oysa bilemedim kedilerin o kadar masum, o kadar savunmasız olduklarını. nefretim gözlerimi kör etmişti adeta..
sonra bir ışık belirdi gözlerimin önünde..
nurla süslenmiş bir kedi şekliydi sanki.
kulağımda inceden bir ses...
"kedileri sevin" dedi bana.
o an kendime geldim, hemen petshop'a gittim kendime bir kedi aldım, kedime "kendim" ismini verdim.
ben ve kendim mutlu bir hayat sürmek için ilk adımlarımızı atmıştık ki...
ta ki o güne kadardı bu mutlu hayatımız...bir gece ansızın aynı o sokakta gördüğüm kediler gibi davranmaya başladı...ne kadar korktum bilinmez..neyseki ucuz atlatmıştım..
nankör dedikleri kadar varmış. her yemek yediğinde neden bir gözünü sürekli kapatıyor diye düşünmüştüm. bundanmış!
o inceden gelen ses şimdi nerde? nerde ha!
hani sevecektik ya! kahpelik etti kedi aslanım. gel de fısılda tekrar bakalım.
senin için kelimeler hazırladım.
...ve o kediyi bir daha görürsem...
görürsem eğer ne olayım...* hafta sonu geldi çattı...okulda yok, ohh be dedim ne yapsam şimdi..madem kediler nankör insanlar gibi ateistler gibi bende sadık bir şeyler alayım dedim..ama o da kediler gibi olmamalıydı..buldum! o köpekti..gittim aldım..bahçelerde çayırlarda dolaştık..
her şey çok iyi gidiyordu. onunla çok iyi zaman geçiriyorduk. onunla bir elmanın iki yarısı gibiydik. hatta haftada bir tersten ilişkiye bile giriyorduk...
desem bile buna inanmayınız tabii ki, samimiyetimizin yoğunluğunu anlatmak istersen yanlış bir yol seçtiğimin şimdi farkına vardım.
dağlara, bayırlara allah'ım sen vesile et hayırlara...
geceleri kapılarımı kitlemeden uyuyorum artık, o hep nöbette.
içimde garip bir huzur var.
acaba ne var bu köpekte?
kendime bu soruyu sormak için erken oldugunu söyledim. yine bir gün köpeğimle parka oyun oynamaya çıktık. ben bir sopa atıyordum o ise ağzıyla kavrayıp onu bana getiriyordu. çok hoşuma gidiyordu bu. kendime herşeyi unutturacak bir eğlence ve bir dost bulmuştum. bunları aklımdan geçiriyordum. derken köpeğim bana "hadi atsana sopayı" işareti yapıyordu. ben de bu isteği karşılıksız bırakmadım. sopayı fırlattım. ama o da ne... sopa bankta oturan bir bayanın kafasına gelmişti. işte tam bu anda o soru aklıma geldi. "ne vardı bu köpekte?" ya başıma dert açmama sebep olan bir hayvan yada sayesinde önceden hiç görmediğim şu kadınla tanışacaktım ve hayatım değişecekti.
bakınca kafasının kanadığını gördüm.birden pembe ojeli hoş jartiyerli bayan kanlar içinde kaldı yere yığıldı ve ordan geçen bir polis olaya yetişti beni tutukladı. gerçektende hayatım değişmişti.yargılamadan müebbet hapse tıktılar beni. artık tek yol vardı yaşamak için, firar...
içerdeki tek arkadaşım tavuskuşu nuriydi.
Nuri çok efemine biriydi ama çokda harbi bir arkadastı.
çok özel günlerimiz olmuştu nuri ile, hatta hapishaneden firar bile etmeyi unutmuştum.
dedim ya bu köpekte bir şey vardı. sonra köpeğimle birlikte 2 günde aralıksız izlediğim prison break dizisi aklıma gelmişti. köpek hapishane ortamlarını çok iyi öğrenmişti bu dizi sayesinde. boynundaki keseye gardiyanlara bana getirdi. baktım... içinde samsun 216 vardı. uzun zamandır içmiyordum sigara. bu sigara bana herşeyi unutturdu o an. çocuklar gibi sevinmiştim.
nuri beni gizli gizli sigara içerken yakalamıştı. artık nuri benim tanıdığım o efemine ve harbi adam değildi.
artık duştada sabunu elinden düşürmemeye başladığını fark edince "bu nuri artık benim nuri değil" dedim içimden.
o andan sonra artık aklım ve fikrim firar için hazırdı.
fındık sekiz denen çizmeli gardiyan beni huzursuz ediyordu sanki kaçıcağımı biliyor gibiydi.
fakat akşama doğru keseyle oynarken gizli bir bölmesi olduğunu farkettim. meğerse halamın transseksüel kızı nalan(ayhan) yine delikanlılığını yapmış bana eğe göndermişti.