olabilir. kimi insanlar vardır ki tanrı'ya inandıklarını söylerler ama mezar sonrasında hiçbir yere varmayacaklarını düşünürler. ben varlığına da, her insanın karşılığını görüp sonsuz bir hayata başlayacağına da inanırım. belki de yok olmayı yediremediğimden zorluyorumdur, böyleyse de benim elimde değil; demek ki zorlamak zorundayım. ben yok olacak olmanın hastalığıyla belki de 80 yıllık ömrümü de çürüteceğim. ne de olsa öldükten sonra bunu söyleyemeyeceğim, değil mi?

    velhasıl kelam, öznesi olanı düşündürmemesi gereken olaydır. eninde sonunda herkes de öznesi olacağından, düşünmeye, üzülmeye gerek yoktur. toprağa karışıp yok olacağınıza inanıyorsanız ya kaderinizle yaşamaya alışın ya da fantezi yapıp ölümsüzlük falan bulmayı deneyin. yapabilir misiniz? sanmıyorum.

    gerçekten de, tek gerçektir bu ölüm. nasıl amerika'nın, dinin, paranın dünyayı çekip çevirdiğini, bizi gerçeklerden uzaklaştırıp "uyuyan mal toplumlar" haline getirdiğini düşünüyorsak bunu da öyle saymamız gerekir. tüm bu kargaşada, karmaşada kimse öleceğinin farkında değil. her an "bir gün bitecek" düşüncesi zihinlerimizde olsa, hangimiz neye bu kadar bağlanabilirdik? boşuna çelişkiler, boşuna üzüntüler... biteceğini bir an düşünmeden yaşarsın; sen fark etmeden belki de bir anlık acıyla her şey sona erer. burada yazdıkların insanların aklını karıştırır, sen toprakta yok olur gidersin. belki de "çok iyi adamlarsınız olm" denilerek güzel bir yere götürülürüz. pes atarken "hacı torpah olacam diye ağlıyodun yav eheh görüyon mu şimdi denizin ortasında pes oynuyoz çok acayip değil mi nan?" diye gülüşürüz.

    belki ben gerçekten 17 kardeşe sahip olur da bundesliga çevirebilirim onlarla ps3'te. hepsine birer takım, maç saatleri belli. mis. çocukluğumda böyle hayallerle sonsuzluğa mutlulukla erişeceğimi düşünürdüm. lakin şimdi görüyorum ki bu hayallerden beni hiçbir bok alıkoyamayacak. burada gerçekleşmeyecek bazı şeylerin olduğunu ve hiçbir isteğimin yanıtsız kalmayacağını biliyorum.

    ve söz veriyorum, bi' daha holy shit lafını kullanmıcam lan. meraba peder.
    3 ...
  8. 499.
  9. Hayattaki en önemli şey.Ölüm üzerine o kadar çok şey var ki.Dinlerde bile en çok ölümden söz edilir.Çoğu insan öldükten sonra da yaşam olduğuna kendini inandırmak için bir dine mensup olur.
    3 ...
  10. 498.
  11. sanıyor ki iyileşirse ölmeyecek. salak, hasta olduğun için değil doğduğun için öleceksin.
    3 ...
  12. 497.
  13. bir cem karaca şarkısı. sözleri alıp götürür adamı.

    ölüm bana sırıtarak gel
    ölümü öp n’olur
    yüzünde,o tanıdık riyakarlık
    çünkü nice dost dediklerim,
    sarılıp öptüklerim,
    suratlarında aynı eda
    ve sahtekarlık

    elbette haksın, haktan gelirsin
    kimi gördük ki,
    dünyaya kazık kakmış da kalmış
    heykelin bile dikilse
    sen öldükten sonra
    bakarsın tepene kuşlar kakalmış

    cahar atıp şeş oynasam
    gene yenersin beni
    ölüm bana gülerek gel
    ölümü öp n’olur
    sırtımdan vurdurma beni
    alnıma sık kurşunu
    karşıma geç,yüzüme bak ve
    öttür baykuşunu..

    beni sordun mu ölüm
    i̇kiz kardeşin doğuma
    bağlayan ne çözen ne
    bu hayat denen düğümü
    kimi havyar yerken
    kimi soğan cücüğünü
    üç beş arşın beze sarar
    öyle gidersin
    3 ...
  14. 496.
  15. yeniden doğuştur, sonsuz bir dunyaya.
    3 ...
  16. 495.
  17. sadece içinde özne olana güzel olan.
    5 ...
  18. 494.
  19. ne kadar da uzaksın ve ne kadar da yakın. hiç ölmeyecekmişim gibi yaşıyorum. tabuta hiç konmayacakmışım gibi. ölüm yokmuş gibi geliyor bana. sebebiyse basit cenazelerde bulunmadım ben. küçücükken amcam ölmüştü. oyun oynamştık diğer çocuklarla. çimendi yerler köyde. toprağa düşmüştüm, taşa çarpmıştı dizim. en büyük acım oydu o güne dair. bir keresinde de sınıf arkadaşımın babası vefat etmişti. fırat. evet fırat'ın babasıydı. lisedeydim. ağlıyordu fırat. evine gitmiştik. kalabalıktı. insanlar teselli için gelmiş fırat'ı kucaklıyorlardı. sonra gitti kalabalıklar. yanlız bir arkadaşları kalmıştık fırat ile başbaşa. birden beni gördü gel dedi ve sarıldı bana. omzuma gözyaşları dökülüyordu. sonsuz bir manasızlıkla suratıma bakıp "babam öldü? ne yapacağım ben şimdi" diyordu. oysa güçlü çocuktu bilirim. yılmazdı öyle kolay kolay. ölüm böyle yapıyormuş insanları dedim o gün kendime. sonra biz gittik. fırat kapıya kadar gelememişti. kendimiz çektik kapıyı. giderken ölümü o evde bırakıp kendi eğlenceli hayatlarına atılmaya hazırlanan arkadaşlarımın omuzlarının hemen üstünden baktım fırat'a ve odasına doğru. işte o an gözyaşlarım vardı. sadece o andı beni ağlatan. herkes gidiyordu ve bir kişi kalıyordu ölümle başa çıkmaya çalışan. yalnızlık sarıyordu dört bir yanını. ölen kişinin hayalleri benim aklıma ve ruhuma saldırmayacaktı gece sıcak yatağıma yattığımda. ben sadece figürandım bu ölüm sahnesinde. sonraları da unuttum zaten ölümü. kimse ölmüyordu tanıdığım. olasılığı aklıma geldiğinde birkaç aşılması zor düşünceye kapılıp ardından da para kazanma telaşesine düşmekten başka bir hususta etkilemiyordu beni ölüm. en kötüsü köy mezarlığı geliyordu aklıma babamın üstüne toprak atarken. o an duruyor ve en eğlenceli anımı düşünmeye zorluyordum kendimi. ölmesini istemem babamın. geçen sene babannem öldü. öldü demek kabalık gibi dursa da gerçeğin kendisi. öümden bahsediyorsak elbettei ölümün fiil halini kullanacağım. belki de 15 sene bizim evimizde kaldı babannem. bana baktı, büyüttü, oynadı. yaşlılığında hala uysaldı. korkardı benden bir su isterken ve bu benim günahımdı. ölünce ağlamadım. babam da cenazesinin akşamına haber vermişti bana işlerim aksamasın diye. köye de gitmedim memlekete dönünce mezarı başında bir fatiha okumak için. yine bir günahtı haneme. kaybediyordu ya hayatı, insanlığımızı. bugün ise oturuyorum ofisde. cenaze var iş yerinin olduğu apartmanda. tanımadığım birisi ölmüş. hoca gelmiş merhumu nasıl bilirsiniz diye soruyor. tabutum gördüm acı ve gözyaşı dolu evden çıkarılırken. ağlıyordu insanlar. dün gece boynuna sarıldıkları babası veya yedikleri sıcacık yemekleri yapan annesi ertesi gün o soğuk tahtanın içindeydi. bir var bir yoktu. dün var bugün yoktu. ne acı ve keskin bir darbeydi bu geride kalanlara. sonra ben düşündüm, aklıma babam geldi. ya ölürse dedim? sonra düşündüm kazık kadar adam oldun. paranı kazanıyorsun. rahatın yerinde. nolacak ki dedim. sonra gözyaşı geldi. para değildi herşey. o telefonu elime aldığımda herzaman hissetiğim güven ve rahatlıktı baba. dünyanın en boktan çukuruna girsen bile seni oradan çıkaratabilirdi o kudretli insan. en batmış anında "oğlum bunlarda geçer" deyip omzuna elini koyan insandı. ölüm bu kadar ucuz değildi babamı düşününce. bu kadar kayıtsız kalınmamlı ölüme.

    ama işte yaşıyoruz yarını düşünmeden. hiç ölmeyecekmiş(ler) gibi yaşıyoruz. kıymet bilmiyoruz çoğu zaman. oysa ölüm o kadar keskin bir bıçak ki. hayatları kesiveriyor en derinden. sonrasında yine gözyaşları çaresiz bedenlerin...
    4 ...
  20. 493.
  21. --spoiler--
    "en son sardunyalar da soldular"

    nerden başlasam ki anlatmaya hissiyatımı? saçma. en sondan başlamışım zaten...

    neden ki cımbızla çekmişim o kadar düşüncenin arasından son kelimeyi? belki, trafiğinden yorulmuşum mücadelenin.
    --spoiler--

    buraya kadar yazmıştım saatler önce. sonra daralmıştım, kendimi başka başlıklara sürüklemiştim. eh sol frame de başlığı görüp tıklayınca yeni icat yazılanı kaydetme şeysi, kaydedivermiş yazdıklarımı. ekle diyelim o zaman.
    4 ...
  22. 492.
  23. mutlak kader... bıdı, bıdı demek, ölümü kalenderce karşılamak filan yalan; ölüyoruz çünkü teknolojimiz yeterli değil. temelde hücresel yaşlanma durdurulabilecek, en azından çok uzatılabilecek bir şey ama işte entropynin durumu nedir, geriye çevrilebiliyor mu? öyle değilse milyarlarca yıl da yaşasak da sonuçta yok olacağız demektir. o zaman da, ölümü her canlı tadacaktır diyenler kına yakar artık...
    4 ...
  24. 491.
  25. 490.
  26. cahit sıtkı tarancı, ünlü 'otuz beş yaş' şiirinin son bölümünde şöyle der:

    neylersin ölüm herkesin başında
    uyudun uyunamadın olacak
    kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
    bir namazlık saltanatın olacak,
    taht misali o musalla taşında.

    ölü ozanımızın 'uyudun uyunamadın olacak' deyişinden belli ki, yatakta ölümü düşünmüş. doğrusu, ölümlerin en iyisi, herkesin beğenip istediği yatakta ölümdür, ama nerden belli yatakta öleceğimiz?

    gene ölü ozanlarımızdan biri, ahmet kutsi tecer, 'besbelli' adlı şiirinde şöyle başlar:

    besbelli ölümüm sabahleyindir.

    gerçi, 'herkes sabahleyin ölür' demektir bu; sabah oldu da kalkmadık mı, öldük sayın. doktorların "bu hasta sabaha çıkmaz" demeleri de bunu gösterir. kısacası, ölçü sabahtır. ama öğleye doğru olursa ne diyeceğiz? ertesi sabahı mı bekleyeceğiz ölmüş sayılmak için?

    ölüm değildir de, yeri ve zamanıdır bizi düşündüren.
    6 ...
  27. 489.
  28. ilkokul din hocasının söylediği bir söz vardı;

    - Her insan ölümü tadacaktır, sözüydü.
    4 ...
  29. 488.
  30. --spoiler--

    doğmanın tersi

    --spoiler--

    çok yıllar önce, sevimli hayalet casper' in benim hayalimde bıraktığı başka bir tanım biçimi.. arşivleri varsa ulaşılabilir sanırsam..
    3 ...
  31. 487.
  32. her canlının mutlaka yaşayacağı tek gerçektir.

    ayrıca 2pac'in şöyle güzel bir sözü vardır;

    'only promise in life is death'
    4 ...
  33. 486.
  34. anlık olarak hayatın sonlanmasıdır. sadece yaşayanlar için anlam ifade eder. gidenler gitmiştir ve artık onları ilgilendirmez. kalanlar da yarın ölecekmiş gibi ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamalıdır. yoksa sapıtılabilinir.

    (bkz: gebere jackson)
    3 ...
  35. 485.
  36. beklemesi zordur, ürkütür. oysa zamanı bilinse sanki daha dolu dolu yaşanır.
    4 ...
  37. 484.
  38. son gibi görünse de aslında bir başlangıçtır...
    4 ...
  39. 483.
  40. son gibi görünse de aslında bir başlangıçtır...
    6 ...
  41. 482.
  42. cumali: çok korkuyorum eşkıya beni bırakma çok korkuyorum çok..
    baran: korkma! sadece toprağa gideceksin. sonra toprak olacaksın. sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin, oradan özüne ulaşacaksın. çiçeğin özüne bir arı konacak belki belki o arı ben olacam.
    eşkıya 1996
    1 ...
  43. 481.
  44. 480.
  45. tanrıya yeniden dönüştür ölüm.ruhun tutsak edildiği bedenden çıkıp özgürlüğüne kavuşmasıdır.
    2 ...
  46. 479.
  47. karşıtı, doğrusu iç içe geçmişi için: (bkz: yaşam/#5856286)
    2 ...
© 2026 uludağ sözlük