Büyüklerin "birini kaybettiğinde kalbinde 40 mum yanar, her gün bir tanesi sönermiş ama o 40. mum hiç sönmezmiş." diyerek getirdiği acıyı tasvir ettiği gerçek.
noktanın konduğu yer. ölen için kurtuluş olduğu düşünülen, kalan için ise hayatından eksilenin büyüklüğüne göre - yeteri kadar mücadele ettiğimiz yetmezmiş gibi- yeni bir mücadelenin başlangıcı. ölmek ya da yaşamak bu bağlamda büyük bir ikilem.
Büyük bir karanlık, yaşayan nefesler için bir son, ölen kişi için ise bir başlangıç. Nereye olduğu muamma olan. Bence hayat garip bir tiyatro, tekrar tekrar oynanan ve genelde oyunun çok da kaliteli olmadığı, bazen güldüren ama çoğunlukla dramatik sahneleri olan, seyircilerin çoğunun düşünmediğim bir oyun. Ve perde kapanıyor bir gün, alkışlanmak garantisi yok tabii, kibarlık yapma niyetinde değil zira kimse. Ölüm bir son; sonsuza giden.
bazen istenen, genelde kaçınılmak istenen, kimine göre son, kimine göre geçiş, kimine göre başlangıç, kimine göre bilinmez, islamda; her nefsin tadacağı söylenen ruhun bedenden ayrılması olayı.
insana anlam katan tek şey ölüm. hayatın gereksizliğine karşı çıkan kalın bir ses. hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan aç gözlü orospu çocuklarına verilebilecek en büyük ders. hayatın ta kendisi. gerçeğin en somut hali.
ölüm bir ışıktır. sade, beyaz bir ışık. öldükten hemen sonra, bir saniye önce yaşadığın karanlık dolu yaşama açılmış bir el feneri.
asıl trajedi ölmek değil, ölmemek olurdu.