Aklı başka bir şeye çalışmayan uçanhalı başına geleni çekiyordu. Boşa kürek çekiyordu.. Gitti ve tövbe etti. Anlamlı bir hayat yaşamak onun da hakkıydı.
..dışarda yağmur vardı, akşamüstü güvercinleri, ak yelelerini kadıköy rıhtımında ıslatmış, bahariye'nin arnavut kaldırımlarında birkaç yağmur parçası, raks eylemekteydi, sonra büyük bir yanlışa düştüğünü anlayıp tekrar osbire döndü (konunun gereksiz yere sürekli osbire bağlanması)
.....
Sonra Tanrıça afrodit bizimkine bir lutufta bulundu ve ona verdi. Doğan çocuk ejderdoğandı ve ona artık "dovakhin" denecekti. Kahramanımız ise çiftleşme sırasında dayanamadı ve telef oldu. Bizimki tam "noluyooh aminyum? Mitoloji nerden çıktı lan!" derken geberip gitti. Hikaye artık yarı tanrı yarı insan melezle devam edecekti.
köşeyi dönerken bir adam tuttu kolundan. torbacıydı kendisi. asık yüzlü ve sürekli geviş getiriyordu ağzındaki sakızıyla. derken 2 şeker aldı eline ve uzattı attı ağzına. patlamaya hazırdı.
salonun tam ortasındaki sehpada bir paket vardı. sehpaya seğirtti, paketi açtı.paketin içinden değerler eğitimi kitapçığı
çıktı. salonun ortasında elinde kitapçıkla uzun bir müddet durdu. çocukken bu kitabı çok severdi, kendi kendine güldü ve kitabı sehpaya fırlattı.
ölülerin bedeninden ayrılan ruhlar dünyanın merkezine bir yolculuk başlatmıştı.içlerinden biri acıktığını hissetti. diğeri ona boş gözlerle baktı ve dedi sen öldün artık yemek yiyemeyeceksin. acıkan ruh başını önüne eğdi ve yürüdü.deprem olduğu sırada ölenler adanadaydı. lezzetli kebap yedi karnı tok olan öldü.aç olan tam yiyecekti ki başına ocak başının sobası düşüp orada can vermişti.
emniyetteki herkesi zaman abonesi yapmışlardı. her hafta perşembe günü sohbet vardı pilavlı. bu hafta çok feyzli bayram abi gelecekti. herkeste bir heyecan vardı.