bazı insanlar için çok ama çok özel bir kitaptır. ilk başlarda popüler olmasına sevinmiştim ama insanların bu kitabı günlük bayat esprilerine malzeme yapması beni çok üzdü. oysa ki bu kitap bir destandır. tutunamayan, ezilen, kendini güçsüz hisseden, korkuları olan, dünyanın pisliğini anlamış insanların destanıdır.
ayrıca bu kitabı anlamak için dostoyevski, kafka, camus, yusuf atılgan gibi isimlerin eserlerini okumak lazım. dahası varoluşçu felsefenin ne olduğunu bilmek lazım.
bir de vatan denen şey vardı ki, çok iyi korunması gerekiyordu. bizler, her sabah hep bir ağızdan onu özümüzden çok sevdiğimizi, ant denilen bir şey içerek haykırıyorduk.
dünya tefekkür tarihine "durbakalımhelecilik" geçmezse babama yapılmış en büyük hakaret olacaktır bu.
"çünkü öğrenmiştim en çok bağıranın en iyi şiir okumuş sayıldığını ve öğretmenin bu zayıf tarafını keşfeden tek akıllı öğrenciydim."
"Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi, boş yere mağaramdan çıkarma beni... alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna..." Oğuz Atay *
okunması sabır gerektiren kitaptır. kitap boyunca turgut un iç konuşmaları bayıp durur. 1 cümle ile anlatılacak şeyi 5 cümle ile anlatan ifadeler, iki kişi konuşurken her diyaloğa giren iç konuşmalar, kimin tarafından söylendiği,iç mi sesli konuşma mı olduğu anlaşılmayan diyaloglarla dolu karışık bir metin bu kitap. büyütmeye gerek yok.
Oğuz Atay'ın güzel bir kitabıdır. Fakat kitabın tuhaf yönleri de vardır.51. basımın kapağında yazarın tek gözlü bir resmi ve kitabın yayınevi olan iletişim yayınevinin logosunda güneş ve göz sembollerinin bulunması düşündürücüdür.
bir insanın sevdiği bir eserden alıntı yapması kadar doğal bir durum yoktur. adam kitabı ya da kitabın ihtiva ettiğini okumuş, sevmiş. elbette bunu paylaşmak ister.
bu yönden oğuz atay' ın bu unutulmaz eseri hakkında ergen merakı yorumunu yapmak tuhaf ve yanlıştır.
tutunamayanlar. tutunanlar.
hangisi gerçek,
hala muamma.
tekerlemedir hani,
dil üstünde kaydırmaca.
tutunamayanlar sek sek oyunu sanki,
birler üçler beşler.
kelimeler birer birer
tutunamayanların garında
sisler bulvarında,
gece yalnızlığı
gündüz mutsuzluğu.
bir aşk ki
tutabilene aşk olsun.
olric
susma ne olursun.
içinde atay'ın değindiği öyle bir şey var ki, çok doğru, çok gerçek...yeri geldiğinde, tekrarlarım ve ardından rahmetle anarım oğuz atay'ı. sanki erken gideceğini bilmiş de bu satırları eklemiş, ömründen uzun kitabına.
işte o satırlar:
--spoiler--
''Beni anlamalısın. Çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum...''
--spoiler--
bunu okuyacağınıza iki yasin okuyun iki tefsir okuyun bari bir şeye yarasın. gidiyorsunuz böyle böyle şeyleri okuyorsunuz sonra cari açık niye çok açık. yok efendim ihracatın ithalatı karşılama oranı niye bu kadar düşük ya bırakın ya...
--spoiler--
oysa, yüzünüze bakar bakmaz, gözlerinizin ifadesinden, size eziyet etmenin onlar için faydalı olacağını görüyorlar.
ne kadar gözlerinizi kaçırmaya çalışsanız fayda vermiyor, daha beter oluyor.
sizi ölü sanmaları gerekiyor önce; bizden bu dünya için ümitlerini kesmeleri gerekiyor.
bir ölüyü konuşturamayacaklarını bilirler ve vazgeçerler işkenceden.
haksızlığın insan ruhunu nasıl yıprattığını biliyorlar ve bunun için ısrar ediyorlar.
herkesin başına bir sorgu yargıcı dikiyorlar: neden bu sözü söylediniz?
neden mi? öyle istedi canım.
olmaz. bir sebep bulmalısınız.
mantık denen bir zehir aşılamışlar.
nedenini bulmak sorumluluğunu duyuyorsunuz.
canın cehenneme, diyemiyorsunuz.
hürriyet, gerçek hürriyet kalkıyor ortadan.
--spoiler--
her gencin okuması gereken kült bir kitaptır. insanın sorgulama, düşünme, analiz etme vb. yeteneklerini geliştiriyor ve insanın içindeki isyanı bir nebzede olsa gün ışığına çıkarıyor. ardından da aylak adam okunduğunda çok fena kafa yapıyor. benden söylemesi...
1970 li yıllarda okudum ilk çıktığında.
bir evde tutunmaya çalışıyordum firari.
kulağım kirişte, gözüm kitapta.
selim daha hayatta
turgut henüz hayta
o günler o kadar çoktular ki,
oğuz boşuna yazmadı
yedi yüz küsur sayfayı.
hiç bir yazar konuşmadı kendisiyle
olric kadar sevdalı.
kitabın realizmi
türkiye hadisesi
o zamanları yaşasaydınız
erken keşfederdiniz
atayı.