%99'unun trabzonsporu tutmaları ve milli duyguları yüksek olmalarından ötürü takdire şayandır trabzonlular... ancak türklüğü red eden, barzani-apo ile sarmaş dolaş olan bir oluşuma da milliyetçilerse pek tabii tepkilerini koymalılardır. trabzonlular özünde aslında laz falan değillerdir. trabzon ağırlıkla çepni türküdür. lazlar türkiye'de rize, artvin hattında bulunan ve sayıları yarım milyonu geçmeyen kafkas kökenli küçük bir topluluktur. zaten osmanlı'da da trabzon bir eyaletti ve başka bir adı da yoktu. lazistan sancağı ise rize, artvin hattında trabzon eyaletine bağlı bir sancak idi. lazlar yaşadığı için(ancak yine sadece lazlar yoktu) o ad verilmişti. trabzon, giresun, ordu, samsun'u dahi laz, elazığ, erzurum, erzincan, malatya, gaziantep, kilis, osmaniye, sivas, kahramanmaraş, kars, ığdır, ardahan gibi ama türkmen, ama azeri türkü ama karapapak türkleri nüfus yoğunluklu illerimizi de kürt zanneden cahiller veya bunu kasıtlı yapan hainler var... ozan arif ustaca cevabı vermiştir zaten "elazığ'da gakgoşlar, erzurum'da dadaşlar türklüğüne laf ettin mi yedi ceddinden başlar" kaldı ki bir yerde kürt, arap, laz nüfusun fazla bulunması bir şeyi değiştirmez orası yine türkiye cumhuriyeti sınırları içinde türk toprağı olarak devam eder... bu avrupa'da da, amerika'da da her yerde de böyledir...
özetle lazistan sadece ufak bir sancaktı, sonradan bu ismi almıştı ve nüfusu da sadece lazlardan oluşmuyordu. yine Türkler, Gürcüler, Hemşinliler, Rumlar ve Poşalar şeklinde etnik gruplar vardı. başbakan'in bugün bilgisizce veya birilerinin dayatması ile kürdistan diye bahsettiği yer de osmanlı'da dahi sadece 17 senelik geçerli olmuş bir şeydir... yani yalnızca diyarbekir eyaleti dediğimiz van, hakkari, siirt, mardin'i falan içerisine alan bir yerdi. osmanlı döneminde kürtlerin iyi sayıda nüfusunun bulunduğu güneydoğu ve kuzey ırakta diyarbekir, musul, şehrizor, rakka ve halep eyaletleri bulunuyordu. ve bu eyaletler de hiçbir zaman saliyaneli gibi özel statülü eyaletler değillerdi. 19. yüzyılın başlarından itibaren bölge üzerinde yoğunlaşan oryantalist çalışmalar ve özellikle de tanzimat döneminde etkisini artıran batılı devletlerin hasta adam diye tabir ettikleri osmanlı devletini parçalama siyaseti bağlamında düşündükleri planlar doğrultusunda seyahatnamelerde, çizdikleri haritalarda ve kendi yazdıkları eserlerinde doğu anadolu için armenia, diyarbekir eyaleti için de kürdistan tabirini kullanmaya başlamışlardır. 1847 yılında yapılan zorlama bir düzenleme ile de van, hakkari, siirt, muş ve mardin sancaklarını içerisine alan bölge kürdistan eyaleti olarak olarak adlandırılmış ancak bölgenin gerçekleri ile örtüşmeyen ve hiçbir tarihi zemini olamayan bu suni dönemde 17 yıl sonra yani 1864 yılında kaldırılmıştır. zira buralarda da tek başına kürt nüfus yaşamıyordu. türkmenler, ermeniler, zazalar, araplar, süryaniler gibi toplumlar vardı ve bölgenin gerçeklerine de hiçbir zaman uymamıştır.
araştırma yapmadım ama hemen hepsi de 2010-2011 sezonunda trabzonspor'un şampiyon olduğunu biliyorlar.
partisinin adı adalet ile başlayan ve bu ülkenin başbakanı olan kişi ise yarın bu şehre gelerek akyazı projesi olarak bilinen yeni stadın temel atma törenine katılacak.
bu şehirden biri de çıkıp bu hususta bir hesap soramayacaksa o kişiden adamlığınızdan şüphe ederim.
bu kadar basit...
ekmeği o kadar sert olabiliyor ki, ucunu sivriltseniz; mızrak, top şekli verseniz; gülle, savaşta bombardıman uçağı mühimmatı, suya dayanıklı olsa kaldırım taşı olarak kullanabilirsiniz. oyma, heykel gibi sanatsal faaliyetlerde yaratıcılığı size bırakıyorum.
Geneli kir bayir olan , sehir merkezi pek yesil olmayan , dag basina kurulu eski evleri , mobilya saticisinin yaninda , demirci bulunan , bazi eski yapilara sahip bir memleket .
karadeniz in en güzel şehri.sadece kemençe dinlenen ve horon oynanan bir şehir değildir. şehir merkezinde bir çok rock bar vardır. türkiye'de rap dinlenen şehirler sıralamasında 6.dır. son breakdance şampiyon takımı bu şehirden çıkmıştır.
yağmurlu bir iklime sahip olsa da abartıldığı derecede değildir. sürekli yağmur yağan yerleri yüksek yerlerdir.
en büyük meseleye gelelim. smile was here. trabzon'da laz nüfusu çok azdır. bu nüfus ise göç ile gelmiştir.
trabzon merkezinde görülen ve eskiden beri süregelen sol ideolojisini ve iktidarını, göçler sonrası kaybetmiştir.
vatansever oldukları söylenir. Birçoğu için doğru olabilir. Ancak vatanseverlik eğer sadece ''ben vatanımı seviyorum'' demekten ibaretse ve hiçbir şekilde eyleme dönüşmeyecekse yemişim öyle vatanseverliği.
Vatanını, toprağını seviyorsan karadeniz insanın o açık sözlülüğünü ve cesurluğunu göstereceksin. Cepheye gidip savaşmak ayrı. Artık cephede savaşmadan içten içe kemiriyorlar bizi.
Sen çıkıp benim bu dereme ne yapıyorsun, dağları yerinden oynatan bu makinaların bu dağlarda ne işi var diyemiyorsan bana vatanseverlikten bahsetme.
Gidin uzungöl'e, gidin sümela manastırı'na herkesin hayretler içerisinde kalarak cennetten bir köşe belledikleri bu tarihi ve doğal güzellikleri görün. Ama bunları görmeye giderken o yollarda çalışan iş makinalarını, dere yataklarında kurulan setleri, yemyeşil ormanların arasındaki taş ocaklarını da görün.
Ve sorgulayın.
Eğer hala temizleyemeyecekse kimse kendi kapısının önünü, koruyamayacaksa toprağını, deresini, vadisini, hala yere atacaksa sigarasının izmaritini yemişim öyle vatanseverliği.
negatif elektrik saçan, asabi tahammülsüz insanların ağırlıkta olduğu, linç gibi şeylerin yemek içmek kadar doğal karşılandığı, denizi denize caddeleri caddeye, stadyumu stadyuma benzemeyen şehir.
Memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim,
memleketim,
memleketim...
dünyanın en güzel yeridir benim için. ömrümün en güzel günleri burada geçti.
peki trabzon'da napılır?
önce nefes alınır trabzon'da. temiz, hani içine çekince boğazına düğümlenmeyen tüm göğüs kafesini dolduran cinsinden.
sonra; biraz meydan'ı tanımaya çalışmak gerek. zira sokaklar her biri birleşir bir yerde bu yüzden trabzon yürüme gezilir.
napalım bu gün mesela iş güç yok, ganita'ya gidip yürüyüş yapalım.
kuyumculardan aşağa, köşedeki simitçiden bir trabzon simidi alalım.
sonra kalkanoğlunda kara pirinç pilavi ile kavurma yiyelim.
sonra meydanda bulgurkingde bulgur pilavı.
boztepe'ye çıkalım akşamları, manzaraya karşı semaverde çay içelim, günü batıralım.
sonra yaylalara çıkalım adı sayma ile tükenmez.
az geri gidelim akçaabat sahiline. denize sıfır manzarasında akçaaat köfte yiyelim.
akçaabata gelip da beton helva yememek olur mu hiç helvacıya uğrayalım.
bir gün sabah erken saatte vuralım yola sümelaya gidelim.
manastırın tepesinden bulutlara tutanacak kadar yakınken biraz düşünelim.
orada hemen akan serin derenin üstünde bir kiremit köfte, bir fırın sütlaç yiyelim.
ağaçların arasında ruhun temiz, ciğerilerin temiz geri gelelim.
sonra bir sabah tekrar vuru gidelim yolu çaykara'ya. uzun cami ye karşı yer sofrasında peynir zeytin reçel bal değil, ekşi trabzon ekmeğini bana bana uzata uzata kuymak yiyelim.
hiç çay içmeyenin bile ince belli bardakla ne kadar çay içebildiğine şahit olalım.
alışveriş merkezi mi istiyorsun forum var.
e alışveriş istersen istanbul da izmir de hangi mağazalar var ise hepsi burada.
e maç desen, git kendi stadında izle.
özetle, misafir değil de oranın insanıysan trabzon zaten eksiksiz.
dünyanın en güzel yerlerinden.
ne demişti nazım hikmet, memleketim, memleketim...
yine cisil cisil mi yağıyor yağmur uzun sokağın taşlarına
ganitanın kayıklarında martılar gizliden gizliye öpüşüyorlar mı
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
anıların şehrini düşünüyorum ayrılıkların ötesinde bir yerden
taşbaşının dar sokağından denize inen simitçinin ve hamsicinin sesi geliyor
tavada cısır cısır öten tereyağının kokusuna
meydanındaki limoncunun tablasına bir hoş olmuşum
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
varsın yağsın yağmur cisil cisil üstüne
ellerin cebinde ya, yürüyorsun ya o şehrin sokaklarında, yağmurdan sanane
yürüyüp gitmeli limana, oradan da mendireğe, taa ucuna kadar
ve çökmeli bir taşın üstüne
ama karayel patlamış, fırtına varmış, dalgalar adam boyuna geliyorlarmış, ıslanıyormuşsun
vakit de akşamlardan bir akşammış sanane
kalkanoğlunun pilavını
mehmet salih'in çayını
bodos'un meyhanesini
gülbahçenin dönerini
ve pazar sabahlarının vazgeçilmez peynirlisini çekiyor canım
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbuluna inat
yeşilin bin tonunu koynunda barındıran
yüce karlı dağların bile selam durduğu o güzelim şehre,
istanbul'un soğuk ve çirkin akşamlarından binlerce sevgi
meydandan kalktık mıydı saate varmaz hamsiköydeyiz
konakoğlunda oturur başbaşa sütlaç yeriz
naraburnundan eser bir rüzgar, olur içimiz tertemiz
bu sene gidemiyorum, seneye birlikte gideriz.
lanet ettiğim yerlerin başında gelir. malesef ki öğrencisi olduğum kenttir. adamı bunaltır. sosyal aktivide denilen olay yok denecek kadar az. gelmeyin.
staj işleri yüzünde fazladan bir hafta daha durmak zorunda kaldığım şu günlerde anladım ki öğrenci yokken çekilmiyor lan bu şehir. okul bitiyor sokaklar bomboş kalıyor vala. sahiden o kadar öğrenci var mıydı bu şehirde yahu?
meşhur meydan parkında sadece temiz futbol eylemleri için değil gezi parkı için de toplanabileceğini bizlere gösteren duyarlı insanların bulunduğu şehir.