Bütün pencerelerde bekleyen benim,
Ve o çalmayan bütün telefonlarda
Aylardır konuşan da
Kabul...
Bir kez yolda karşılaşalım
Onunla da avunacağım
Adımı sesince duymaktan vazgeçtim
Sesini duysam, susacağım.
Yel esiyor ama
Değirmen dönmüyor
Kuraklık bu,
Adın ekmeğe dönüşmüyor.
"Ben bu şehre nerden geldim
Bir avuç gökyüzü için başım havalarda
Dedim ki yalnızlığım inadına büyüsün
Üç dört kişi arasında inadına çoğalsın
inadına sahipsiz gelişsin aşkım
Bir uğultu gibi dört yönümde
inadına sahipsiz
Ben bu şehre deliler gibi sevdalı geldim
Nasıl çıkıp gideceğim belirsiz.."
kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat
mutsuzluk acıya varana kadar
artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi
öyle bir gölge ki belki çok dardır
kısa vakitlerinde aceleci akşamın.
"Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm,
Önce sesin gelir aklıma,
Sonra cumartesi geceleri gelir,
Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum,
Bir yağmur yağsa beraber ıslansak." Doğum günün unutulmasın güzel insan.
"Durduğum yer benim değil iken, gidebilecek bir yerimin olmaması ne acı; gidebilecek bir yerim yok iken hâlâ ve inatla durmayışım ne gaflet; nihayetinde ölmüyorken yaşıyor olan insanın, yaşıyorken öldüğünü bilmemesi bu, bu ne tuhaf bi’ hayret."