ölüm tanrı nın bize dünyada sunduğu en soğuk ve en acı gerçeklerden bir tanesidir. ama kimse kendine veya çevresine yakıştıramaz bu hayatın en iğrenç gerçeğini. bazen süründüre süründüre gelir bu gerçek, bazen de anlık hissettirmeden gelir alır seni gider. ama her harükarda adamın amınakoyar. bu değişmez bir gerçektir. vede kimsenin elinde değildir. bu iğrenç haberi aldığında insan avazı çıktığı kadar bağırmak ister ama bir o kadarda susmak ister. ilk günler canın çok yanar, gözyaşların bile isyan eder fakat bu acıya sizi alıştıran tek şey gene zaman gerçeğidir. belkide en acı gerçek zamandır. zamandır belkide bizleri öldüren. tanrım keşke kimseye yaşatmasa bu gerçeği, fakat buda en gerçeksizlik olsa gerek.
sükunet.. salanın işitilip göz önünden kalkan tabutun yanaktan süzülen damlalar kadar gerçek olduğu bilindiği halde,
zihnin olmaması gerekeni idrak edememe , o dar soğuk tahta parçalarının içerisindeki hayatın tanıdık olmadığı zannı..
artakalanın en sessiz, çaresiz uğurlayışı gideni. yok oluş, başlangıç, tebdil-i mekan.. her neyse hakikati, o gri yağmurlu kareye
hiçbir renk sızamıyor.
kokusunu hep ensemde hissettiğim ancak "hepimizin olacağı bu..." diyerek rahatlamamız gereken olaydır. ara sıra anılması "üç günlük dünya" olayının iyi kavranmasına yol açar.
derin nefes aldığında göğsün ağrımayacak mesela, zaten nefes alamayacaksın o da ayrı mevzu,
artık öyle geceleri ahmet kaya dinleyip sigara içmek de yok, belki öbür tarafta canlı performans yapar bana bilinmez,
çöp atmak da yok, ne öyle güç bela çöp torbasına yerleştir bide altı delikse.. hadi onu geç bu çöp tenekelerinin kapaklarına acayip uyuz oluyordum zaten.. neyse oda yok artık,
sana söylüyorum laptopumun fanından gelen gıcık ses.. artık duymayacağım seni,
iki senedir sigara paketini her açtığımda küfür ettiğim philsa yöneticileri bu sözüm size: şu üzerinde tpdk yazan yapışkanı kutunun kenarına yapıştırmayın, bari benden sonrakiler çile çekmesin..
ersin oğlum acayip uyuz oluyorum sana, söyleyimde kalmasın..
hoşgeldin..
başka bir dünyaya geçişin ilk adımıdır tıpkı yeniden doğup en başından başlamak gibi, tıpkı bebeğin ana rahminden dünyaya attığı ilk ağlama sesi gibi..karışık mevzudur.
ölüm, hayatın acılarını anlamsızlaştırmaya, insanların hayatı bambaşka bir ışın altında görmelerini sağlamaya muktedir de olsa insan yapısı gereği ölüm fikrini bütün gerçekliğiyle çok fazla içinde barındıramaz. ölüm, insan ruhunun duvarlarını, oralardaki eski acıları kapatarak bir başka renge boyar ama bir süre sonra eski boyaları kazınmadan badana yapılmış bir duvar gibi, insanın ruhundaki renkler yavaş yavaş ortaya çıkar.
geride kalan için : soğuk bir nefes, anlamlandırılamayan bakışlar, karmaşık ruh halleri, feryad, uykusuzluk, kısacası kocaman bir boşluk.
giden için : anlık verilen son nefes, sonsuzluk.
ölüm soğuk, ölmek anlık ölmenin bir duygusu var, ölüm karanlık. ölmek başına buyrukça, ölüm aç, arkasını kovalayan, ölmek yaşadığın kadar, ölüm sonsuz.
önemli olanın ondan sonra ne olacağıdır zira o kesin olarak olacak olandır. iş bu sebepten inanmak yapılacak en mantıklı harekettir sonuçta o yoksa hiç kimseye bir şey olmaz, fakat varsa...
tek gerçek.. hep soğuk ve acımasız olduğu düşünülür.
yakınlardan birinin başına gelirse eğer dayanılması güçtür.
ama kimse kendine ölümü yakıştıramaz.
bir gün öleceğini bilir ama yaşamaya devam eder.
öleceğini bile bile yaşayabilen tek canlı değil miyiz sanki..
ölüm korkutur insanı.. düşündürür ama yine de devam edilir yaşamaya.. nefes almaya..
bazen isyana sürükler..bazen tek çare görülür..
ama her ölüm erken ölümdür.