türkan şoray'ın ayılıp bayıldığı ve tanrıya teşekkür ettiği kızının ismi. hatta kızlarının varlığı yüzünden bayramlarda cihan ünal elini öptürürmüş kadına. diyorum kendisini 4. murat sanıyor adam.
y eniler toprağı, onunla açar çiçekler...
a ğlayınca bulutlar, insana benzer...
ğ ile bir kelimenin başlaması imkansızsa eğer...
m usluktan su gelir sayesinde coşar akar dereler.
u ğrayınca her seferinde istanbul, venedik'e döner...
r azıyız artık derdine, can kaybı olmasın yeter.
Yağmurun sesini açmakla, iç kanamamdaki çığlığı bastıramazsın.
Ben seni baharıma yaprak değil, yapraklarıma bahar bildim. Terimi gözyaşımla sildim.
Ama şimdi her aşkın başı sanırken, yangında son kurtarılacak olarak buldum kendimi.
Elini sol dikişten sızan kanıma ban. O zaman anlarsın sana nasıl kanadığımı.
Sen ki nice nice yardan adamlar... erittin. Nice aşkların alfabesini değiştirdin. Anlarsın gerçek seveni. Var gitme... *
batmak üzere olan güneş, bütün inatçılığıyla bulutların ardından, kendisini göstermek için mücadele veriyordu. bulutların gücü güneşe yetiyordu. güneşin gücü ise, sadece dünya'yı aydınlatacak kadardı. iş dünya'yı ısıtmaya geldiğinde... çaresiz kalıyordu güneş.
bulutların, güneşe yaptığı sıkı savunma çok başarılıydı. güneşe haksızlık etmemek gerek. çünkü; bulutlar çok güçlüydü. bunu güneşin, ayın değil, şehr-i istanbul'un ışıklarının yaptığı yakamozu, sokaklardaki yağmur birikintilerinde görünce anlıyordum.
şemsiye, denen nesneden nefret eden bense... yağmurun bütün ıslaklığını, vücudumda ve giysilerimde hissetmek için yürüyordum. ve bunu da başarıyordum. saçlarımın, ıslaklıktan öne yatması... gömleğimin, ceketimin, pantolonumun, çoraplarımın, çamaşırlarımın sonuna kadar ıslanması, tam istediğim gibiydi.
o kadar ki... yenisini alamadığım delik ayakkabılarımı, yağmurda ıslanırken ilk aldığım günden bile çok seviyordum. ara sıra delik ayakkabılarıma yaptığım bakışlarımla, onları teşvik ediyordum; çıkarıp görmememe rağmen bileklerime kadar ıslandığından emin olduğum çoraplarımı, daha da yukarılara kadar ıslatması için.
inadına ve isteyerek su birikintilerinin içine girip, şehr-i istanbul'un yakamozunu dağıtıyordum. bu sırada hayatımın, dolayısıyla da o anımın en büyük eksikliği; seni, hayal ediyordum.
yağmur başladığında, açmana izin vermediğim şemsiyeni... ıslanıp alnına, yanaklarına, ceketimin bel kısmına kadar yapışan saçlarını... yine benim ki kadar ıslanan elbiselerini... ayakkabılarını... ne yazık ki sen olmadığın için, sadece hayal edebiliyordum.
sonra senin bu vaziyetteki hayaline, sarılarak yürümeye devam ederken... tek isteğim; gittikçe hızlanan yağmurun, soğuk bir rüzgarla birlikte yağarak üşüyen hayalinin, biraz daha bana sokularak bana sarılmasını sağlamasıydı.
dünyada en sevdiğim doğa olayı.. yağmur başlayınca sokaktaki mal kalabalık evlerine çekiliyo ya , bütün sokaklar benimmiş gibi geliyo o zaman.. ohyş kahrolsun salak kelebekli ilkbahar yaşasın soğuk gri yağmurlu sonbahar..
yağmurun melankoliye katkısını şöyle de özetleyebileceğimiz durum... *
- En büyük hayalin nedir ?
+ Yağmur altında sevgilime sarılmak.
- Ya senin ki ?
+ Yağmur altında sarıldığın kişi olmak.
ağlamanın verdiği utancı örten en güzel şeydir. istediğiniz kadar ağlayın, insanlar yüzünüze düşen yağmur damlaları sanacaktır gözyaşlarınızı. hem de en büyük duygusal destektir yağmur. gökyüzü sizin derdinize ortak oluyormuş gibi hissedersiniz. vicdan azabı çekiyorsanız ya da pişmansanız yıkayıp arıtır içinizi. içinizdeki acıyı kusmanıza yardımcı olur. ama bunların yanı sıra iki yüzlü bir dost edasıyla her damlasında biraz daha ağlamanızı ister, biraz daha kökler acıyı, duymak istemediklerinizi alay eder gibi haykırır kulağınızın dibinde. (ya da o masumdur ben suçu yağmura atmak istiyorumdur). ıslattığı saçlarınız ensenize değer hava buz gibiyken, zorlanarak aldığınız nefesinizi iyice keser. yollar yıkanır, içiniz yıkanır, bedeniniz yıkanır... bir çok şeyi siler. ama anılarınızın yaşandığı o yollardan, adımlarınızı, gözünüzün önünden geçen film şeridini silemez. bazen öylesine güçlüdür yağmur; bazen ise öylesine beceriksiz öylesine anlamsızdır işte. kararsız ve dengesizdir. bazen güneşe eşlik eder, bazen fırtınaya... bazen varlığı zor hissedilir; bazen ise hayatın önüne geçer, felç eder. bazen hayat verendir; bazen ise can alan, yıkan, yok edendir... aynı hislerimiz gibidir. aynı biz gibi...
kışla yaz gibiydik,sen kar tanesi ben güneş
çözmek zor bu buzları yalvarsam ne farkeder
çocukça kavgalar bunlar mazaretler
sebebimiz olmuş yabancı gözler
kışla yaz gibiydik,hep aramızda bir yarış
belki sen birinci ya da ben ne farkeder
çocukça kavgalar bunlar mazaretler
sebebimiz olmuş yalancı gözler
bir küçük yağmur damlası kadar
değerim yok mu sende?
güz ayrıldığımız gündür kimbilir kaçı bitmiş
gözyaşı yok bende....