birleşmiş milletlerce tanımlanmış ve bm'in uluslararası kişiliğinin bir kanıtı olan kavramdır.
bu duruma göre bm, uluslararası barış ve güvenliğin tehdit edildiği bariz bir şekilde görülen ve bu durum güvenlik konseyince belirtildiğinde belirli bir ülkeyi vesayet rejimi adı altında yönetebilme hakkına sahiptir.
bu hakkı ona kim vermiştir, bu durum egemenlik kavramını nasıl etkiler, en çok hangi ülkelerin işine yarar vs gibi sorular da sorarak konuyu daha iyi kavrayabilirsiniz. ben sordum kavradım, siz de sorun.
türkiye'de taaaa 1950'li yıllardan beri saltanatını sürdürmekte olan bir rejimdir.. darbelerin arkasındaki güçtür.. şükür ki artık sonlarına yaklaşılmıştır. peki nedir bu rejim? kısaca; demokrasi ile başa getirilen iktidarda olmayıp, ülkeyi gizliden gizliye yönetmektir.. bakınız; tsk bakınız; yüksek yargı, bkz; chp..
türkiyedeki vesayet rejimi havası zamanlı yerini demokrasiye dönüştürmektedir. Bu kavram üzerinde ısrarla duran Prof. Dr Fuat Keyman Hoca olmuştur. katıldığı tüm programlarda vesayet rejimi kavramı üzerine kafa yormakta insanlara bu rejimi anlatmaktadır.
vesayet rejimi demek ülkeyin seçilmiş hükümetin ötesinde bir gücün yönettiği ve bu gücün ülkenin kilit pozisyonlarında ki yerini kesinlikle bırakmayacağı bu gücün tehlikeye girmesi durumunda da darbelerle devlet yapısının yeniden tesis edileceğidir.
Netekim yapılan ve yapılmaya çalışılan darbeler Türkiye'deki vesayet rejimi durumunu açıkca ortaya koymaktadır.
Vesayet rejimi varlığını sürdürebilmek için ölmeyi öldürmeyi meşru görmek de , hakkı hukuku göz ardı etmektedir.
Ülkedeki faal derin devlet ve ettikleri üzerinde çok yerde yazıldı çizildi . Ancak benim ilgimi çeken son dönemde farklılık olarak gözüme çarpan 2 kaynak var kirlioyunlar ve teroreodulgibi internet sitelerinde çok sayıda belge ve bilgi mevcuttur.
türkiye'de iktidarın ve onların maaşıyla geçinen liberallerin ağzından düşürmedikleri bir "rejim" türü.
"askeri vesayet" derler, "yargı vesayeti" derler, "ot vesayeti bok vesayeti" derler ama esas vesayeti bal gibi bilirler.
hükümet sistemleri içinde üstün kararlar alabilen kurumlardır. türkiyede de örneği miilli güvenlik kuruludur. bu kurul seçimle işe gelmeksizin sistemi etkileyen kararlar alabilmektedir.
Türkiyede vesayet rejimine süreklilik kazandıran iki odak vardı. Askeri vesayet, ekonomik vesayet. Ekonomik gücü elinde tutan kemalist rejimin yoktan var ettiği tröst, kartel ve aileler çeşitli yaptırımlarla oluşturdukları suni kıtlık ve karaborsa ile sosyal düzeni bozuyor ve askeri vesayete zemin hazırlıyorlardı. Bu ikili çıkar ilişkisi o kadar ileri boyutlara gitmişti ki ordudan emekli olan Yüksek rütbeli paşalar ertesi gün bilmem hangi holdingin bir fabrikasında yönetim kurulu murahhas üye olarak işe başlıyordu. Yüksek yargı tamamen bağımsız gibi görünse de tamamen bu odakların kontrolünde idi. Halk ise demokrasi ile yönetildiğini zannediyordu. Sayın recep Tayyip Erdoğan aslında askeri vesayeti tek yumrukta kesin bir darbe ile yıkmadı. Çok uzun süren adım adım gelişen bir ekonomik savaş ile başarıldı. Bu Anadolu kaplanları adı verilen sanayi ve ticaretin belli merkezlerden tüm yurt sahasına yayılarak sermayenin yerel odaklarda da birikmesiyle oluştu. Böylece askeri vesayete yol açan ortam oluşturmak zorlaştı 15 temmuzda da imkansız olduğu görüldü. Türkiyede yaşanan çalkantıların zamanında Avrupa ülkelerinde yaşanmadığını mı sanıyorsunuz. Sömürgelerini kaybeden ingiliz imparatorluğu 70 li yıllarda iflastan döndü gerçekteyse etti ama kurtarıldı. Kim ne söylerse söylesin türkiye de recep Tayyip Erdoğan ile demokrasi daha da güçlendi. Şimdi bunu tekrar geriye çevirip eski vesayet rejimine dönmek için uğraşanlar var.
arap coğrafyasında bin senedir yaşanan şey, kimsenin özel mülkiyet, ifade hürriyeti, gelir adaleti, bireysellik gibi bi kaygısı yok, koyun gibi yaşayıp gidiyorlar. devlet babaları ulufe niyetine her yıl ekmek, şeker, un dağıtır, hiçbiri de gık çıkarmaz.