nüfusu 80 milyona dayanmış ülke. acıların ülkesi. bir ülke düşünün ; ki vatandaşı onu muz cumhuriyeti olarak adlandırsın. sınavları şifreli , ligleri şikeli , yöneticileri rüşvetçi olsun. bir halk düşünün ki allah diyene domalsın. rüşvet alana hakkını (!) helal etsin. şike yaptığını kabul etmeyen bir tek isviçre mahkemeleri kalmasına rağmen başkanı havaalanlarında karşılasın. bir organizasyon düşünün ki izmir takımlarını lige almamak için binbir takla atılsın. ama bakanların memleketinin takımları çıksın o lige. işte böyle bir ülke.
nüfüsun yüzde 95 i sözde müslüman olan ülkedir, kaç yıldır düzenli camiye giderim kandil geceleri ve cuma namazları hariç camileri hiç tıklık tıklım görmedim ama sokakta kısacık etekle gezen sözde müslüman bir sürü kadın gördüm.
allah tan torpilli memleket.
her devirde temellerine dinamit koyanlar var lakin hala dimdik ayakta ve yavaşta olsa ilerliyor.
bir de koşturan bir ekip gelse uzaya çıkar o derece de potansiyele sahip.
Türkiye; Ne yazık ki, proleter ile burjuvazinin arasında büyük ve ihtişamlı dağların olduğu ülkedir. Bir yandan Proleter başını suyun üzerinde tutabilecek kadar maaş alarak umutlarını yıkıp giderken, bir yandan da Burjuvazi kazandığı paraları sayarak mutlu hayatına devam etmektedir. Nice insanlar var! 14 saat boyunca çalışıp yarınını düşünemeyen.. Nice insanlar var! işi uğruna bedeninden bir parçayı kaybeden..
Bir umuttur yaşamak, yılma yıkılma Proleter! güzel günler göreceğiz güneşli günler...
doğulabilecek en kötü ülkelerden birisi . ne iyiyi tam olarak yaşayabilirsiniz ne kötüyü tam olarak yaşayabilirsiniz . ömrünüz boyunca bir topal gibi, bir saralı gibi sendeler durursunuz .
bir ülke düşünün banka müdürünün evinden ayakkabı kutusu içinde 4. 5 milyon dolar para çıksın bakanların adları ve oğulları ünlü iş adamlarının adları ve de başbakanın oğlunun adı yolsuzluk ve rüşvette anılsın sonra bu ülkede operasyonları başlatan savcıların yerleri değiştirilsin polislerin yerleri değiştirilsin ve yolsuzlukta adı geçenler yavaştan aklanmaya başlasın. bir de başabakan düşünün faiz lobisi, kaos lobisi hatta patates lobisi uydursun. ülkenin en gergin olduğu zamanlarda başörtülü bacıma şiddet uygulandı, camide içki içildi yalanlarını savurup birde kendine oy veren kesimi belirtip %50 evlerde zor tutuyoruz desin. bunların hepsi hikaye gibi ama işte hepsi güzel ülkemiz türkiye cumhuriyeti içinde gerçekleşen olaylar.
her ne kadar umutların azaldığı, karanlığın çöktüğü orta çağ vari bir yönetim ve anlayışa sahip insan pazarı haline gelmiş gibi görünse de bunlar da atlatılacak. değişim kaçınılmazdır, filmin sonunda yine iyiler kazanacak. *
her daim sövülen, her daim sevilen, gözleri güzel kadınlar kadar bağlılık yapan, uğruna ölünmek isteyen, hep değer verilen, yeri geldiğinde ona sahip olmak için milyonlarca insanın ölümünü göze aldırtabilen coğrafyadır. dünyanın en önemli iki organı arasında ki bağdır. şeytanın, bir zamanlar avrupa ülkelerine oynadığı oyundur.
koca bir pasta var. herkesin derdi tek 'en büyük dilim bana kalsın'
iktidarı inatla 'hayır yememin önünü tıkyamazsınız' diyor, cemaati bir yandan 11 senelik can yoldaşı iktidara 'ben yemezsem sana da yok' diye kendini yırtıyor, ortaya saçabildiği kadar pislik saçıyor. muhalefeti diğer taraftan 'siz çok yediniz hadi sıra bizde' diye emziği alınmış bebek gibi ciyaklıyor.
ulan biri de şu ülke için faydalı ne yapabilirizin peşinde değil amk.
a parti, z parti, g cemaat bunlar hikaye. mesele direkt bizimle, o koltuklara talip olan ve olacak vatandaşlarla ilgili arkadaş. en alt kademesinden tut cumhurbaşkanına kadar her dönemde herkes için geçerli bu. son 10 sene ile sınırlı değil.
bireysel bazda toplumun geneli ne zaman devleti sağılacak inek olarak görmez o zaman ilerisi için bir nebze ümitkar olabiliriz açıkçası.