aslında leila, albırt ile konuşurken gözleri ve vücuduyla kendinin bile farkına varmadığı davetkar bir tavır sergiliyordu. albırt, bunu sezmişti. o başıboş muhabbetleri esnasında zaman o kadar çabuk geçmişti ki, gemi de akşam yemeği saati gelmişti.
bu arada sementha da kamara ya geldi. arkadaşlarıyla zaman geçirmek için izin istedi albırt'tan. ne de olsa sementha artık çocuk değildi. gençliğe ilk adımlarını atmıştı.
büyük bir telaş başladı. çığlıklar, oradan oraya koşuşturmalar... geminin acıl durum alarmları çalmaya başladı. aman tanrım dedi albırt. bir anda sementha geldi aklına. neredeyldi.
geminin hoparlörlenidnen "dear passengers, attention please, just go on to filikas (filikanın ingilizcesi neydi lan?)" anons etmeye başladılar. albırt, sementha ve leila'yı da yanına alarak geminin filikalarının bulunduğu bordasına doğru koşmaya başladılar. geminin sintinesi su almaya başlamış. pompalar tahliye yapamamaktaydı.
oturttu derken yanlış anlaşılmasındı*. geminin batarken oluşturduğu dalga bütün filikaları alabora etmiş, insanlar denizin yüzeyine yayılmış, çığlıklar birbirine karışmıştı. Albırt, bana bi günyüzü yok mu arkadaş dedi.
ertesi gün güneş doğduğunda uzaklarda küçük bir ada silüeti gördüler. albırt, oraya kadar gidebiliriz dedi. sarışın olan leila, bir iki saatlik güneşten kızarmış tavuk gibi olmuştu. küreğe asıldı albırt, hemen oraya varmalılardı.
ada uzaktan yakın gibi gözükse de onca şişe çekmelerine rağmen hala adaya varamamışlardı. köpekbalıkları adet olmak üzere olan leila nın kokusunu almaya başlamışlardı bile.
yorulmuşlardı ama devam etmeleri gerkmekteydi. güneş tam tepeherine geldiğinde artık iyice zorlanmaya başladılar. bu yorucu ve eziyletli saatlerde açlık da baş göstermişyti ama ama nihayetinde güneş batmaya doğru adanın sığ sahillerine ulaşmışlardı.
albırt, uzun süren dinlenme sonrası kalktığında, lelia'nın üzerinde kum taneleri serpilmiş teni dikkatini çekti. bacaklarının ve ayak bileklerinin üzerine serpilmiş kum taneleri, zaten muhteşem bacaklarını ve ayaklarını eşsiz kılmıştı.
o anda leila, dudaklarını sanki uzun zamandır bu anı bekliyormuşçasına albırt'ın dudaklarıyla buluşturdu. leila, bu an hiç bitmesin istiyordu. albırt'ta tabi.
albırt bir an irkildi ve ensesinde hissettigi o soguk nefes ile ani refleks ile arkasını döndü ve uzun süredir göremedi david ile göz göze geldi. bir müddet david i gözleri ile süzdükten sonra kısık bir ses ile '' kavga niçindi'' diye sordu. david bir an kafasını sag tarafta bulunan piramitli tabloya çevirdi. biraz duraksadı ve tebessümlü bir şekilde '' hatalı sollama'' dedi. albırt elini cebine soktu ve...
albırt olayın en başından beri tuvalete gitmemişti, artık bir ihtiyaç molası vermesi gerekiyordu. en yakındaki tuvaleti cebindeki internet paketi yüklenmiş telefonundan aramaya başladı... ucundaydı daha fazla dayanacak gücü de kalmamıştı...