ruhun madde kâinatında kullandığı bedeni vasıtası ile yaptığı tüm gözlemleri tamamladıktan sonra, o bedenle ilişkisini kesmesi sonucu oluşan kalitatif durum.
ruh bedenle olan ilişkisini kestikten sonra beden maddesi artık tesir almaz ve tesir almayan madde dağılır. çünkü kainatta hiçbir madde, hiçbir iş ve hiçbir oluş boşuna değildir. işlevi biten her madde dönüşür. beden de ölümü müteakip dönüşüp toprak olur.
Sanki vazgeçilmez hayatlarımız var da ölümden korkuyoruz. En yakınım dediğinin seni unutması en fazla 2 yıl. Sizi hatırlamayacak ve umursamayacak olan şu dünyadan ayrılmaktan mı korkuyorsunuz? 100 yıl önce esameniz okunmuyordu, 100 yıl sonra da okunmayacak. Sen istediğin kadar kalmak iste.
Her an bizi kovalayan bir gerçek. Ölüm; acı çeken birisi için kurtuluş, mutlu olan birisi için ise adeta kasvettir. Kimine göre son, kimine göre ise bir başlangıçtır. Onunla hazırlıksız yüzleşmemek dileğiyle.
ahirete kıyasla çok çok kısa bir zaman dilimi sayılan dünyadaki günlerin bitimi.
ben buradaki hayatlarımızı gta'ya benzetiyorum. diyelim ki bir grup insan sanal gerçekçilik başlıklarıyla multiplayer olarak gta oynayacaklar. bu insanlar oyuna girdikten sonra hafızalarına müdahale edilecek; böylece oyuncular gerçek yaşamlarını tamamen unutacaklar. yüzlerce insan gerçek hayatlarını unutmuş olarak bir oyunun içinde nasıl davranacaklarını merak ettiklerinden bu oyunu oynamak isteyecek.
oyun başlıyor... avatar gibi, herkes kendini gta'daki karakterinden ibaret sanıyor. daha sonra yönetici, oyunculardan biriyle iletişim kuruyor ve ona bütün gerçekleri açıklıyor; sonra da oyuncudan bu gerçekleri diğer oyunculara iletmesi isteniyor.
fakat diğer oyuncuların çoğu gerçek dünya hakkındaki anlatımlara inanmıyorlar; azınlık ise bu anlatımları onaylıyor. daha sonra kendisiyle iletişim kurulan oyuncu aracılığıyla bazı emirler veriliyor: şifre yazmak, adam öldürmek vb gibi eylemler yasaklanıyor. bu emirleri uygulayanların gerçek hayatta 1.000.000.000 dolar ödül alacakları, uygulamayanlara ise hapis cezası olacağı söyleniyor. gerçek dünyayı hatırlamayan, kendini sanal gerçekliğe kaptırmış olan oyuncular bu ödülü ve cezayı ciddiye almıyor. kendisiyle iletişim kurulan oyuncuya inanan diğer oyuncular ise bu emirleri dikkate alarak yaşıyor.
bazı oyuncular kendileri yüzünden ya da diğer oyuncular tarafından öldürülerek oyundan çıkıyorlar. sanal gerçeklik başlığı çıkarılan oyuncu kendine geliyor. gerçek dünyayı unuttuğuna, bütün gerçekliği oyundan ibaret sanmasına kendisi bile inanamıyor. oyundayken geçmek bilmeyen zamanın, gerçek dünyaya kıyasla ne kadar kısa olduğunun şokunu yaşıyor. halbuki bu kişi bir saat içerisinde oyunda evlenmiş, askere gitmiş, bebek büyütmüş ve birtakım görevler yapmış, neredeyse dede olmuştu... sonuç olarak kişi sözleşme gereğince oyun içindeki tavrına göre ödülü ya da cezayı alıyor.
işte doğrusuyla yanlışlıyla ölümle ilgili böyle bir analoji kuruyorum ben... ahirette bu dünyadaki hayatımızı çok çok çok çok kısa bir zaman dilimi olarak hatırlayacağız.
muminun suresi:
112. dedi ki, "yeryüzünde kaç sene kaldınız?"
113. "bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. sayanlara sor," dediler.
114. dedi ki, "siz gerçekten çok kısa bir süre kaldınız, keşke bilseydiniz."
115. "sizi boş yere yarattığımızı ve bize dönmeyeceğinizi mi sandınız?"
116. gerçek yönetici olan allah çok yücedir. o'ndan başka tanrı yoktur ve o, cömert yönetimin rabbidir.
sayfa sayfa yazılabilir hakkında. konuyu, felsefe bağlamında, psikolojik açıdan, bir çok farklı şekilde değerlendirebilecek pek çok arkadaşım var burada.
ben, ölüme yaklaşan düz bir adam olarak yorumlamağa çalışayım müsaade buyurursanız.
hep sonsuz bir bilinçsizlik hali olarak düşündüm. böyle olunca, istemsiz bir huzur uyanıyor içinizde. ölümden sonra yaşam hususu herkesin özelidir. ama tekrar uyanmasak bile, bilinçsizlik hali bende huzur yaratıyor.
öte yandan da eşitliği simgeliyor. bu yaşıma kadar fevkalade eşitsizliklere tanık oldum. ne mutlu ki, eşitsizliğin "haksızlığa uğrayan" kısmında genelde ben oldum.
doğumla eşit başlayan hayat (Not: genel hatlarıyla eşitlikten bahsediyorum. yoksa filistinde doğan bir çocuk ile, isviçrede doğan eşit değil elbet. tam ve sağ doğumla, ne yazık ki bir uzvu olmayan çocuk da eşit değil elbet) bir eşitlikle son bulur. özel okullar, ecnebi dadılar, spor arabalar artık faidesizdir.
eşitliğe ve sonsuz bir bilinçsizliğe kavuşmaktır o yüzden ölüm. varoluşsal kaygılarından ızdırapla yaşayan mehmet de, ekmek kavgasıyla beli bükülmüş ahmet de huzura kavuşur.
bir çoğumuz karamsarlığa kapıldığımızda '' ölsem de kurtulsam'' deriz. siz hiç ölüm ile burun buruna geldiniz mi?
uzun süre motor kullananlar ile konuşursanız onların ağzından '' bu benim ikinci hayatım'' lafını duyarsınız. özellikle ekstrem sporları seviyorsanız ve adrenalin bağımlısı iseniz, ikinci belki de üçüncü hayatınızdır. hastahane de gözünüzü açtığınızda yaşadığınıza dua edersiniz, sevdiklerinizi bir daha görememe korkusu kelimelerle anlatılamaz. hiç bir zaman ölüm kurtuluş değildir.
her şeye rağmen yaşamak güzel,
özünde fizyolojik tonlaması gibi sadece düz bir çizgi gibidir. Olağan ve yaşam gibi normal bir kavram olmalıdır, ölümün bize verdiği acıysa beklenmedik olmasıyla ölçülebilir ancak zira insanoğlu sevdiği insanların bir gün öleceği gerçeğini biliyor olmasına rağmen onları asla ölüm tasviri içine yerleştirmez bunu inkar eder ölüm bir gün en sevdiğinin kapısını çaldığındaysa burdan hareketle kafasının içinde süregelen fantastik duygusallıkla kabullenme yetisini yitirir bu duygunun doruk noktasıysa elden bir şey gelmiyor oluşu yani çaresizliktir dolayısıyla insan ölümünde yaşam gibi doğanın bir gerçeği olduğunu anlamalı ölümü olduğundan farklı kalıplara sokmamalıdır böylelikle hayat nispeten daha hafifler ve aldığı nefesten belki zevk bile alır.
Geldi geçti ömrüm benim, şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle geldi, şol göz yumup açmış gibi
işbu söze Hak tanıktır, bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide, kafesten kuş uçmuş gibi.
insanın sevdikleri ne kadar uzun yaşarsa yaşasın yine de kısadır. Çünkü paylaşılacak yarım kalmış onlarca şey kalmıştır. Yarım kalan sohbetler, gidilmeyen yerler, kavuşamayan kollar, yatılmayan dizler vardır. Daha yenilecek yemekler, tutulacak eller, silinecek yaşlar vardır. Sevdiğiniz insanlar ne kadar uzun yaşarsa yaşasınlar onları kaybettiğinizde içinizde mutlaka bir kimsesizlik çöker.