Göğe Bakma Durağı adlı şiiriyle beni büyülemiş bir şair.
Aynı zamanda sanırım edebiyatçıların ikinci yeniciler dediği grupta Sezai Karakoç , Edip Cansever gibi ünlü kişılerle şiirler yazmıştır.
Ablam kitap okumayı çok sever. Ben de severim. Annemiz babamız da sever. Zaten evimizde her zaman, her şeyden çok kitap, dergi, ansiklopedi oldu. Evimizde hep kitaplıklar oldu. Kitaplıklar yemek masasından, ne bileyim vitrinden, koltuktan önce düşünülüp konuldu evimize. Romanlar hariç bilim, sanat, tarih, coğrafya, matematik yani akla gelebilecek her tür, hemen hemen.
Bense ailenin en umutsuz romantiği olarak şiire düşkün, yeni tabirle şiire düşmüş. En bulunmayana meyyal olmam artık herkesin dalga geçtiği bir konu. Geçelim.
Acınası hevesimle uzun seneler korkunç şiirler yazdım. Az şiir okumuş ya da hiç okumamış bir çocuğun şiirleri. Yetişkinlerin bu hali daha berbat gerçi. Hatta birçok ödül aldım bu şiirlerle. inanılmaz ya gerçekten. :/ Hatta artırıyorum, hocaların yazdığı şiirleri de düzeltiyordum, burası olmamış şurası olmamış, diye. Vay arkadaş bu ne itimat? Onların yüzünden kendimi dahi sandım. Uzatıyorum yine, geçelim.
Lisede işler böyle yürümedi. insanlar yine yeteneksizdi fakat bilgiliydi, bu kez kütüphaneye dadandım. Şiir antolojileri okudum, bir kısmını çaldım allah affetsin. Hem benden başka kimse okumuyordu :/ Yazmaya devam ettim, artık olağanüstü umutsuzdum. Zaten o kadar karışık ve plansız okuyordum ki bir yere de varamıyordum. Depresyona da girince toptan okumayı bıraktım. Hll spr dvm.
Üniversitede epey iddialıydım, herkesten çok okumuştum bu şiir denen zıkkım hakkında. Sürekli yazıyordum. Ayarsız, amaçsız, kendimi konuşarak ifade etmem gereken ne varsa beceremeyip. Kendimce çok önemsediğim edebiyat bilgilisi, okumuşu bir arkadaşımı da tavlamıştım. Demek ki ben baya iyi yazıyordum. Yahu ben harcanıyordum??
Üniversite bittikten sonra kendime bir kitaplık oluşturdum. Külliyat. Turgut Uyar, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Metin Altıok, Gülten Akın, Neruda, Baudelaire. Eklemek çok uzun, onlarca şair.
Acı bir gerçek. Ben şiir okuyamıyorum. Altyapım o kadar zayıf ki ifadeleri anlayamıyorum. Üstelik senelerce yazdığım çöpleri kabul edemiyorum. Tanrım ben nerede hata yapıyorum?? işsizim, param yok, ihanete uğramışım. Yahu benden iyi şair mi olur?? Olmuyor. Üstelik olmuşları da okuyamıyorum. Kitapları kolileyip memlekete dönüyorum.
Uzun uzun film izliyorum bir süre. Olağanüstü dikkat dağınıklığım filmlere odaklanmama mani oluyor. Acılar içindeyim kendimce, çıkış yolu bulamıyorum.
Sonra işe başlama, istanbul'a yerleşme derken şöyle bir süreç başlıyor ilk 1.5 sene için. "Şu son 1.5 sene gerçek bir düşüştü." Başucumda Büyük Saat. Her gece okuyorum. Sabırla, inatla okuyorum. Baştan alarak defalarca okuyorum. Okudukça anlıyorum, anladıkça ısınıyorum. Derken diğer şairler. Hep çok sevdiğim Neruda özellikle. Hatta bir süre ispanyolca öğrenip kendi dilinde okuyorum. Bir şairi kendi dilinde okumanın hazzına varıyorum. Dil okumuş birini çok kıskanıyorum. Hala çok kıskanıyorum.
Büyük Saat artık benim sığınağım. Birçok şairi çok seviyor ve okuyorum hala, fakat kimisinin sevmediğim, beğenmediğim eserleri oluyor ama Turgut Uyar'a söyleyecek bir söz bulamıyorum.
Dönüp dönüp okuduğum şudur, meraklısı arayıp okur nasılsa. Ben öyle yapmıştım.
Kendimi ifade ederken hala sadece bir avuç kelime kullanıyorum ama artık bu ummanı anlayabiliyorum ve artık sadece çok çok sarhoşken yazma cesareti bulabiliyorum *
Turgut Uyar'ın doğum günü 4 Ağustos'tur, Ahmet Erhan'ın ölüm tarihi de. Senelerce Ankara sokaklarını arşınlayıp kendisini görmek için en ufak bir çaba sarfetmediğim Ahmet Erhan, ölümünden sonra bir hafta ağladığım. Onunla hikayemi bir başka zaman anlatırım.
“ben hep sıkıntılıyım. yani bir adamın canı sıkılır, o ben’im. çünkü bana en yaraşan durumdur sıkıntılı olmak. ben silahsız bir askerim de ondan. törenler askeriyim ben.. törenler askeriyim ben. cumartesi ve pazar askeri. aslında karışık bir şey, kime ne söylenebilir? bir sıkıntıyı ısrarla büyüterek, asıl büyük sıkıntıya ısrarla giden tümün attığı çekirdek. pis bir köleliğe ve sonsuz çılgınlığa varacak bir oluşumu sıkıntıyla bekleyen bölünmez varlık’ın ben’i. ondan severim sıkıntıyı. sevincin o amansız, o aşağılayıcı bönlüğünden korur beni.
ne söylenmişse ve ne söylenmemişse, ne yapılmışsa ve ne yapılmamışsa, ne düzeltilmişse ve ne düzeltilmemişse ondan sıkılan biri. belki, söylenmemişin, yapılmamışın ve düzeltilmemişin telaşı içinde biraz. o kadar. ve sıkıntılı. ve sıkıntılı. işte böyle başlıyordu her yerde mutsuzluk. ve mutsuzluk büyük bir umut gibi çekiyor kendine beni. değişiyorum ve çoğalıyorum gibi. tek büyük doğrunun yarım dilimi o. kim bilebilir işe yaramamanın değişmesini ha? ha!… cumartesi ve pazar günlerinde. yorgun, izinli ve silahsız bir asker. sonra kim döneniyor ortalarda benden başka. şiir yazdığım söyleniyor ortalarda. değil. ben, kutsal bir bahaneyim, belki de bir sığınağım kendime.”
Bir plan yapılırken olası Turgut şahsiyetlerinin gelip gelmeme durumunu belirleyen ve adaptasyon hızı stabil olan kişidir. Abi Turgut bizimle gelir mi ? Abi Turgut uyar.
Sen olsan ne yapardın Turnam
Bir sandala atlamış denize açılmışsın
Yanında ne pusula, ne aş, ne azık
işte karşında Dübbü Ekber, solunda Demirkazık
Salkımsaçak bulutlar, delibozuk dalgalar.
Bütün rahatlıkları sahilde bırakmışsın
Mor rüyalar asmalarda, pembeleri yatakta
Yola düşüp Huu demişsin, Huu işitmişsin
Arpa boyu, çavdar boyu, minare boyu değil
Tut ki gecelerce mısralar boyu gitmişsin..
Bir tuzlu sahile “Ben Robenson’um” deyip
Kemali azametle kadem basmışsın.
Kumlarda ayağının çatlak çatlak izleri
Garip garip ses verirmiş attığın her adım,
Söyle Turnam, insan olsun, köpek olsun, karınca olsun
Bir dost aramaz mısın?..
Yürümüşün akşam olmuş tâbü tüvan kalmamış
Boy vermeye başlamışlar yıldızlar kadir kadir.
Issız sessiz bir bozkır, manasız çimen çiçek
Düşün, şimdi yanında – konuşmasanız bile –
Düşük omuzları, adım sesleri, saçları ile bir insan
Ne denlû ısınırdı yüreciğin kimbilir?..
Okşamak geçerdi içinden parmaklarını,
Nefes alışını dinlemek uzun uzun.
Sonra, meselâ: – Ahmet demek, Ne var, demesi. –
Bozkır karangu, yol uyanık, yıldızlar uzak
Ahmet demek, Mehmet demek, kardeşim canım demek
Bir muhabbet ki sıcaklığına benzer yazın
Ve cümle kanunlara kafa tutmak.
Bu böyle devam edip gitmelidir Turnam,
Bütün yaratılmışlara selâm salmalı, selâm almalı
iyi günlerden, kötü yıllardan, baharlardan
Gecelerin peşinde kaybolmuş diyarlardan..
Alı! Şimdi şu sessiz gecemde bana:
-Turgut, kalk gidelim.- diyen bir dost olmalı
Bence ikinci yeninin en güçlü şiirlerine imza atmış olan şairdir.
ikinci yenide Ece Ayhan var mesela. Ama o okuyucudan çok diğer şairlere şiir yazan biri gibi gelir bana her zaman.
Cemal Süreyya... Şairliğini tartışacak değilim elbet. Muazzam bir şairdir ama işte belki ideoloji ile arasındaki o kopukluk sanki şiirlerinin çoğunu havada bırakıyor.
işte Turgut Uyar bence bunların tamamından rafine bir şair.
Mutsuzlukdan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
Sevgim acıyor
Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlarda orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak
En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
öteden beri yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
sevgim acıyor
Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar
Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
ilkbahar geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar