mubarek bir ressamdır, kulağını kesmiş falan da diyolla azcık sayko yani, hatta kesik kulağını çizmeye cesaret edemeyip otoportresini diğer tarafından çizmiş.
güzel bi'şey; doktor hu izlemem ama ordan güzel bi sahne(van gogh reyiz'in günümüze getirilip ne kadar sevildiğini görünce verdiği tepkisi) https://youtu.be/ubTJI_UphPk
nasıl hissettiği sorulduğunda "intihar etmek için atladığı suyu çok soğuk bulup yeniden kıyıya ulaşmaya çalışan bir adam gibi hissediyorum" diyen güzel adam.
17 Mart 1901 yılında Van Gogh'un resimleri Paris'te Bernheim-Jeune galerisinde sergilenmeye başladı.
1890'da intihar eden sanatçı yaşamı boyunca sadece bir tane resim satabilmişti.
Hatta bilinene göre resimlerinden bir kaçını bira karşılığı takas etmek istese de hiç kimse resimlerini beğenmediği için bu takasa yanaşmamış çulsuz fakir biri olarak bu dünyaya gözlerini yummuştur.
Van Gogh'u saygıyla anıyorum.
Ömrü boyunca geçirdiği buhranlar 1900 lü yıllarda ancak bipolar bozukluk adı altında açıklanabilmiştir.
Her yaptığı işi Tutkuya çevirip kendini unutan adam. Tipik dahi aslen..
37 yaşında Canına kıymıştır.
Kardeşine yazdığı bir mektupta şöyle der: “Kendimi toparladığımda tıpkı intihar etmek için atladığı suyu çok soğuk bulup yeniden kıyıya ulaşmaya çabalayan bir adam gibi iyileşmeye çalışıyorum.”
betimlemesi öylesine güzel ve etkileyici ki. Öylesine çaresiz.
"intihar etmek için atladığı suyu çok soğuk bulup yeniden kıyıya ulaşmaya çabalayan bir adam gibi"
Hollandalı unutulmaz ressam. Önceleri koyu renklerle çalışırdı. Daha sonra, Paris'te tanıştığı izlenimcilik(empresyonizm) ve yeni izlenimcilik akımlarından etkilenerek canlı renklere geçiş yaptı. 1888'de bir arkadaşı ile arası bozulur ve kulağını keser. Ruh hali gittikçe kötüleşir. Hatta, yemeklerinde boya yemeye başlar. ilerleyen zamanlarda ruh hali iyice kötüleşen unutulmaz ressam, intihar ederek yaşamına son verir. Toprağı bol olsun.
ünlü ''ayakkabılar'' tablosuna heidegger ve derrida nın yaptığı sanat eleştrileri yapıtı ayrı bir boyuta taşır ki şöyledir.
heidegger : Ayakkabıların katılaşmış kaba ağırlığında, buz gibi rüzgârın yalayıp geçtiği tarlanın dümdüz uzayıp giden saban izlerinde zar zor ilerleyen adımların birikmiş direnci vardır. Deriye, toprağın nemi ve bolluğu sinmiştir. Tabanlarının altında, gelen akşamla tarla yolunun ıssızlığı uzanır. Ayakkabılar titreşen toprağın suskun çağrısıdır, olgunlaşan tahılların sessiz armağanıdır ve kış çökmüş tarlanın nadastaki tenhalığında anlatılmayan kendini inkarıdır. Bu gereç ekmeğinden emin olmanın şikayete varmayan kaygısıyla, ihtiyacı bir kez daha karşılayabilmenin söze dökülmeyen neşesiyle, yaklaşan doğumdan önceki titremelerle ve her yanı saran ölüm tehdidinin sarsıntılarıyla doludur. Bu gereç toprağa aittir ve köylü kadının dünyasında korunur.
derrida: işte buradalar. Ben başlayayım. Ayakkabılara ne olmuş? Hangi ayakkabılar? Kimin ayakkabıları? Ayakkabılar neden yapılmış? Hatta, bunlar da kim? işte buradalar, sadece sorular, hepsi bu.” diyerek eleştiri getirmiştir.
varlık sanatta van gogh ile birlikte ilk kez özle birlikte, fakat özü taklit etmeden kendini göstermiştir.