abberline sokaklarda ceylan gibi sekiyor ama çağdaşa ait hiçbirşeye rastlayamıyordu. sinirlendi ve duvara ateş etti. sanki gothic evil çıktı o arada ve 'fransa şaşırma sabrımızı taşırma' diye bağırdı ve kayboldu sesi. o an farketti ki...
yerde bir rayban vardı. kenarları yeşil-kırmızı. bu çağdaşındı. gözlüğü aldığı gibi adli tıp labarotuarına götürdü. cep telefonundan çağdaşı aradı ve sordu bir yandan:'nip tuck nasıldı?'
yaşlı bir adam önce baktığı yere sonra abberline'ye bakarak sırıttı. 'ben napoleonum!' diye bağırıyordu bir yandan da. abberline başını salladı ve laboratuara girdi.
elime 5 milyon liraya isportadan aldiğim tras makinesi aldim. ve saclarimi kazidim bilincsizce...ve o zaman anladim hakikati ben ki dört başi mamur evrende toz tanesi kadar kiymet-i harbiyesi olmayan ben, seytanin ogluymusum...
nasıl da seviyordu, başını omzuma dayayıp saçlarımla oynamayı... ben de ses çıkarmıyordum, ve gözlerimin ucuyla izliyordum, bir yumağın peşinden koşan kedi yavrusu gibi saçlarıma dolanan ellerini. gözleri nedensiz bir noktaya dalıyordu ve gülüyordu öylesine.