Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Gaffar Okan, Hrant Dink gibi suikastler... Hrant Dink cinayetinin arka perdesini çözmeye yaklaşmış olan Muhsin Yazıcıoğlu'nun suikastı (kimse demesin helikopter düştü, GPS'e rağmen enkaz 48 saat sonra bulundu, onu da sıradan vatandaşlar (köylüler) buldu. Nedim Şener; imam'ım Ordusu kitabını daha basmadan içeri aldılar çünkü Hrant Dink cinayetinin arka perdesini aralamıştı.
Bizim kendimize olan antidemokratik tavırlamızdan sonra yabancıların yapması çok normal değil mi? kendine saygısı olmayana kimse saygı göstermez. Fransa'dan demokrasi beklerken, onlara demokrasiyi katlettiniz derken şapkayı önümüze koyup önce kendimize bakalım.
Uğur'lar olsun Uğur MUMCU. Tek suçun gerçek bir araştırmacı - gazeteci olmaktı...
katledilişinin üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen hala failleri bulunamayan gazeteci, türk aydını.
katilleri bulunanlar tatmin olmuyor, her 19 ocak'ta yürüyor. ya biz ne yapalım?
hrant dink'in katilleri bulunmasına ve cezaları verilmesine rağmen tatmin olmayanlar, o halde uğur mumcu için bu memleketi yakmamız lazım.
--spoiler--
aklımızdasın
aklımızdasın
uğurlar olsun
diye- diye uğurladık
hak etmemişti
her parçasını
bir yerden topladık
kalemi uğruna feda etmişti canını
ne yazık ki,anlayamadık
çarpıklığın sesi oldu yazıları
koruyun dedi,
bazı canları
ülkesi uğrunaydı,
endişesi feryadı
uğurlar olsun;
diye- diye uğurladık
uğur mumcular canını verdi
biz,
vatan uğruna
canını verenleri koruyamadık
cesur ve yiğit bir gazeteciydi. kendini türkiye'nin tam bağımsızlığına ve toplumsal adalete adamıştı. hunharca katledildi. onun ve onun gibi aydınların katledilmesiyle türkiye geleceğini ve bağımsızlığını kaybetti. amerika'nın büyük ortadoğu projesi'ni uygulamak konusunda önünde hiçbir engel kalmamış oldu. şimdilerde bu olayları çok daha net görmeye başladık. arap baharı denilen demokrasi ile alakası olmayan emperyalizmin şekil değiştirmiş hali olan musibet türkiye'ye sirayet ettiğinde bunu çok daha açık bir şekilde göreceğiz.zaten rick perry'nin son söylediği sözlerle amerika da bunun işaretlerini verdi.amerika türkiye'yi karıştırmak ardından burada düzen kalmadı deyip işgal etmek için fırsat kolladığı artık çok açık bir gerçek.. böyle giderse bir sabah uyandığımızda evimizin önünde üzerin "un" veya "nato" yazan tankları göreceğiz ne yazık ki..:(
biraz uzun ancak okunması gereken 2 tane makale uğur mumcu'ya ait. çünkü kendini 'aydın' diye ilan eden sözde aydınların/ yazarların aslında böyle insanlarla kıyaslandığında bir hiç olduğunu anlayabiliyorsunuz. hem araştıran, hem düşündüren, hem de ileriyi görebilen gerçek aydın ancak ne yazık ki artık aramızda yok! saygıyla, özlemle ve sevgiyle anıyoruz.
Mumcu, “Hukuk fakültesinde okuyup da daha önce imam hatip mezunu olanlara burs veriyorlar. Burs verilen öğrenciler de sınavsız yargıç ve savcı oluyorlar. 2000 yılına doğru baktığımızda, vali ilahiyat fakültesi mezunu, emniyet müdürü islam enstitüsü mezunu, kaymakam imam hatip mezunu olacak” diyordu
Hangi iktidar din sömürüsüne dayanmış, mutlaka yıkılmıştır. CHP iktidarı, ‘49 yılında din derslerini kabul etti. Yıkıldı, kurtaramadı bu ödün. DP, 1957’de Said-i Nursi’nin cüppesini bayrak yaptı. Ne oldu? Yıkıldı. Süleyman Demirel 1960’ların ortasında Nurcuların, tarikatların, Süleymancıların sakallarını okşadı. Ne oldu? Yıkıldı. Hac seferleri düzenleyen ANAP ne oldu, yüzde 20’ye indi. Halka güvenmek gerekiyor. Her kim ki din sömürüsünü kullanır, bir süre yararlı olur belki, ama sonunda mutlaka seçim sandığında yenilgiye uğrar. Halk affetmiyor, din sömürüsünü affetmiyor halk. Bu son derece önemli bir sonuç, olgu ve gerçektir.
Köy Enstitüleri üretim içinde eğitim, eğitim içinde üretim ilkesini benimsemişti ve köy çocuklarını Atatürk devrimlerinin ve Kemalizmin toplumsal yapısını kurmakla görevlendirmişlerdi. Ancak şimdi ne oluyor? Aynı köy çocukları kapanan Köy Enstitüleri yerine imam hatip okullarına gidiyorlar. Gidiyorlar da ne oluyor? 1983 rakamlarına göre Diyanet işleri Başkanlığı’nda 46 bin personel var. Bu 46 bin personelin 23 bini ilkokul mezunu. O zaman bu ilahiyat fakülteleri, islam enstitüleri ne işe yarıyor? Bu imam hatip okulları ne işe yarıyor? Ne işe mi yarıyor? Bunlar imam, hatip olmuyorlar, hukuk fakültelerine gidip yargıç ve savcı oluyorlar. Siyasal bilimler fakültelerine gidip kaymakam oluyorlar. Yapılan bir araştırma, kaymakam yetiştiren bölümlerin öğrencilerinin yüzde 41’inin ilahiyat kökenli olduğunu ortaya koyuyor. Hukuk fakültesinde okuyup da daha önce imam hatip mezunu olanlara burs veriyorlar. Burs verilen öğrenciler de, sınavsız yargıç ve savcı oluyorlar. 2000 yılına doğru baktığımızda, vali ilahiyat fakültesi mezunu, Emniyet müdürü islam enstitüsü mezunu, kaymakam imam hatip mezunu olacak.
Yurttaşın oyuyla bu iktidarı değiştirmek ve devleti tepeden tırnağa ilerici düşüncelerle donatmak, ancak o koşulla Köy Enstitüleri de kurulabilir. Bugün çeşitli siyasal rejimler depremler yaşıyor. Bu depremler düşünceleri, inançları yeniden değiştiriyor. Ama biz şu 21. yüzyıla girerken görüyoruz ki, Türkiye’de bugüne kadar sonuç almış en güçlü örgüt Kuvayı Milliye örgütüdür, Mustafa Kemal ve arkadaşlarıdır. Kuvayı Milliye, toplumun en önemli sivil örgütlenme modelidir. ikincisi 40’lı yıllara rastlayan Köy Enstitüleridir. ikisi de sivil toplumun vazgeçilmez kurumlarıdır. ideolojide Kuvayı Milliye tam bağımsızlık ilkesi, eğitimde Köy Enstitüleri. iki hedef bu
Ya laiklik ya islamcılık
Biliyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devrimi yaptı. italya’dan ceza yasası aldık, Fransa’dan idare hukuku ilkeleri aldık, isviçre’den medeni hukuku aldık, Almanya’dan ceza yargılaması hukukunu aldık. Bir gülmece dergisindeki şu tanım olayları yeterince sergiliyor: Türk vatandaşı tanımı. Diyor ki, “Türk ne demektir? Türk kimdir? Türk vatandaşı isviçre medeni kanununa göre evlenen, italyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri usulüne göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve islam hukukuna göre gömülen kişidir.”
O dönemde böyle yasaların alınması zorunluydu, çünkü toplum bir yol ağzındaydı. Ya Batılı laik sistem, ya şeri hukuk. Mustafa Kemal ve düşün arkadaşları Batılı ve laik sistemi benimsediler. 1928 yılında anayasadan devletin islamcı devlet olduğunu belirten madde kaldırıldı, 1930 yılında da okullardan din dersleri. 1939 yılında da köy okullarından din dersleri kaldırıldı. Bunlar ne için yapıldı? Laiklik için yapıldı. Çünkü, dünyada ya olayları teokratik açıdan göreceksiniz, böyle bir eğitim anlayışınız olacak ya da laik anlayışınız olacak. Karma ekonomi gibi hem islamcı hem laik anlayış olmaz. Ya laiklik ya islamcılık. Eğitim bu. Mustafa Kemal ve düşün arkadaşları, laisizmi benimsediler. Köy Enstitüleri olayını bu süreç içinde değerlendirmek gerekir. Köy Enstitüleri 40’lı yılların başında çıktı, ortalarına ve sonlarına doğru yıkıldı. Niçin? Çünkü Türkiye 40'lı yıllarda da bir yol ayrımındaydı. Dünyada büyük bir savaş yaşanmaktaydı. Nasyonal sosyalist rejimlerle Marksist rejimler ve burjuva demokrasileri arasında, bunların orduları arasında sıcak savaş yaşanıyordu. Türkiye bu sıcak savaşta, bu savaşa katılmama siyaseti gütmekteydi. Bir çeşit duyarlı siyasetle iki tarafın gelişimini de izlemekteydi ve bir denge politikası izliyordu. Cumhurbaşkanı ismet inönü, Köy Enstitülerini destekledi. Köy Enstitüleri fikri bugün önemi daha çok anlaşılan Tonguç Baba’nın çalışma, düşünce ve ideolojisiyle ortaya çıkmıştı. Saffet Arıkan'ın bakanlığı döneminde genel müdürlüğe getirilen Hakkı Tonguç, daha sonra Hasan Ali Yücel’le birlikte çalıştı. Hasan Âli Yücel, bugün bakıyoruz, yeniden değerlendiriyoruz, oğlu Can Yücel’in şiirinde yazdığı gibi “çağın en güzel gözlü maarif müfettişi”, gerçekten bu toplumun özlediği, hümanist ilerici bir aydın.
--spoiler--
"korkma, sev bayağı sözcükleri,
kağıt çiçekleri, taşbasmalarını,
aç bütün pencereleri
ya deniz göreceksin
ya dağlar ya da ova,
korkma sağır duvarlardan
asker çantasından
polis palaskasından,
hergün bir başka yanını vursalar da
eksilmeyeceksin,
kim çalarsa çalsın aç kapını,
korkma,
bu aşkla, bu gülüşle, bu yürekle,
ya sonsuz bir deniz bulacaksın karşında
ya da bir ay en olgun çağında.
haberler: bir yanımızın daha
vurulduğunu söylüyorlar;
bak akıyor, kanıyor her şey,
büyüyor onları boğacak olan kan."
işini iyi yapan, milletini, halkını düşünen, hatta insanlık için çalışan, cesur, yiğit her insan gibi o da bu dünyaya layık görülmemiş ve öldürülmüş aydınımız.
osmanlının duraklamasından itibaren içinde bulunduğumuz durum da bu değil mi zaten? işini iyi yapıyorsan, haksızlığa karşı susmamak adına birilerinin çıkarlarını zedeliyorsan o zaman kellen gider.. lanet olsun böyle düzene, böyle devlete de!
yukarılardan bir yerlerden, -onu ülkesinden, sevdiklerinden koparan; menfaatçi pisliklerin, silahlanmış korkuların asla gidip göremeyeceği bir yerden- eminim bizi izleyip halimize kahroluyordur.
sadece ölüm yıldönümünde hatırlanan bu ülkenin nadide insaalrından birisi. yok profil resmini uğur mumcu resmini koymacalar yok sadece bugün yazılarını paylaşmacalar falan insanlarımız bazen samimi olmakta zorlanıyorlar gibi.
Bugün ofisimin penceresinden dışarı baktığımda Uğur Mumcu anıtının önündeki bir avuç insanı çıplak gözle saymam bir dakikayı anca geçerken aklıma gayri ihtiyari; Ermeni bir düşünce adamının ölümü üzerine birdenbire onbinlerce insan sokaklara düşüp, herkes Ermeni ve Dink oluverirken, hayatını fikir özgürlükleri ve eşitlik uğruna feda etmiş büyük bir düşünce adamı için bir avuç insanın toplanması, bu ülkede esas düşünce ayrılığı yaratan ve yapay bir eşitsizlik düsturunu yaymaya çalışan beyni yıkanmış embesillerin hakimiyet çabalarının ne denli sonuç vermeye başladığını bana hatırlattı.
Ermeni de değilim, Dink te, Türküm ve Atatürkçüyüm.
Mezarında rahat uyu Uğur Abi, her türlü ayrımcılık yaratmak isteyenlere, bölücülere, Allah adını ağzından düşürmeyip kepazeliliğn her türlüsünü yapanlara, kendinin Hrant olduğunun düşündürülmeye çalışıldığı sudan geçmiş embesillere karşı nöbetteyiz.
(söz konusu olan cehalet katledilen düşünce adamlarının savunduğu ve ortak noktada birleştikleri, fikir özgürlüğü, eşitilik düsturlarının destelenmesi değil, benim kızdığım nokta Türkiyede beyinleri yıkanmaya çok açık olan insanların yanlış bilinçlendirilme sonucu fikir ayrılığını bilişsel anlamda terörize etme bağlamında desteklemeleri noktasına gelmeleridir. sokaklara dökülen halk acaba bu diskurları mi savunuyor yoksa desteklediği temelin ne olduğundan tam emin mi değil, bunu da düşünmek lazım)
kendisinin elindeki bazı ortaya çıkmaması gereken dosyalar sebebiyeti ile öldürüldüğü söylenmektedir. muhtemelen yaşasa idi şuan ergenekon soruşturması kapsamında cezaevinde olurdu. bu anlamda suçlu olmasa bile kesin bir içeriyi görürdü.
ahmet taner kışlalı, abdi ipekçi, hrant dink, metin göktepe * vs vs...
hepsi belki aynı şeyi savunmuyordu yada ... pardon yanlış söyledim bu insanlar birbirinin aynısı olan şeyler yazmıyorlardı belki ortak söyledikleri şeyler vardı özgürlük gibi adalet yada demokrasi gibi bu yüzdendir ki bu ülkede aynı dertlerden muzdarip olan farklı görüşlerdeki her kafası çalışan birey gibi herkesin ortak acısı olarak kalacaklar. buna sebep birbirilerinin gözünü oyanlar hrant dink için birlikte yürüdüler yada uğur mumcu yarasına birlikte dem vuruyorlar.
bu anlamda bakıldığında değerleri hiç bir zaman azalmıcak olanlar onlar.