Öldüğümü düşündükçe bi rahatlama hissi geliyor fakat ölümden sonra ne olacağını bilmiyorum parapsikolojiyle ilgilenen arkadaşlar beni aydınlatın lütfen bilmeyi çok istiyorum.
fazlasıyla inanılmaz olmasına karşın kaçınılmaz bir son gerçeği. yaklaşık 3 aydır çevremdeki 9 kişi bu illeti tattı. bazıları yakındı, bazıları akrabalarımdi, bazıları eski okul arkadaşimdi. üzerine bu kadar cok fazla düşünürken ve mersaultculuk oynamaya çalışırken bir anda duyumsadiginizda sanki bir tatile veya balayına çıkmış gibi hissediyorsunuz. çok basit bir mantık olarak ölüm: "beş duyu organının beşinin de işlevini yitirmesi, kasların çalışamamasi, beyinde bulunan yaklaşık 86 milyar nöronun tamamının işlevini yitirmesi, düşünememe ve bilincinde olamadan gerçekleşen sonsuz bir uyku" diye düşünüyor idim fakat artık daha fazla mersaultculuk oynamaya halim kalmadı, bir yerlere sığınma gereksinimi hissediyorum her insan gibi olmayarak ama içinde bulunduğumuz bu garip ve aslında bir o kadar da basit olan dünyada doğum bir mucize olarak anılırken neden ölüm üzücü olarak karşılanmıştır ki? hep düşünürüm bunu.özellikle de inançlı insanlar açısından bakacak olursak, neden ölüm nonteist biri ile sizi teolojik diferansiyel açısından ayırmaz? neden inancınız ölüme karşı koyamaz?
eskiden hikaye anlatıcıları varmış. köy köy, kasaba kasaba dolaşır yıllardır anlatılagelen hikayeleri anlatırlarmış. ama gel gör ki, leyla ile mecnun gibi büyük tarihi hikayelerin sonu hep mutsuz bittiğinden bu hikaye anlatıcılarının başına neler geldiğini pertev naili boratav şöyle anlatıyor:
"bundan 200 sene kadar evvel, 1800'lü yıllarda sağ bulunan tüccari zamanında, hikayelerimizin birçoğu sevdalıların muratlarına kavuşamadan ölmeleri ile sona erermiş. bunlar aslı ile kerem ve divan edebiyatı'ndan leyla ile mecnun, ferhat ile şirin tipi hikayelermiş. birçok köylerde ve kasabalarda, yeniçeri ağalarından, köy kabadayılarından buna kızıp, hikayesinde aşıkları birbirine kavuşturmayan hikayecileri vuranlar ve dövenler olmuş. bunun üzerine kars ve ahalisi aşıkları toplanmışlar ve bütün hikayelerin sonunu, hasretleri birbirine kavuşturup muratlarına erdirecek şekilde değiştirmeye karar vermişler. bu tarihten itibaren sevdalıları birbirine kavuşturmayan veyahut ölümle nihayetlenen hikayelere pek rastlamıyoruz..."
Böyle anlatmış. Güzel de anlatmış. Mesela bugün bizler kaç tür ölüm tanıyoruz? biri kahraman tabutları, diğeri gazetelerdeki 3. sayfa haberlerinde birbirini bıçaklayan zavallı insanlar. ve bu ölümler de çok tutuluyor. devlet, medya ve burjuva, her yeni nesle bu ölümlerden devşirip armağan ediyor. lisede, üniversitede beraber okuduğunuz, oturup çay içtiğiniz, aşklarınızı paylaştığınız insanlar sokaklarda basitçe öldürülüyor. onların mutsuz öldüğünü yazacak, söyleyecek, haykıracak tek bir şair, tek bir yazar, tek bir roman yok. Dolayısıyla kitlelerin bilinçaltında kahramanca mutlu ölmüş ölümler yatmaktadır. ölümlere peşkeş çekiliyor, ölüm çürütülüyor, üstüne kireç dökülüyor, sonra hepimiz bu ölümlere razı, bu ölümlerin etkisinde bozuk ruhlu insanlar olup çıkıyoruz. Çevremiz kahraman ve şehit ölümleriyle dolu. Onlara her zaman sonsuz saygımız var. Peki ama sokaklarda ölen direnişçilerin ölümleri, gecekonduda perişanlık içinde ölen insanların hayat hikayeleri neredeler? Kimler yazacak onları, kimler anlatacak? Onlar sadece öldü mü? nasıl öldüler? Neler çektiler? Ne yazık ki bunları bilmeden, yalnızca bilindik şeyleri bilerek yaşamaya devam ediyor insanoğlu. ve edecek de. amatör insanların da zamanında bir hayatları olduğunu anlayamadan ölecek, o diğer amatör insanlar gibi. Çünkü gerçek hayatta kahramanlar yoktur biz insanlarca. Dolayısıyla Bizim hikayelerimiz yazılmaz. Bizim hikayelerimiz bilinmez. Çünkü Her insan kendi hayatının kahramanıdır. Ya da anti-kahramanı. Seçim o insana kalmıştır.
kapı. kapıdan geçiş. biz burada diilken de burada yaşayacağımızı bilmiyorduk, ama buraya geldik, şimdi bayaa bayaa yaşıyoruz, demek ki kapının öbür tarafında da başka bişey olabilir.
bi de garip olan - herkesin başka kapısı var. kimse aynı kapıdan geçmiyo.
Insan bedeninin tüm fonksiyonlarını kaybetmesiyle birlikte ruhun bedene veda etmesi. Bu dünyadan göç etmektir ölüm. Herşeyin bir başı ve bir sonu vardır ama inananlar için yaşam bu dünya ile sınırlı değildir.
Dolayısıyla ölüm bir son değil aksine bir başlangıçtır. Ölümden sonra gerçek hayatı yaşamak vardır, sonsuz hayatı. Kimi zaman insanları korkutsada, yaşam ve yaşamak kadar gerçektir ölüm ve ölmek. Hayatta her insanın er yada geç istisnasız yaşayacağı bir gerçek.
Sonunda yaratıcıyla tanışacağın bir yola giriyorsun ve ince bir çizgi üstünde koşuyorsun. Düşersen yok olursun eğer düşmezsen ve yolu bitirirsen tanrıyla tanışırsın işte tüm gerçeklik budur. Öldüğünde yeniden doğduğuna inanacaksın veya öldüğünü kabul edip cennet ile cehennem arasında kaybolup gideceksin.
ilk kez birisinin ölümünü televizyonda haberde görmüştüm. Gömüldükten sonra anneme dönüp '' Anne adamı ektiler'' demiştim ve buna baya inanıyordum, ilk sevdiğimi kaybettiğimde anladım ölümün ekmek kadar çocuk masumluğunda olmadığını.