maddi olarak dünyadan kopuştur. ölümsüz eserler bıraksan da ardında, güneş senin üzerine doğmuyorsa hepsi boştur.
yıllar önce vefat etmiş dedeni düşünüp duygulanıyorsan sana koyan bir ayrılıktır , etrafından kaçıp kurtulmak bir daha dönmek istemiyorsan kurtuluştur ölüm.
ölüm; bir gün, güneşin yüzünü göstermediği bir kış gününde, sınava gitmek için ayaklanan bedene ve kaçan uykuya küfrederek uyanılan bir günde, annenizin yanınıza gelip, "babaannen öldü, haydi yukarı gel" demesiyle içimizde derin yarıklar açan bir davadır.
Arkasında birçok sevenini bırakarak hayata veda eden kişilerin eylemi.
Birinin ölümünden sonra kişinin yakınlarını bir keder kaplar. Bir süre bu böyle sürer. ilerleyen zamanlarda ölen kişi günden güne daha az anılmaya başlar.
sıradan bir günün bitiminde, her şey doğal seyrinde giderken saçma sapan şeylere gülüp, saçma sapan kaygılar taşırken gecenin bi yarısı tüm apartmanı saran alt komşunun çığlığıyla ansızın karşıma çıkan gidiştir. ne yapacağınızı bilemez sadece bakakalırsınız. iki saat önce apartman girişinde karşılaşılan kişi, biraz önce ölmüş salonun orta yerinde yatıyordur. yarım kalan çayı, hemen kenarda duran fırlatılmış terlikleri, artık et yığınından ibaret bedeni ve yarım kalmış hayalleri, yaşadıkları, yaşayacakları, yapacakları...
özellikle uykuda yakalayan sabah ezanının insana tekrar tekrar hatırlattığı, allah dostları için güzel olsa da günah deryasında yüzen bendeniz için acı bir gerçek.
insan bu gerçeği düşününce dünyalık ne varsa hepsinden elini eteğini çekmek istiyor. gel gelelim şeytan, şeytanı dinleyen nefis ve insanın kökü olan nisyan birleşince öyle olmuyor işte. her şey eskisi gibi devam ediyor.
ama ben yine de alper gencer'e katılıyorum.
"allah kimseyi ölümden korumasın, ölüm olmasa bu rezil hayatın suyu çıkar.."