tayin küçük bir ilçeye çıkar ev bakılır artık boş apartman dairelerine bakmaktan boynun ağrıdığı sırada kendinizi bir emlakçının şefkatsiz kollarına bırakmaya karar verilmiştir. bi tabela görülür. içeri dalınır. içerde beyaz gömlek yeşil kravatlı gençten bir arkadaş masasında oturmaktadır. önündeki koltuklara oturulur.
eleman: buyrun hoş geldiniz.
biz: hoşbulduk. biz kombili 2 artı 1 özellikle bu semtte kirası 600 tl yi aşmayacak bir ev bakıyoruz. kendimiz baktık bulamadık.
eleman: evet bu semt iyidir. boş evlerde var bu çevrede. iyi olur tabi sizin için.
biz: ulaşım da iyi heryere yakın... iyi olacak bizim için.
eleman: hı hı iyi olur tabi.
biz: şuraya tayinimiz çıktı işe de yakın olacak hem.
eleman: işe yakın olması önemli her gün gidip geleceksiniz sonuçta.
böyle bir mallık hali e göster de kiralayalım durumları...
biz: siz göstermiyo musunuz?
eleman: biz soğan alıp satıyoruz, emlakçı üst katta.
otobüste eve giderken çok havalı bir bayanın aniden midesini tutmasına müteakip altına kaçırması.
şoförün kapıyı açmasına müteakip çığlıklarla öhoyu terketmesi.
daha birkaç gün önce durağın yanındaki büfeden uykusuz'la penguen aldım ve otobüse bindim. uykusuz'u açtım okumaya başladım. yanıma biri gelip oturdu. elimdeki derginin arka sayfasını okumaya başladı. belli ki karikatür okumayı seviyor diye ses etmedim başta. ama artık yılmaz aslantürk ne çizdiyse arkaya çocuğun nefes alıp verişi değişti. korkumdan apar topar çantama tıktım dergiyi. sonra çocuk da utandı tabii.*
ankarada kent parkta arkadaşlarla oturuyoruz. oturduğumuz yerde sibel can suistimal şarkısı çalmaya başladı.
ciddi anlamda fırlama olan bir arkadaş şarkı çalarken;
arkadaş: lan ne diyor bu karı
biz :ne diyor
ben hep içime alırım
sesim duyulur yukardan
nasıl yaa!!!
tüm gün öyle sandık şarkı sözlerini ve durmadan dalga geçtik nasıl ya hep içine alıp yukarıdan mı duyuluyor ohaa falan diye fakat gerçek sözler şöyleymiş;
markette alışveriş yapıp poşetleme yaparken abla bir poşet versene demek o kişinin size döndüğünde erkek olduğunu anlamak orda utanmak ama sonra çok gülmek.
efenim radyoloji stajının başı, hoca bir sürü bt, mr örnekleri göstermekte ve bizden patolojiyi anlamamızı istemekte. e tabii bunu görmek için 5 sene ihtisas yapılması gerekmekte, bundan ötürü biz de 2 haftalık stajda hiç bir şey anlayamamaktayız. sadece sınıfın üst sınıf elamanları soruları cevaplamakta biz de arkada oturup geyik yapmaktayız.
hoca; evet burdaki sorun ne?
süperler; karaciğer'de apse.
arka grup; cağşımış tabii bunu hocanın duyamayacağı şekilde söylemekteyiz.
ve bu her slaytta böyle devam etmekte. neyse efenim benim içim geçmiş uyuyakalmışım dersin sonunda, sonrasında hoca gelip beni uyandırdı ve can alıcı soruyu sordu;
h: oğlum burdaki patoloji ne?
ben uykunun vermiş olduğu kafa karışıklığıyla cevapladım; hmm cağşımış hocam bu.
tabii sınıf yarıldı, benim içinse hocanın şaşkınlıktan kocaman olmuş gözlerini görmek paha biçilimezdi.*
ayrıca (bkz: cağşımak)
geçende arkadaşlarla oturuyoruz. böyle kızlı erkeli filan. tuğşe diye makara bi kız var. neyse işte. o sırada yiyişiyoruz laikçi kızlarla felan yani. sonracığıma...
t: önemli bişi sölücem bi susun ya...
hepimiz kulak kesildik o anda. neyse osurdu bu. zaağrt diye. biz gül, öl, sıç filan yani.
en yakın kız arkadaşım : X
sevdiğim bir arkadaşım : Y
bulimiarexia : B
gül satan çocuk : G
üçümüz buluşup cafe orta dünya'ye gitmiştik yine. oradan çıkıp evlere dağılmak üzereyken gül satmaya çalışan bir çocuk Y'nin yanına gidip abi nolur gül al. alır mısın ? abi nolur ya ? şeklinde ikna çabasına girmiştir ve başarılı olamamıştır.
hemen ardından Y'den umudu kesip X'e yönelmiş gülcü çocuk en yakın arkadaşımı da ikna edemeyince sinirlenip en yakın arkadaşıma
G: abla inşallah topuğun kırılır e mi ?
B: ohahhaha olum saçmalama git işine ya.
Y: oğlum edebileceğin en kötü bedduayı ettin o kız için lan hemen geri al.
B: ahahahahaha
X: üzgün smiley
B: kıyamam yaaa bakma öyle kuzucuk.
gece saat bir buçuk civarlarında dört arkadaş parkta eve doğru ilerlerken kenarda beliren köpeğin, köpeklerden çok korkan arkadaşa doğru havlayarak yaklaşması. akabinde cengaver arkadaşın yere eğilip taş alması ve köpeği kovalaması. bunlar olurken aynı zamanda hayvana küfürler etmesi.
rma-bet maçı ntv sporda verilirken öbür tarafta bjk-kay yazıyordu amada dakika başı ''ronaldo geliyo ronaldo''diyor ve benden tarihi gaf:
-lan ronaldonun bjk'de ne işi var.*
yer öğrenci evi: 3 arkadaş alkol alıp, Türkiye özlemini dile getiriyoruz... Ardı ardına hüzünlü şarkılar çalıyor, deniz bana dönüp..
+abi be suaviden çalsana?
-hangi şarkısını?
+çalıkuşu?
-Reşat Nuri'den çalsak...
canı çektiği için salatalık turşusu almak. o gün ve ilerleyen günlerde turşu dozunu iyice arttırmak. günde bir iki turşuyla başlanılan serüvene bir kavanoz turşuyla devam eder olmak. işi dahada abartıp başlarda lavaboya dökülen turşu suyunu bile içmek. üreticinin sitesine mail atıp turşularınız çok güzel günde bir kavanoz yiyorum ama dinimi imanımı sikti diye yazmak.
yurtta gecenin bi yarısı uyanmak, tuvalete doğru yürürken kızın birini kafasını çamaşır makinesinin içine sokarken görmek. üstelik naptığını sorunca da '90 derecede çamaşır yıkadıktan sonra yüzümü buhara tutuyorum siyah noktaları temizliyo' cevabını almak.
jine annesi ile 16d ye binmiş kadıköye gitmektedir. ancak otobüste en önde oturan sevi pıtırcığı araplar böğüre böğüre arkadaki akrabaları ile konuşur. jine daha fazla dayanamaz veee eee dont speak der ve adam bişiler demeye başlar. jine hemen arka koltukta oturan lise 2 öğrencisi çocuğu kaldırır ve olaylar gelişir;
jine: bak bakim ablacım sen ingilizce biliyor musun
çocuk: evet abla
jine: he şimdi şu arap abiye de ki sessiz olsun burası toplu taşıma aracı vsvsvsvs.
çocuk hepsini üşenmeden çevirir ve jine tam yerine oturacakken;
çocuk: abla sen ingilizce bilmiyor musun?
jine: yok canım yaa ben fransız lisesinden mezunum
bu andan itibaren jinenin annesi gülme krizidedir.
çocuk: aa ne güzelmiş ya
jine: güzel tabi neyse hadi bakalım iyi yolculuklar iyi çalış derslerine...
işin özeti; jine bildiğin düz liseden mezundur ama ingilizce derslerinde genelde uyuduğu için bi bok öğrenememiştir. bu yaşa gelip tek kelime ingilizce bilemediğini söylemez ve fransız lisesinden mezunum der ancak tüm gün bunu hatırlayıp sesli sesli güler.
bir arkadaşımın komşularının evde beslenen çok yaşlı bir köpekleri varmış, hayvan artık sadece yemek içmek ve tuvalet için yattığı yerden kalkıyor, onun dışında sürekli yatıyormuş. evdekiler de, köpeği çok sevdikleri için çok üzülüyorlarmış. neyse bir gün, tıp fakültesi son sınıfta okuyan akrabaları genç bir kız bu meseleyi duyunca, "köpeğe benexol (b1+b6+b12 vitaminleri kompleksi) verin" demiş.
evdekiler de söyleneni yapıp köpeğe benexol vermeye başlamışlar, aradan bir iki hafta geçmeden köpek canlanmış eskisi gibi koşup
oynamaya başlamış. neyse bu arada evde, bir de çok yaşlı anneanneleri yaşıyormuş, kadın bir gün bağırarak: "bana da o köpeğe verdiğinizden verin" demiş.
miniüste şoför seslenir;
- evet abla, arkadan vermeyenler versin bi zahmet.
kadın fısıltıyla arkadaşına konuşur
- ayol, hak del... varken niye bk del... den istiyorsun be adam.