tutunamayanlar

entry766 galeri20 ses1
    441.
  1. hala okuyamadım hala. okuyan nasıl okuyor diye sorup duruyorum kendime şuan.
    0 ...
  2. 440.
  3. oğuz atay eseri. Okuamadım henüz ama o da olacak.
    0 ...
  4. 439.
  5. Oğuz atay'in kitabıdır oldukça kalındır yer yer altıni çizeceğimız ilgi çeker sözler vardir kitabın içinde.
    0 ...
  6. 438.
  7. "şarkısı yarıda kaldı, aklı da karıda kaldı, sebep olanların gözü kör olsun. "
    0 ...
  8. 437.
  9. bir türlü okuyamadığım kitap.
    0 ...
  10. 436.
  11. genellikle tutunabilenlerin okuduğu kitap.
    2 ...
  12. 435.
  13. hakan günday'ın "az" romanında, karakterlerden biri olan derda'nın başucu kitabı.
    1 ...
  14. 434.
  15. iki yıldır okumaya çalıştığım kitap.
    100'cü sayfaya falan yaklaştım, yaklaşık 5 kere falan en baştan başladım. ya ben çok salağım ne oluyor anlamıyorum, yada diğer insanlar gerçekten kıvrak zekalı.
    0 ...
  16. 433.
  17. --spoiler--
    "selimin içgüdüleri iyi gelişmemişti. çıkarını pek bilmezdi. oysa... çıkarını düşünmeyenler unutulacaklardır. her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler, bunda başarıya ulaşacaklardır. kimse onların varlığıyla tedirgin olmayacakır. bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. gazatedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır. hayattan bir çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır. ölüm bile onların adlarını duyurmaya yetmeyecektir. herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını ot bürüyecektir. mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasına sıkışıp kaybolacaktır. cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir. ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır. gene de garsona bahşiş bırakmak zorunda kalacaklardır. hayattan çıkarı olmayanların hayatı, çıkmaza sürüklenecektir. kendini beğenmişliğin cezasını daha bu dünyadan çekmeye başlayacaklardır. sıkıntılarını kimseyle paylaşmayı bilmedikleri için, yalnız başına ıstırap çekeceklerdir. duygu alışverişinden nasipleri olmayacaktır. duygusuz, hareketsiz, tatsız bir hayat yaşadıkları sanılacaktır. ıstırapları, ne yüzlerindeki çizgilerden, ne de saçlarının beyazlaşmasından anlaşılacaktır. çektikleri acılarla, yüzlerinin buruşmasına, saçlarının beyazlaşmasına izin verilmeyecektir. güldükleri zaman sevinçli, ağladıkları zaman kederli oldukları sanılacaktır. hayattan çıkarları olmadığı da asla kabul edilmeyecektir. böye bir yanlışlığa düşülmeyecektir. aslında, hayattan çıkarları olduğu ispat edilecektir; çıkarlarını korumak için canları çıktığı halde, bunu beceremedikleri için çıkarlarıyokmuşdabirşeybeklemiyormuşcasınagillerden göründükleri yüzlerine vurulacaktır. onlarda bu saldırılara bir karşılık bulamayacaklardır. kendilerini yokladıkları zaman, bütün ileri sürülenlerin gerçek olduğunu, hayatlarını boş yere harcadıklarını, ne yazık ki artık çok geç kaldıklarını onlar da açık ve seçik olarak göreceklerdir. işte o anda dahi, delice bir harekette bulunmalarına, anlamsız bir hayatı anlamlı bir şekilde bitirmelerine göz yumulmayacaktır. kendilerini öldüremeyeceklerdir. onlara anlatılacaktır ki, böyle bir davranış bütün yaşantılarıyla çelişki içindedir, gerçekle bir ilgisi yoktur: kendilerini öldürürlerse, onlar hakkında varılan isabetli yargıları çürütmek için gene boş bir çaba göstermiş olurlar. bu hiçbir şeyi değiştirmez. onlar, bu rezilliğe de katlanarak sürünmeye devam edeceklerdir. hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır? hayattan çıkarı olmamak, hem tanrının hem insanların gözünde affedilmez bir suçtur, gelişip yayılmaması için her türlü tedbir alınacaktır. bütün tarih, bütün iktisat, bütün sosyoloji, bütün psikoloji, kısacası bütün lojiler, hayatın çıkarcılığa dayandığını göstermek için yırtınacaklardır, yırtınmalıdırlar. "ben çıkarıma bakarım" diyeceksiniz, bunun için "babamı bile tanımam" diyeceksiniz. kimseyi tanımayacaksınız; hele hayattan çıkarı olmayanları hiç!"
    --spoiler--
    0 ...
  18. 432.
  19. itiraf ediyorum bende bitiremedim. kafam karıştı bir yerden sonra. ama bu kitabı her harfine kadar anlama isteği başka hiç bir kitaba karşı bende oluşmadı.
    0 ...
  20. 431.
  21. bu kitabı okuyup bitirebilmiş bir kızla tanışmak için nelerimi vermezdim.

    tanım: genelde bitirilemeyen ve adının "bitiremeyenler" diye değiştirilmesi gereken kitap.
    3 ...
  22. 430.
  23. \"aferin oğlum hamlet sen bu yolda devam et.\"
    0 ...
  24. 429.
  25. türk romanının aldığı en keskin viraj olarak nitelendirilebilir olan kitap. oguz atay ın hastalığının son safhalarındayken kaleme aldığı eserdir. her yaştan her insanın kendinden kesitler bulabileceği psikolojik çözümlemelere sahiptir. dili ağır ve yorucudur. laf kalabalığı coktur ancak mutlaka en az iki defa okunmalıdır.
    1 ...
  26. 428.
  27. Okumayan kekolar ve kezbanlar bile sanal alemde 'söylesene olric' diye baslıyor ya işte o ara beynime kan sıcratan kitap.
    7 ...
  28. 427.
  29. --spoiler--
    bat dünya bat. bu gidişle her mahalleden bir dostoyevski çıkacak. dünya piyasalarında dostoyevski'nin değeri düşecek
    --spoiler--
    2 ...
  30. 426.
  31. --spoiler--
    nasıl yaşadım on yıl bu evde?... bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? ben ne yaptım, kimse de uyarmadı beni. işte sonunda anlamsız biri oldum... işte sonum geldi... kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.
    --spoiler--

    okunmak isteyip bir türlü fırsat bulunamayan, fakat okunduktan sonra insana bir çok şey kazandıran kitap.
    3 ...
  32. 425.
  33. -çok çeşitli bıçak koleksiyonum var Olric.
    -nerede efendimiz?
    -sırtımda Olric, sırtımda...
    2 ...
  34. 424.
  35. evimde durmakta olan lakin henüz okuma sıramın gelmediği kitap.
    0 ...
  36. 423.
  37. 422.
  38. Dün ıkinci kez bitirdiğim oğuz atay şaheseri. Ilk okumamda oğuz atay eseri diyordum. ikinci okumamda şaheseri diyorum. Satır aralarını görmek hususunda birkaç kere okumanın önemli olduğunu düşünüyorum.
    1 ...
  39. 421.
  40. insanların içinde bulunduğu toplumda yalnızlığını ancak bu roman o kadar müthiş anlattı şimdiye kadar belkide bu romanı diğer romanlardan ayıran en ince noktada işte bu detaydır.okuyunca varolmanın ,sıkıntısı öyle bir hissedersiniz ki bu, kitapta bitince kendinizi bir uçurum kenarında bulabilirsiniz...
    1 ...
  41. 420.
  42. Tehlike oyunlar'dan sonra okunursa sıkıcı gelebilecek roman.
    1 ...
  43. 419.
  44. --spoiler--
    "kötü hatıralar insanın aklından kelime olarak çıksalar bile görüntü olarak kalırlar."
    (...)
    "ben yaşarken bu yazdıklarımı bilmene dayanamazdım. gene de fazla üzülme. edebiyat hevesi olarak kabul et, gerçek sayma bunları. mustarip bir ruhun çırpınmalarını ifade etmekten çok okuyucuların duygularını kötüye kullanmak isteyen acemi bir yazarın karalamaları dersin. "
    --spoiler--
    2 ...
  45. 418.
  46. Türk edebiyatı'nın en sıradışı romanıdır. Bilinç akışı, iç monolog gibi tekniklerin belirgin örneklerini barındırır.

    Roman üç bölümden oluşur;
    insanları ezen, yozlaştıran toplumsal düzen ve toplumun sahte değerleriyle uyuşamayarak sanata sığınan selim'in ışık'ın intiharla sonuçlanan hayatı birinci bölümü; selim'in hayatını ve intiharını araştıran ve onun etkisiyle bir kişilik değişimine uğrayarak hayatı değişen turgut özben'in ruhsal dünyası ıkinci bölümü; bütün bu olayların yayılması ve kitap haline gelmesiyle ilgili gelişmeler de üçüncü bölümü oluşturur.

    Romanın anlaşılmaz bir dokuya sahip olduğu konusuna katılıyorum ama bu, romana küfretmek için bir sebep olamaz.
    Kitabı Anlayan takdir ediyor anlamayan ya küfrediyor ya da embesil mizah anlayışına malzeme çıkartıyor.
    (bkz: olric)
    0 ...
  47. 417.
  48. --spoiler--
    dört kere okumaya başlayıp üçünde yarım bıraktığım tuğla gibi kitaptır. şu günlerde dördüncü kere okumaya başladım ve nihayet 300. sayfaya kadar geldim. Kitabın o kadar methini duydum ki beklentim çok üst düzeydeydi. Şu ana kadar beklentimi karşılayamadı fakat kitabın sonunda bu görüşümün değişeceğine muhakkak gözüyle bakıyorum.

    kitaba gelirsek şuan okuduğum bölüme kadar diyebilirim ki turgut özben, selim ışıktan daha sorunlu bi insan gibi. Özellikle pavyondan geneleve gitmeye karar verilen sahneyi anlatırken bi anda yaptığı iç konuşma, insanı vurur, derin düşüncelere iter .

    "sen, selim ışık, genelevin salonunda ne arıyorsun?

    şu karşında oturan adamlara bak. onların arasında senin ne işin var? büfenin üstündeki aynada kendini hiç seyretmedin mi?

    hangi rüzgâr seni buraya attı iki gözüm? bu ahmak metin için mi? bak karıyla nasıl dansediyor. nasıl yılışık bir gülümsemeyle konuşuyor.

    orada, kenarına iliştiğin kanepede, bir sığıntı gibi oturuyordun. nereden geldin, nereye gidiyordun selim işık? kim bilir bu soruyu orada, öyle büzülmüş otururken kaç kere sormuşsundur kendine?

    çık dışarı selim işık! temiz hava al biraz.

    insan, kötü şeylerle ne kadar az karşılaşırsa o kadar iyi olur.

    hayat tecrübesi mi?

    sanmam. bak karşındaki adam nasıl bir kravat takmış; ceketinin yeşiline bak. sen hiç öyle ceket giydin mi?

    neden odandan çıkmak diye bir mesele attın ortaya? neden, dünyaya, yaşamaya karışmak gibi bir mesele çıkardın? sen konsomosyon yapabilir misin?

    in oradan aşağı. kapıdaki gözetleme yerinden içersini seyretmek isteyen kalabalığa, onlardan birine, bir sözünü anlatabilir misin?

    siz de, selim’in çevresini saran yaratıklar, kiminle birlikte olduğunuzun farkında mısınız? hayatınızda bir daha belki hiç görmeyeceğiniz bu adamın sizi hiç unutmayacağını biliyor musunuz? siz onun yanında kim oluyorsunuz? böyle bir adamın yanında bir daha oturabilecek misiniz bakalım? onun bütün arkadaşları şimdi paşa oldu. sizde hiç utanma yok mu? yer verin biraz. siz, biraz kenara çekilin. sen de rahatsız etme çocuğu, memelerini sallayıp. arkadaşını bekliyor işte: görmüyor musunuz? siz de kapının önünde birikip durmayın. başka yapacak işiniz yok mu? çocuk sıkılıyor işte. bir saattir, parmaklarını birbirine değdiriyor, sigara içiyor, duvardaki yazıları okuyor, biri bir şey sormasın diye yerinden kalkamıyor.

    peki, siz de onun gibi, buraya gelmeden önce, günlerce uykusuz kalarak, yalnız buraya gelmeyi düşündünüz mü? buraya gelmenin ne demek olduğu, sizin de aklınıza takılıp kaldı mı?

    haydi metin! sen de şeyini çabuk tut biraz.

    metin’e baktı: herifin danstan başını kaldırdığı yok. hiç oturmayacak bu gidişle.

    masaya bir yumruk vurdu: “metin!”

    “sarhoş oldunuz galiba.”

    “metin! buraya gel metin!”

    metin, biraz şaşırarak yaklaştı. metin’inki de içkiye devam edileceğini umarak turgut’unkinin içtiğiyle arasındaki farkı kapatmak hırsı içinde hemen masaya oturdu.

    “gidiyoruz metin.”

    “gidiyor muyuz? nereye?”

    kendininkine, göz ucuyla, biraz mahzun baktı.

    “meselenin kaynağına gidiyoruz metin!”

    “kaynağına mı? neresi...”

    turgut ayağa kalktı. kahramanca sallanıyordu.

    “meselenin dibine gidiyoruz. kaynağına gidiyoruz."

    elleriyle masaya dayandı. dişlerini sıktı:

    “hayatın kucağına gidiyoruz metin.”

    “peki, nereye?”

    “kerhaneye!”

    herkes sustu. turgut bağırdı: “hesap. palto. araba.”

    kapıya koştu. şoföre bağırdı: “yürü!”

    “nereye beyim?”

    “kerhaneye!”

    metin, başını arabanın arkalığına dayamış, sabit gülümsüyordu." *
    --spoiler--
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük