pencereden sokağa baktı acaba sadece benim evde mi elektrik yok diye. insandı nihayetinde sacma sapan hareketleri onun da olacaktı. Elektrik dagıtım sirketinin ona bir garezi olup olmadığını düsünmüstü bi anlık da olsa.
kendi kendine konusurken elektriğin geldiğini farketti. Oysa karanlık güzeldi. Tüm kusurları, yanlıslıkları, hataları örten karanlık ona kendini iyi hissettiriyordu.
izlediği programda 70lik dede 23 yaşında ki çıtır hatunu parası sayesinde ikna etmişti. 70lik ihtiyarın fermuarının hizasında dikine çıkıntı yaptığını görünce adamın malını diklediğini anladı ve o an kendinden utandı. kaç gündür tık yoktu. bir aksiyon, heyecan lazımdı ama ne?
daha sonra televizyonun alt bölümünü kaplayan izdivaç programının telefon numarasını gördü.
evet aramalıydı. ve numarayı tuşladı...
lakin numara sürekli mesgul calıyordu. Tekrar tekrar denedi ama olmadı düşmüyordu numara. Bir an duraksadı bu kadar aciz olamazdı. Aniden kapıldığı saçma fikirden vazgecti ve telefonu kapattı. Kendine gel albırt diyordu ona iç sesi. Kendine gel albırt.
sacmalama albırt dedı o senın nıkahlı karın. Alelade yatagına gıren bır fahıse degıl dedi kendi kendine.
Markete uğradı. Kahvaltılık birseyler alıp evin yolunu tuttu. Karısına bir pazar sürprizi yapacagı için, içi içine sığmıyordu.
albırt geri döndüğünde cenifır'ı kanlar içinde yerde gördü.
cenifır son nefesini verirken kısık bir sesle:
-piston aşağı indi dedi. ve orada ruhunu teslim etti.
aydemir emmi hayatında böyle sıçmık anı duymamıştı.Ve ciddi olarak paramı ver vizigot kafalı deyip ortamı bir anda germişti. Buna şaşıran albırt tamam emmi al paranı sonra siktir git. Ve daha benimle konuşma tiç.
albirt bir anda haydari kapip aydemir emmi ve canitinin. kafasina gecirdi. kosmaya basladi ancak farketti ki uzerinde jartiyer var... yagmurdan kacarken doluya tutulabilirdi.
Ama hayır, aydemir emminin peşinden geldiğini farketti ve usulca merduvenlerin altına saklanmaya çalıştı. Olumsuzdu. Aydemir abi onu çok fena köseye kıstırmıştı, şímdi olacaklar...
albırt'ın aklına birden cenifır geldi. peki ya cenifır neredeydi? yoksa aydemir emmi onu becermiş miydi?
tüm bu sorular aklını kurcalarken aydemir albırt'ı buldu ancak albırt çok seri bir biçimde aydemir'den sıyrılmayı başarmış ve merdivenleri 3'er 5'er çıkarak mor çatı'nın çatısına çıkmıştı. albırt çatıya çıktığında ise inanılmaz bir mantık hatasıyla karşı karşıya gelmişti. mor çatı'nın çatısı mor değildi.
bunun üzerine albırt bu ibretlik tespite dayanamayıp kendisini aşağıya attı. o sırada yürüyüşe çıkan cenifır onu fark ettiği anda çığlıklar atmaya başladı. cenifır'ın üstüne düşen albırt, onun büyük ve yumuşak göğüslerinde bir top misali yumuşayarak sekti. karşı duvara çarpan albırt ne olduğunu şaşırarak, şaşkın bir halde etrafına bakındı. koşarak uzaklaşan cenifır'ı gören albırt "ulan gülsem mi? ağlasam mı?" sözleriyle olayı benimseye çalışıyordu. hemen içeri girerek o büyük, deri koltuğuna oturdu ve bir pro yaktı. "yeter ulan herkes cenifır'a cenifır bana" diyerek fırladı birden koltuğundan. kendisi o karanlık ormana, cenifır'ın izini kaybettirdiği ormana attı.
otobüsün içi sardalya gibi dizelenmiş insanlarla doluydu. şoför aniden el frenini çekti ve tokyo drift ruhunun hırsıyla çift salto atarak tekrar istikamet yönüne döndü. ayağa kalkarak ilerlemezseniz şurdan şuraya gitmem dedi. otobüsün sınırsız yolcu kapasitesi olduğunu düşünmekteydi belkide. homurtuların arasından bir ses full akbilin gücü adına bsg diye haykırdı. şoför el frenini usulca indirip yoluna devam ederken albırt tutunacak bir tutacak arıyordu. üstelik elindeki tutunamayanlar kitabıyla.
yolculuk devam ediyordu. kırmızı ışıkta durdu. ve motor kısmından bir ses geldi. şöför, hemen yanındaki mor yelekli teyzeyle bir süre bakıştıktan sonra ''istop, aşağı'' dedi. yolcular büyük bir panik içerisinde otobüsü boşaltmaya çalışıyorlardı ve albırt o anda...