Gulbey isimli arkadasla yolda yurunmektedir.
Yolun kenarindaki hali sahada mac yapilmakta yandaki lunaparktada halk eglenmektedir. Hali sahanin onunden gecerken gulbey konusmaya baslar.
- kanka bak simdi kavga cikar bu hali sahada.
Gulbey cumlesini bitirdigi anda hic sebep yokken mac yapanlardan birisi digerine yumruk atar.
Lunaparkin onunden gecerken yasim cocuk un gozu kucuk bir cocuga takilir. Cocuk atvye binmistir. Gulbey konusmaya baslar.
- ufacik cocugu atvye bindirmisler. Bu gider vurur bi yere simdi.
Gulbey sustugu anda cocuk elektrik diregine hizli bir sekilde carpar atv ile.
Gulbey karsidan gelen arabayi isaret eder yasim cocuk'a.
- kanki su eleman cok hizl....
- sus agzini sikerim gulbey.
lise son sınıfta bir bölüm dersiydi. haliyle öğretmeninden öğrencisine herkes önlük giyiyordu. sınıfta kayserili bir arkadaşımız vardı. gafların adamıydı gerçekten ve gökhan bizi yine yanıltmadı. o sırada nöbetçi olan gökhan sıkılır ve atelyeye gelir. hoca eğilmiş devre elamanı ararken gökhan gelir, erdi zannederek nöbetçi kartını iplerinden sıkıca kavrar ve '' lan erdi domalmış nörüyon lan orda'' diyerek hocanın götüne iki tane sallar. hoca arkasını döndüğü zaman hem gökhan, hem hoca, hem de bütün sınıf kıpkırmızı kesilir. kimisi gülmekten kimisi utançtan...
nüfus cüzdanımı değiştirmek için nüfus müdürlüğüne gittiğimde oradaki memurun kıllık yaparak sürekli bahane uydurduğu en sonunda tüm isteklerini yerine getirdiğimde en son :
-''fotoğrafta sakalın yok sakalını kes gel'' dediğinde
-(mersinde ağustos sıcağında) resimdeki ceketi de giyip geleyim mi? dediğimde
adamın bön bön yüzüme bakıp: ''o kadarına gerek yok'' demesi!
10 saniye önce olan bi olaydır, kendi içimde tuttum bütün kahkahamı ama burayada yazma gereği hissettim bi yandan.
çalıştığım şirkette çay ocağında görevli olan kadınla aramızda geçen muhabbet
Ç: çaycı abla
S: susamcık
Ç : maşallah tek başınıza kapatıyosunuz mutfağı. ( gülerekten)
S : evet ya malesef kilo aldım şu sıralar.
Ç : yok yok o kadar da değilde kızlar vermez sonra.
S : ney?
Ç : kız vermezler yani.
çayımı aldım, paşa paşa geldim. moralim mi bozulsun yoksa güleyim mi bilemedim derken sözlüğe sarıldım.
yaşım 14-15, msn'in yeni yeni meşhur olduğu dönemler, bayram vakti annanemlerde sıkılmışım internet kafeye gittim, oturdum bilgisayarın açılmasını bekliyorum. yanımda da 40-45 yaşlarında bi dayı oturuyor kelli felli, göbekli bildiğimiz bir dayı. tabi o dönemler mırc(bilmeyenler için, çok odalı chat sitesi) diye bi illet var. dayımız girmiş siteye birileriyle konuşuyor, bende yanda bilgisayarın açılmasını bekliyorum, içimden de vay abaza falan diyorum. sonra baktım ki dayı gay odasında, alla alla dedim yanlış girmiş heralde, dayıya baktım bana baktı kafamı çevirdim hala bekliyorum. sonra bi daha baktım, dayımızın nicki '' tuzlu44'', orda ufak bi hıkk sesi çıktı benden dayı gene pis pis baktı bana, ben yine kafamı çevirdim dayı da devam etti. aradan bi 10 dk geçti ama ben meraktan kuduruyorum, küçük çocuğum la, merak da var ergenlik de var, özele saygı diye bişey yok tabii ki. ardından son bi kez daha kafamı çevirdim ve dayımızın yazdığı şu cümleyi okudum ''eee ibrahim kıllı mı? ''. hörrpçhs diye bi hınkırmayla kahkahamı bastırmaya çalışsam da artık herşey için çok geçti, dayımız kırmızı kesilmişti, kalkıp başka bi masaya geçti. ben de bütün gün salak salak sırıttım. tabi o zaman kim ne bilsin homofobinin kötü bişey olduğunu.
bundan bir kaç sene önce, senenin ilk aylarıydı. gece beni bir diş ağrısı sardı. anamdan doğduğuma pişman etti. sabah uyanır uyanmaz diş doktorum halil beyi aradım. kendisinden randevu talep ettim. bu arada telefona kendisini değil yeni sekreteri cevap verdi. öğlen sonu saat üçte randevuyu aldım. çalıştığım mekandan bir hayli uzak olduğunu için bizim alt komşu haydar amcanın külüstür. arabasını emanet aldım. bu arada allah ın rahmetine kavuştu. haydar amca baba adamdı mahallenin gençleri öksüz kaldı. her neyse esas yaran olaya dönelim. tabi dişçinin kabinine geldim ve zile bastım. kapıyı koca gözlü kısa boylu tombiş bir kız açtı. * dedim kibarca oda bana selam dedi kibarca. pek kibar olmadı ama o kıza allah var selam demek yakışıyordu. bekleme salonuna geçtim. sırada üç kişi var. benim randevu saatim gelmiş hala bekliyorum. içimden şerefsiz dişçi demedim desem yalan olur. uzun bir bekleyiş sonunda nihayet koltuğa uzandım tedavi edilmeyi bekliyorum. o arada halil bey hastasını yolcu ediyordu. yanıma yanaştı sekreter bakıyım dedi. hemen dişlerimi gösterdim. baktı sararmış dedi. içimden sende sike sürülecek akıl yok dedim. neyse sonunda dişimi çekti. ayağa kalktım. fermuarım açıkmış sekreter yani meryem göz işareti yaptı. yemin billah bir erkek olarak utandım. o kadın olduğu halde yüzü bile kızarmadı. hafifçe elimi fermuarıma uzattım ve çektim. tabi o arada biraz sohbet ettim. meryem le bana aniden hayatında kimse varmı sorusunu sorunca şok oldum. yaşında ufaktı bu olayı değil sözlüğü başkasına anlatacak kadar büyük değildim. hayır kimse yok neden? hiç öylesine sordum numaranı versene? ohaaa içimden tabi doktorda var ne yapacaksın numaramı? hiç öylesine istedim. tamam öyleyse ben gidiyorum allah kolaylık versin deyip çıktım. arabaya bindim 3 km ya gittim ya gitmedim. telefon çaldı aha kesin haydar amca dan fırça yedim. derken teli açtım kim olsa iyi sekreter meryem. alo ne oldu hanımefendi? hiç mavi sana karşı bir şeyler hissettim yarın buluşalımmı? telefonu kulağımdan çektim. ohaaa lan ohaaa dedim. olur niye olmasın ne zaman nerede? yarın sabah saat yedi de olurmu? hiç düşünmeden olmaz dedim hayatımda bir kez yedide uyandım oda sünnet olacağım gündü. uykumdan değil meryem angelina jolie bile alıkoyamaz bu kadar net. hayır olmaz dedim geceleri sabaha kadar ekşi de yazıyorum sabahları uyanamıyorum. ne dese iyi bu günde yazma erken uyu sabah uyanırsın. hadi lütfen kırma beni mavi ne olursun? yine içinden belanı ne lan bu dedim ve teli kapattım. aradan yarım saat geçti yine aradı. ne dese iyi saat 10 da gel buluşalım. tamam hadi yarın 10 da nereye geleyim? benim evin önüne senin ev nerede? kazım amcanın dükkanın hemen karşısı. bu sefer kendimi tutamadım. sokayım kazım amca'na dedim tabi içimden. adresi versene? adresi mesajla yolladı yanınada gülücük koymuş mal. sabah oldu hayır oldu uyandım. meryem in evine doğru yola koyuldum. mesafe bir saat vardı. nihayet buldum evi hemen evden çıktı beraber kayfe içmeye gittik. bu arada kızla ilgilenmiyorum ama yan cebime koy demeyi de unutmuyorum. allah var kendisine biraz tav oldum. parlayan gözleri gördüm o da ondaydı. kahveleri içtik. dışarısı buz gibi alttan bir don bir şort bir pijama bir de pantolon giymişim ama üşüyorum. meryem le biraz yürüdük ayrılırken ne yapsa iyi sarıldı öptü. aklımı başımdan aldı mübarek o soğukta bir iyi geldi valla hamam suyuna eşdeğerdi. o sarıldı ben sarıldım o öptü ben öptüm iş tama artık sevgiliyiz hayatımda ilk kez bu kadar kısa sürede bir bayanla sevgili oldum. ertesi hafta yine buluştuk bu arada telden arasıra konuşuyoruz. evlilik planları yapıyor meryem ben acele etme demekten kendimi alıkoyamıyorum. bir hafta sonra doktor kabine de yoktu. beni oraya davet etti. gittim ilk defa dişçiye diş ağrısı için değil başka bir şey için gidiyorum. bu beni mutlu etmişti. meryem zaten dünden mutlu. mutlu mutlu kahvelerimizi içtik youtube yi açtı ismail yk nın bir şarkısını koydu. hayatımda dinlemem bu adamı ama ortam bozulmasın diye şarkıya eşlik ettim. yedik içtik sıçmadık çok usluydum çekingendim. bana iyi bir masaj yaptı. zaten hayatında yaptığı en güzel şey masajdı. iş bitti oradan ayrıldım. ertesi telefon geldi meryem acil gel konuşmamız lazım. tamam aşkım geliyorum önemli bir şey yoktur? inşallah hayır ama önemli bir konu var sana anlatmam lazım. neyse hemen gittim. yine yalnızda keyfi yoktu. ne var hayatım ne oldu? mavi sana bir şey anlatacağım ama kızmıyacaksın? yok anlat kızmam. ne anlatsa iyi başkasından hamileymiş yeni öğrenmiş hamile bırakan adamda ortalarda yok. ayağa kalktım pc yi açtım mahsun kırmızıgül ün bu http://youtu.be/ ... şarkısını açtım ve arkama bakmadan gittim. allah var son kısmı beni de yarmadı.
Otobüs yolculuğum sırasında yabancı bir numaradan telefonum çalar. Arayan kişi turizm şirketinin bir elemanıdır ve araçta olup olmadığımı sorar. Araçtayım dediğimde abi kaptana ulaşamıyoruz yalovada yolcu olduğunu söylememi rica eder ve kaptanı ister. Tüm otobüsün yüzünde hafif bir tebessüm olur.
(bkz: metro turizm)
yine bi otobüs yolculuğumda yabancı numaranın biri aradı beni. arayan kaptanın hanımı çıkmasın mı. hiç verme telefonu dedi söyle gelirken 3 tane ekmek alsın...
Başhekim yardımcısı sevdiğimiz doçent ve genel cerrah bir abimizle araba muabbeti yaparken 1999 model slk200 modelle ilgili durup dururken "anası sklmiştir o arabanın" demesi. Normalde lan bile demez bu adam.
dün staj yerime staj dosyasını doldurmak için gittim sözlük. ismini değiştirerek vermek istediğim murat bey ve arkadaşı ofisteydiler. neyse efendim. oturduk başladım ben not almaya. koskoca 40 günü yazacak değilim ya orada. insanların zamanını o kadar çalmakta olmaz. o söylüyor şunları bunları yaptık onları yazarsın kendince diye bende not alıyorum. tam o sırada karşı binanın ofisindeki sarışın bayanı görüp şu diyalogun içinde buldum kendimi.
-murat bey
+arkadaşı
*ben
-off be abi şu hatuna hastayım. ne yapsam etsem nasıl tavlasam?
+geç karşısına aç sallandır abi bak nasıl geliyor koşa koşa*
-neyse xpro hangi günde kaldık?
*10 ekim murat bey
-yaz o zaman, 10 ekim bugün murat bey ile karşı ofisteki sarışına s*klerimizi salladık.*
derste hocanın sorduğu soruya arkadaşınızın ingilizce olarak cevap verdiği esnada sınıfa dersin ortasında giren bir başka arkadaşınızın kendisine yüksek sesle ''yav he he'' demesi ve hoca dahil tüm sınıfın kopması.*
olay tıp fakültesinde okuyan arkadaşım ve doktor arasında geçer. arkadaş uykusuzluktan şikayetçidir.
ark: hocam geceleri uyuyamıyorum felan bi ilaç önerir misiniz?
dr(hemşireye dönerek): verin şuna bi placebo(yalancı ilaç) yollayın.
ark: yapmayın hocam daha yeni bitirdik o konuyu..
baya eskiden istanbul'a uzaktan bir akrabamız gitmiş. yine başka bir akrabamızın evinde kalıyor bunlar. sabah kadın kalkmış oğlunu da almış bunlar topkapı sarayına gitcez diye evden çıkmışlar. taksiye bineriz o götürür bizi zaten diye binmişler taksiye,
-topkapıya gitcez biz.
tamam demiş taksici götürmüş bunları ama, topkapı sarayına değil garajına.
bunlar girmişler garajı gezmişler. akşam eve gelmişler işte sormuş ev sahibi;
+Ee nasıldı? beğendiniz mi topkapıyı?
-yahu burası ne değişik yermiş hiç para vermedik gezdik bir de katlar buram buram sidik kokuyordu hiç beğenmedik.
+nasıl ya? oraya giriş nerden baksan 20 tl. hiç para vermediniz mi?
-yoo zaten kimse yoktu.
+nerden gittiniz siz?
anlatmış kadın nereden gittiklerini.
işin aslı sonradan çıkmış meydana, ertesi gün gerçek topkapı sarayına gidip gezmişler.
not: olay gerçekten yaşanmıştır, sadece isim belirtmedim. ne mal insanlar var yaa.
yaşanmış olaydır. kabataş-beşiktaş otobüsü, insanlar tabiki ilerlemiyor ön tarafta izdiham söz konusu. şoför otobüsü durdurur ayağa kalkar ve der ki: arkadaşlar otobüsün arkası da beşiktaşa gidiyor lütfen ilerler misiniz *
bir sergiye hazırlık amacıyla doğa fotoğrafçılarına rehberlik için beraber mağaraya gitmiştik. önden bir arkadaş, ardından ben ve arkamızdan iki fotoğrafçı çok dar bir çatlaktan mağaraya girecektik.
ilk arkadaş girdi. ardından ben içerde fotoğrafçı hanıma ışık tutmak için dönüp çatlağı geçmesini bekliyordum. (normal olarak kadının önce ayaklarını sokmasını, yani ilk olarak bir çift çizme görmeyi bekliyorken) çatlaktan önce zart diye kadının kafası çıktı. bi an şaşırdım amına koyim. fotoğrafçı kadının bana carpe bey, sanırım sıkıştım demesi, benim de eee ters geldiniz çıkıp bir dönün isterseniz gibi kem küm etmem, tam bu sırada aşağıdan arkadaşın la doğum gibi amına koyim, karı böyle mağaraya kafam girsin dedi resmen la diye höykürmesi, akabinde benim ayı gibi gülmem, kibarlık simgesi kızcağızın o karanlıkta biranda kıpkırmızı olması, böyle kafa içerde göt dışarda töbestafurullah. bak yine aklıma geldi.
5 kişilik asansöre 5 kişi binilip 5. kata çıkılacaktır. fakat asansör bir türlü hareket etmez. bunun üzerine kapıyı açan biri '' asansör 5 kişilik o yüzden çıkmıyor'' der. asansördekilerden biri de ''zaten 5 kişilik'' der ve asansördeki kısa boylu kızı fark etmez. kız baya bozulmuştur.*
olayın kahramanları üç kişidir. harun kişisi ile fakülteye gelinmiş, sınıfta dadaş kişisi görülmüştür. dadaş kişisi, bir arka sıramızda oturan kız grubuna yazmaktadır. ben kişisi tarafından, sınıfta ne işe yaradığı hala bilinmeyen bir sandalye bulunur, tahtanın önüne oturulur. sandalye ise hani şu not tutma yeri olan sandalyeden olduğu için, ben sandalyeye, harun kişisi not yerine oturarak, dadaş kişisine ağza gelen küfürler edilir. harun kişisinin aklına, dadaş'ı kızlara rezil etmek için bir fikir gelir. fikri şahane bulan ben kişisi, dadaş'a kötülüğü yapmak için yerimden kalkarım. o sırada bir gürültü kopar. refleks ile arkamı döndüğümde gördüğüm tek şey, harun kişisinin sandalyenin not yerinden, kollarını iki yana kaldırıp, göt üstü yere yapışışıdır. harun'cuğum, dadaş yerine sen rezil oldun kardeşim.
Sosyalist genc tatile gider ve pilajda bir bayan görür, kesmeye başlar fakat yanındaki iri yarı, kaslı, zebellah gibi adamı görmez. Adam sosyalist genci fark eder, hizlı adımlarla sosyalistin yanına gelir ve " kime bakıyorsun lan sen" diyerek sosyalist genc'i iter. Sosyalist genc ne yapsam diye düşünür ve ahraz ( dilsiz) taklidi yapmaya başlar. Adam sosyaliste acır, sarılır, özür diler ve ağlamaklı gözlerle uzaklaşır.