5 yaşındaki yeğen odaya gelir ve bilgisayarı kurcalamaya başlar. derken resimlerin birinde uçak gemisi görür ne ve sorar;
+ dayısı, bu ne gemisi?
- uçak gemisi prensesim
+ aa hiç uçan gemi olurmu dayısı
- bu öle bir gemi değğğğ *
+ annesi annesi!!!! dayısı kafayı yemiş. uçan gemi var diyor, salak mı ne
- hönkkkkkk *
malum kış ayları. soğuk havalar, doğalgaz zamları vs ee ampulde ısıtmıyor evi. akabinde msn muhabbeti gelişir.
-o değilde ellerim üşüdü sanki benim. parmaklarım tek eklemden oynamaya başladı.
+aynen yaa sorma.
-o değil annede yakmıyor doğalgazı. kış gelmemiş bıdıd bıdı işte.
+sorma yaa gece kapatıyor bizimkilerde. yorganın altında yaşama alanı oluşturuyorum kendime.
-ahahaha advahdghaj bende derin nefeslerle ayarlıyorum ısıyı.
vee o müthiş soru?
+maksimum kaç dereceye ulaştın en son? aghagdajdghasg
a: ya sabahtan beri yanıt gelmedi emailime...
b: hangisine?
a: taiwan' a yolladığıma...
b: hımm. bi daha yolla o zaman, belki gitmemiştir.
a: bugün son gün. yanıt gelmezse bayramdan sonraya kalır bizim iş.
b: telefon et, bi sor. mailim geldi mi de.
a: aradım açan da olmadı. ya tayvan müslüman mı bu arada?
b: ne alaka olm? müslüman olsa ne yazar ki?
a: ya hani bayrama erken girmiş olabilirler eğer müslümansa...
b: * tabi ki müslüman tayvan. hatta islamiyet ilk tayvan da doğmuş.
a: harbi mi lan?
b: evet. bizden daha müslüman orası. daha doğuda ya tayvan, belki saat farkıyla bayrama girmiş olabilirler. o yüzden yanıt vermiyorlardır.
a: keklemiyon di mi?
b: yok olm. ne alaka!
akşam haberlerde duyulur ki tayvan' da şiddetli tayfun nedeniyle işyerleri 2 gün tatil edilmiştir. bu arada bu arkadaş bikaç gün sonra asıl bombaları aynı günde patlatır.
a: 100 santim 1 metre değil mi? mezurayla 1 metre 100 santimdi galiba değilmi?
b: bilmem. tam emin değilim ben de..
----
a: ya iskoçya' da deniz var mı?
b: olm. iskoçlar zaten dünyaya denizin ortasında geliyorlar.
a: nasıl yani?
b: olm zaten iskoçya britanya' da..
a: hımm.
üniversitenin ilk günleridir. nefaki gözüne kestirdiği güzel bir bayanın yanına oturmuş, tatlı tatlı muhabbet kurmuştur. her şey çok güzel giderken arka sıradaki 2 çocuk:
+bana bah layn adam ol biraz
-lan oğlüm seni annen doğurmamış sıçmış layn
demesiyle ne büyü kalmıştır ne tatlı muhabbet... *
yılbaşı için vici ye mi gitsek diye düşünülmektedir:
x- arkadaşlar viciye gidelim diyorlar ama giriş çok pahalıdır yaa... vermek istemiyorum o kadar para zaten kıyafetim de yok bi de ona para... (dertli)
y- ne kıyafeti kızım nasıl gitcen ki oraya? (meraklı)
x- ne bileyim bu halimle değil heralde biraz daha gösterişli olması gerek böle parıl parıl janjanlı. (şımarık)
y- gece kıyafeti mi giyceksin napcaksın yanii? (dalga geçerek)
x- hayır vici kıyafeti. (gayet sakin)
amerikalı bir iş adamı,çinliyle alay ederik sormuş;
* mezarlarina koydugunuz pirinçleri ölüleriniz ne
zaman yiyecek?
çinli basini kaldirmadan cevap vermis:
* sizin ölüleriniz koydugunuz çiçekleri kokladigi zaman...
Ankara belediye başkanı Melih Gökçek bir tv programına katılır,konuda genel evlerin kapatılmasıyla ilgili,neyse laf lafı açıyor,ortam geriliyor,telefonla ismini vermek istemeyen bir hayat kadını bağlanıyor,Melik Gökçek le bayaa bir tartışıyorlar,sonra kadından bomba laf çıkıyor sayın Melih bey biz buradaki oruzpu.... çocuk doğursak herhalde sizin kadar o.co... olmazdı...
yamulmuyorsam 2 yıl önceydi beyaz show'a pakize suda konuk olmuş, yazdığı kitaptan bahsediyor. kitabın adı da agiz tadiyla sevisemedik idi. sohbetin koyu olduğu bir anda beyaz patlatır espriyi;
-peki bu kitabı yazdıktan sonra ağzınızın tadı yerine geldi mi?
stüdyo yerlerde...
olay kızılay'a giden bir dolmuşta yaşanmıştır. dolmuşa binen bir kız, arkasından binenlere (dolmuşa yani) aldırış etmeden arkalara doğru ilerlememekte ve insan trafiğine neden olmaktadır. muhtemelen saatlerce "arkalar boş" demekten bıkmış şoför abimiz de işe renk katmak için içindeki cem yılmaz'ı harekete geçirir;
- abla, arka taraf da kızılay'a gidiyor! bi ilerlersen!
ans kampüsünden binilip cezaevine gitmekte olduğum otobüse yaşlı bir çift biner. minübüs tıklım tıklım dolu olduğundan, amca arkaya teyzede öne binmek zorunda kalır. amca arkadan seslenir:
- karıııııı sen önden vemeeee * ben agadan * vereyooom **
...
e: ben hiç et yemem aslında, balık da yemem.
k: (şaşkınlıkla) hamsi de mi yemezsin?
e: (daha da şaşkınlıkla) hamsi balık değil mi?
k: yok hamsi başka balık başka!
"okulla ilgili birşeyler anlatmıyorsun" diye başın etini yiyen anneye evladı bir heves okulda geçen bir olayı anlatmaya başlar. anne o sırada yemek yapmaktadır.
- bıdıbıdıbı... sonra hoca dedi ki bu ne biçim rapor böyle.
+ hmm...
- ben de dedim elimden gelenin en iyisi bu hocam daha ne yapayım.
+ hmm...
- hoca da dedi ki elinden gelenin daha fazlasını yapacaksın, daha çok çalışacaksın. raporu da yırttı.
+ hmm...
- ben de çıkardım mutfak bıçağını soktum böğrüne, soktum böğrüne...
+ hmm...
- baktım kimse yok cesedini parçaladım, poşetlere koyup çöpe attım anne.
+ hmm...
- ...
+ neeğğğ!!! ne yaptım dedin?!?!?
- hadi gittim ben si yu.
lise sonda gayet nezih bi ortamda sinifca bira iciyoruz, gezide geceyi gecirmek icin anlasilan otelde.
masum kiz:
- kac bira icersin en fazla?
artist kisilik:
- valla havamdaysam 10a cikarim
masum kiz:
- 10 sana cikmasin?
ortamda ki diger kisiler:
-oooooooo uuuuuuuu yeha ha ha ha.
artis kisilik daha lise yillarinda aldigi bu darbeden sonra tum cabalarina ramen hayata tutunamaz bir daha ve marsa tasinmaya karar verir.
sevdicekle sevgililer gününü kutlamak için polis evi'nden yer ayırtılır.. fakat sevgili; çocukken omzunun çıkması sebebiyle şiddetli bir omuz ağrısı çekmektedir yine de günü kendince hiç etmemek için kahramanlık yapar ve ağrıyan omzunu sıvazlaya sıvazlaya yaralı polislerin rehabilitasyonu için tam teşşekkül sağlanan rehabilitasyon merkezine uzun saçlarıyla ve küpeleriyle çekinerek girer.. kapıdaki polislerin alışık olduğu bu görüntü kart kontrolü bile yapılmadan içeri alınıp en güzel masada yemek yememize ve en nihayetinde yemek getiren polislerin arasında şöyle bir diyaloğa yol açar;
- yaralı herhalde.. komiser olsa gerek..
* hee evet öyleymiş operasyonda yaralanmış kapıdaki arkadaşlar konuşurken duydum.. *
bunu duyan ben tarafından yaşanan dumur toplantı için gelen bursa valisi, bursa emniyet genel müdürü ve jandarma komutanının geçerken selam vermesi akabinde kendini bir rahatlığa bırakır. gece sonunda otobüse binilerek evlere dağılınır. *
- .... doktor ünvanını almış işte adam.
+ aa tıp mı okumuş?
- doktor ünvanının sadece tıp dalında alınmadığını biliyorsun di mi?
+ tabii ki biliyorum, psikoloji dalında da alınıyormuş.
- syntax error..
roark kişisi* yine bir gün evde pineklemektedir. derken ev telefonu adeta "dürüdürüdürü"* nidasıyla çalmaya başlar. roark irkilerek telefona doğru yönelir, ahizeyi kaldırır ve müthiş bir tonlamayla "alo" der.*
karşı taraftan ise şöyle bir sual gelir;
- şakir hocayla görüşebilir miyim ?
o an roark telefonun diğer ucundaki kişinin yanlış numarayı aradığını fark eder ve şöyle der;
+ üzgünüm, yanlış numarayı aradınız. iyi günler.
bunun üzerine telefondaki ses pardon der ve kapatır.
derken, saniyeler sonra telefon yine çalar. roark arayanın yine aynı şahıs olduğunu tahmin edip telefonu şöyle açar;
+ buyurun ?
- * şakir hoca ?!
+ şakir hoca hala burada oturmuyor, evet.
- oldu o zaman peki. size iyi günler.
+ size de.