inat etmiştim ilk başladğığımda."bu kitap bitecek" dedim.aradan geçen 6 gün sonunda iyiki de o basit inada kanmışım diyorum. kitabın içinde oradan oraya sürükleniyor insan. bazen tutgut'a üzülür, bazen selim'e kızar hatta olriç'le bile konuşur hale geliyorsun farketmeden.üniversitede sayın hocalar bu kitabı tavsiye ettiğinde okumamıştık, burun kıvırmıştık. yok içinde böyle bir anlatım metodu varmış, yok şöyle bir yenilik yapmış derken bugün hemşerim olan oğuz atay'a saygılarımı sunuyorum.
ilk okuduğumda üniversiteye yeni başlamıştım kaldığım yurtta ranzanın üst katında kahkahalarla okumuştum, ne komikti şu oğuz atay... bitirdiğimde aklımda selim ışık diye bir adam vardı sadece. etkilenmiştim yine de. sonra aradan yıllar geçti. tekrar aldım elime tutunamayanları. okuduğum her cümlede o yıllar önce gülen çocuğun haline üzüldüm. sonra burada bu kadar gülünecek ne vardı acaba diye düşündüm. hayır, acıdan başka bir şey yoktu bu kitapta, ağlamakla gülmek arasında insanı çelişkiye düşürüp acıya yuvarlayan bir kitaptı tutunamayanlar. yalnızlığın boşluğunda oğuz atay'ın yankısıydı. şimdi mi, evet korkuyorum tekrar okumaya...
yıllardır kitaplığımda, sosyal medyadan takip ettiğim yorumlar yüzünden okuyamadığım oğuz atay kitabıdır..kendini anlamış sanan ayrı saçmalar bu kitap hakkında, anlayamadığını söyleyen de bambaşka şizoya bağlar yorumlamalarında..keşke kimse yorumlamayaydı da ilk aldığımda okuyaydım amk..napcaamı bilemedim len sizin yüzünüzden.*
işin ilginç yanı, okuduğum kitaplarda romanlarda sürekli atıfta bulunulan bir kitaptır da bu ve içinde geçen karakterler ama bendeki de nasıl bir inatsa artık, senelerdir bakışıp dururuz karşılıklı.daha da ilginç bi yön var bu durumda..hani artık böyle yatmadan önce göz göze geldiğimizde ne ayaksın olm sen diyesim geliyo ama "yıllardır otu boku okuycaana beni okuyaydın ya mal adam" diyecekmiş gibi geliyo artık tırsıyorum, o derece inadız birbirimize..du bakali...
hakkında bu kadar entry girilince bi tutunamadınız amına koyim diyesim geldiği eserdir. şaka bir yana (he amk çok komik) gayet de başarı elde etmiş bir kitaptır. bu tür kitaplarla milletin eğilimli olduğu noktaları belirlemek de mümkündür.
Oğuz Atay'ın başyapıtıdır. Son zamanlarda Olric karakteri sosyal medyada bir hayli söz edilmektedir.
Korkuyoruz. düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. insan olmaktan korkuyoruz. insana benzetirsek, onlara acımaktan korkuyoruz. işin içine bir kere acıma girerse, ondan bir daha kurtulamamaktan korkuyoruz. (sayfa 453)
şu zamana kadar okuduğum ve hemen hemen her sayfasında kendimi bulduğum zeka pırıltuılıyla dolu cümlelerle bezenmiş büyük yazar oğuz atay ın türk edebiyatındaki sayılı başyapıtlardandır.
keşke finalde sorulacak kitap olması nedeniyle değilde, daha erkenden kendi isteğimle okusaymışım dediğim bir oğuz atay eseri. farkli bir uslüp kullanılmış. gerçekten okumaya değer.
anlatınca olmaz. yaşamak diye bir problem yoktu bizim için. böyle bir problem
çözmedi asistanlar tatbikatlarda. sonunda hepimizi kurt
kaptı tabii. i̇nsan taklidi yaptığımız için, kurtlar bizi adam
sandı. dünyanın hiçbir yerinde böyle bir rezalet görülmemiştir.
az gelişmiş aşklar ülkesi olarak dünya milletleri arasında
ön sıraları işgal ediyoruz. birleşmiş milletler istatistiklerine
göre ancak nijerya ve gana bizden daha az gelişmiş.
âşık olma oranı yüz binde kırk iki. beş yıllık plan yüzde
yüz gerçekleştiği takdirde bu oran bin dokuz yüz seksende
yüz binde seksen altı olacak. gene yeterli değil. planlama
örgütünde herkes evli olduğu için, meselenin üzerinde
çok durmuyorlar. beş yıllık planın uygulanmasına geçeli
bizim sınıftan yalnız güner âşık oldu: o da bir bar artistine.
cinsi aşk olduğu için sayılmadı. aşkta geriyiz de başka şey-
lerde ileri miyiz sanki? yalnız trafik kazalarında birinciyiz.
buyrun bakalım. binde dört onda iki. gururumuza dokunuyor.
selim kadar olamıyoruz. ayrıca, büyük şehirlerde
bir bakıma yüksek görünen bu oran, köylere doğru gittikçe
azalıyor. milli gelirin dağılımı gibi. aşk sağlığı enstitüsünün
bültenine göre, bir yıl içinde sadece on iki bin yedi yüz on
altı muhallebicide buluşma, yedi bin sekiz durakta buluşma
(bunun bin sekiz yüz yirmi beşi gerçekleşmemiş), bin dört
yüz altmış iki çeşitli açık yer gezintisi (parklar, kırlar, adalar
v.s.) ve yalnız altı yüz on iki sinema locası olayı tespit
edilmiş. buna gizli aşkları da ekleyin (bültende selimin
adına rastlanmadığı için, bunu gizli aşk olayları arasında
düşünebiliriz.) gizli aşk sayısının da, ihtimal hesaplarına
göre dört bin altı yüz kadar olduğu tahmin ediliyor. emniyet
genel müdürlüğünün tespit ettiğine göre de (yuvarlak
olarak) yüz yirmi altı bin sekiz yüz bakıp da iç geçirme,
kırk dört bin otobüs ya da dolmuşta hafifçe temas, dört bin
iki yüz peşinden gidip de vazgeçme, sekiz yüz elli eve kadar
izleme ve on beş bin yedi yüz uzaktan âşık olma ve sadece
(bu sayı kesin) sekiz yüz on dört ümitsiz aşk olayı
kaydedilmiş. bu arada, park bekçileri, seksen iki bin kadar
çifti düdük çalarak, tabanca çekerek ve benzeri tehditlerle
korkutmuş. parklar, bahçeler ve kırlar genel müdürlüğüne
göre de, altmış bin papatya sevgi falı için koparılmış ve
âşıkların üzerinde uzandığı yirmi sekiz bin metrekarelik bir
sahanın çimleri ezilmiş. tahmini zarar, yarım milyon lira
civarında. uzun sözün kısası, nefes alışın bile izleniyor selim.
bana kitap kurdu, boş hayaller kumkuması, hayatın cılız
gölgesi gibi sıfatlar yakıştırılabilir. şövalye romanları okuya
okuya kendini şövalye sanan don kişota benzetebilirsiniz
beni. yalnız onunla bir fark var aramda: ben kendimi don
kişot sanıyorum.
kitaplardan, yaşantılarım için yararlanamadığımı ve
kendimi bir biçime sokamadığımı da yüzüme vurabilirsiniz.
ne yapabilirim? kitap okumakla, manavın beni aldatmasına
engel olamıyorum bir türlü. manava inanmadığım
halde beni aldatıyor namussuz. ya inandığım dostalarımın
beni aldatmasını önlemek: büsbütün imkânsız bu. dostlarım
alay ediyor benimle. bu çocuğun sonu ne olacak, diyorlar.
hiç olmazsa kitaplardan kitaplar çıkarmalıymışım
bunu da yapamıyorum, yazamıyorum. kitapları, işimde
kullanılacak bir mal gibi göremiyorum: kapılıyorum onlara.
belki kitaplar da onlara karşı gösterdiğim aşırı ciddiyetimle
alay ediyordur. biliyorum, kitaplar da beni adamdan saymıyorlar.
fahişelerin, onlara barlarda para yediren tüccarları
küçümsemesi gibi hor görüyorlar beni.
bütün bunları düşündükçe daha da tersleşiyorum, kendime
daha çok zararım dokunuyor; benimle alay edenlerin
gözünde daha da küçülüyorum. duvarlar duvarlar var çevremde.
halsiz kalıncaya kadar başımı vuruyorum onlara.